Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Muhammed Sûresi, 28. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Muhammed Sûresi, 28. Ayet

    ذٰلِكَ بِاَنَّهُمُ اتَّبَعُوا مَٓا اَسْخَطَ اللّٰهَ وَكَرِهُوا رِضْوَانَهُ فَاَحْبَطَ اَعْمَالَهُمْ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Żâlike bi-ennehumu-ttebe’û mâ esḣata(A)llâhe ve kerihû ridvânehu feahbeta a’mâlehum

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      27-28. “Melekler yüzlerine ve arkalarına vurarak onların canlarını alırken durumları nasıl olacak bakalım! Bunun da sebebi, Allah’ı öfkelendiren işlerin peşine düşmeleri ve O’nun hoşnut olacağı işlerden nefret etmeleridir. Bu yüzden Allah da onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır.”

      Hiç kimse, Allah’ı öfkelendiren işlerin peşine düşmeyi ve O’nun hoşnut olacağı işlerden nefret etmeyi gaye edinmez. Ancak onlar, Allah’ı öfkelendiren işleri yapmanın peşine düştükleri zaman, bu işler yüzünden sanki Allah’ın öfkesinin peşine düşmüş olmaktadırlar. Aynı şekilde Allah’ın hoşnut olacağı işleri terk ettikleri ve onlardan nefret ettikleri zaman da, sanki Allah’ın hoşnut olmasından nefret etmiş olmaktadırlar. Bu, şu İlâhî beyanda belirtilen husus gibidir: “Ey âdemoğulları! Size ‘Şeytana kulluk etmeyin dememiş miydim?”. Aslında kimse şeytana kulluk etmeyi gaye edinmez, fakat onlar şeytanın emirlerine ve çağrısına uydukları zaman sanki ona kulluk etmiş olmaktadırlar. Bu, bir şeyi, sebebinin ismi ile isimlendirmektir. Dilde bir şeye, sebebinin ismi ile isim vermeye mani bir durum yoktur. En doğrusunu Allah bilir. Bu yüzden Allah da onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Zalike (ذَٰلِكَ)

        İbn Fâris, bu kelimeyi uzaklık bildiren bir işaret ismi olarak ele alır ve burada zikredilen sonucun (amellerin boşa çıkmasının) kesin bir nedene dayandığını vurguladığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zalike"nin bir önceki ayette tasvir edilen o dehşetli ölüm anı ve azabın gerekçesini açıklayan bir atıf işlevi gördüğünü ifade eder. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "İşte bütün bu cezalar şundandır ki..." şeklinde bir mantıksal kurgu başlattığını ve ilahi adaletin nedenselliğini pekiştirdiğini savunur.

        İttebe'u (اتَّبَعُوا)

        İbn Fâris, t-b-v (ت-ب-ع) kökünün bir şeyin arkasına takılmak, onun izini sürmek ve ona eklemlenmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ittiba" eyleminin burada hem zihinsel hem de fiziksel bir bağlılığı temsil ettiğini, münafıkların ve kâfirlerin hakikat yerine kendi arzularını veya yanlış otoriteleri rehber edindiklerini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kavramı "itaat" ve "sadakat" düzleminde analiz eder; ona göre bu, kişinin kendisini kime veya neye göre konumlandırdığını gösteren ahlaki bir seçimdir. Mustafa Öztürk, kelimenin burada bilinçli bir "taraf seçme" eylemini nitelediğini ve bu tercihin sonuçlarının kişiyi kuşatacağını vurgular.

        Eshata (أَسْخَطَ)

        İbn Fâris, s-h-t (س-خ-ط) kökünün "rıza"nın zıttı olan öfke, hoşnutsuzluk ve bir durumu çirkin bulma anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ishat"ın (eshatallâhe) Allah'ın öfkesini celbedecek, O'nun gazabına yol açacak olan eylemler bütünü olduğunu ifade eder. Mustafa Öztürk, bu kelimenin münafıkların ve müşriklerin İslam'ın temel ilkelerine ve vahyî düzene karşı yürüttükleri yıkıcı faaliyetlerin ahlaki karşılığı olduğunu savunur. Sadık Kılıç, "eshat" kavramının ilahi mizanı bozan ve varoluşsal bir kopuşa yol açan negatif bir enerji ve sapma olduğunu belirtir.

        Allâh (اللَّهَ)

        İbn Fâris, ismin e-l-h (أ-ل-ه) kökünden türediğini ve mutlak otoriteyi, her şeyin kendisine yöneldiği tek varlığı temsil ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah lafzının bütün kemal sıfatlarını barındırdığını ve buradaki kullanımın, öfkesinden sakınılması gereken en yüce mercii hatırlattığını ifade eder. Mustafa Öztürk, ismin burada ilahi adaletin ve hükmün kaynağı olarak zikredildiğini vurgular.

        Kerihü (كَرِهُوا)

        İbn Fâris, k-r-h (ك-ر-ه) kökünün bir şeyin nefse ağır gelmesi, hoşlanılmaması ve zahmetli bulunması anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kerahiyet"in burada Allah'ın razı olduğu şeylere karşı duyulan iradi bir direnç ve kalbi bir iticilik olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi "iman"ın getirdiği ferahlığın (inşirah) tam zıttı olan bir "iç daralması" ve hakikati dışlama eylemi olarak tanımlar. Mustafa Öztürk, inkârcıların İslam'ın getirdiği ahlaki disiplin ve toplumsal adaletten duydukları sosyolojik rahatsızlığın bu kelimeyle simgelendiğini belirtir.

        Ridvânehu (رِضْوَانَهُ)

        İbn Fâris, r-d-y (ر-ض-ي) kökünün "hoşnutluk, razı olma ve bir durumun kalbe uygun gelmesi" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rıdvan" kelimesinin "rıza"dan daha özel ve üstün bir dereceyi ifade ettiğini, Allah'ın büyük ve sonsuz hoşnutluğu anlamına geldiğini söyler. Toshihiko Izutsu, bu kavramı "ilahi onay" (divine approval) olarak tanımlar ve müminin ulaştığı en yüksek manevi mertebe olduğunu vurgular. Mustafa Öztürk, münafıkların "rıdvan"dan nefret etmelerinin, onların aslında ilahi rıza gibi bir dertlerinin olmadığını ve tamamen dünyevi menfaat odaklı yaşadıklarını kanıtladığını savunur. Sadık Kılıç, rıdvanın insanın hakikatle olan barışıklığını ve varoluşsal bütünlüğünü temsil ettiğini belirtir.

        Ahbeta (أَحْبَطَ)

        İbn Fâris, h-b-t (ح-ب-ط) kökünün "hayvanın zehirli ot yiyerek karnının şişmesi ve ölmesi" manasındaki asıl anlamını vurgulayarak, amelin boşa çıkmasını da bu içten içe çürümeye benzetir. Râgıb el-İsfahânî, "ihbat"ın yapılan işlerin sevabının ve değerinin büyük bir kötülük (nefret ve inkâr) sebebiyle tamamen silinmesi anlamına geldiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi "amellerin ontolojik olarak buharlaşması" şeklinde tanımlar. Mustafa Öztürk, kâfirlerin İslam'ı engellemek için giriştikleri tüm organizasyonların ve çabaların Allah tarafından etkisiz kılındığını simgelediğini belirtir. Hidayet Aydar, kelimenin burada bir "silme" ve "iptal etme" fonksiyonu gördüğünü ifade eder.

        A'mâlehum (أَعْمَالَهُمْ)

        İbn Fâris, a-m-l (ع-م-l) kökünün bir niyet ve amaç doğrultusunda yapılan sürekli eylemleri ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "amel"in iradeli bir iş olduğunu ve burada münafıkların stratejik planlarının kastedildiğini söyler. Toshihiko Izutsu, bu kavramın bireyin ahlaki kimliğinin somutlaşmış hali olduğunu vurgular. Mustafa Öztürk, ayetteki bu kullanımın, batıl uğruna yapılan her türlü yatırımın ve çabanın ilahi terazi karşısındaki hiçliğini simgelediğini belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X