Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Muhammed Sûresi, 22. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Muhammed Sûresi, 22. Ayet

    فَهَلْ عَسَيْتُمْ اِنْ تَوَلَّيْتُمْ اَنْ تُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ وَتُقَطِّعُٓوا اَرْحَامَكُمْ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fehel ‘aseytum in tevelleytum en tufsidû fî-l-ardi ve tukatti’û erhâmekum

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Yönetimi üstlenseniz hemen yeryüzünde kötülük çıkaracak ve yakınlık bağlarını parça parça edecek değil misiniz?”

      Bu âyetin yorumunda ihtilaf edilmiştir. Bazıları şöyle dedi: Âyetin başındaki “fe hel aseytüm” (فَهَلْ عَسَيْتُمْ) kelimeleri, muhtemelen siz öyle yaparsınız demektir. Üstlenirseniz anlamına gelen “in tevelleytüm” (إِنْ تَوَلَّيْتُمْ) tabiri de bu ümmetin işlerini yönetmeyi üstlenirseniz demektir. Yeryüzünde kötülük çıkarır ve yakınlık bağlarını parça parça edersiniz. İbn Abbâs (r.a.) şöyle dedi: Bu âyetin hükmü yaşandı, Ümeyyeoğulları [Emevîler] bu ümmetin yönetimini üstlendiler, hemen sonra âyette belirtilen kötülüğü yaptılar ve akrabalık bağlarını parça parça ettiler. O insanların Resûlullah (s.a.) ile akrabalık bağları vardı, ama bunlar Cenâb-ı Hakk’ın bu âyette belirttiği kötülüğü yaptılar. En doğrusunu Allah bilir.

      Bazıları ise şöyle söyledi: Âyet münafıklar hakkında gelmiştir. Onlar Resûlullah’a (s.a.) geliyor ve söylediklerini dinliyorlardı. Sonra oradan ayrıldıklarında yeryüzünde kötülük işliyor ve âyetin belirttiği işleri yapıyorlardı. Tıpkı şu İlâhî beyanda belirtildiği gibi: “İnsanlardan öylesi vardır ki dünya hayatı konusundaki sözleri senin hoşuna gider; o, düşmanların en yamanı olduğu halde kalbinde olana Allah’ı şahit de tutar. Hâkimiyeti ele aldığında ise ülkede bozgunculuk çıkarıp ürünleri ve nesilleri yok etmeye çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez”. Bazıları da şöyle dedi: Âyetin ancak Harûrîler ve Hâricîler hakkında gelmiş olabileceğini zannediyorum. Âl-i İmrân sûresinde geçen “O ölür veya öldürülürse gerisin geri dönecek misiniz?” meâlindeki âyeti dikkate aldığımızda, bu âyetin irtidat edenler hakkında gelmiş olması da mümkündür, çünkü onlar gerisin geriye dönmüşlerdi. En doğrusunu Allah bilir. Katâde şöyle dedi: “Durum (savaş emri) kesinlik kazanınca Allah’a karşı sadakat gösterselerdi onlar için hayırlı olacaktı”. Yani işler gerçekleştiğinde Allah ve resûlünün emirlerine itaat etseler ve makbul söz söyleselerdi, kendileri için daha hayırlı olurdu. Eğer üstlenirseniz diye başlayan bu âyette ise Cenâb-ı Hak şunu söylemektedir: Eğer benim kitabımdan ve bana itaatten yüz çevirirseniz yeryüzünde kötülük çıkarırsınız. Katâde şöyle diyor: Allah’ın kitabından yüz çevirdiklerinde insanların nasıl haram kanlar döktüklerini, akrabalık bağlarını paramparça ettiklerini, Rahmân’a âsi olduklarını ve haram mal yediklerini görmediniz mi? Bu âyetin, peygamber olarak gönderilmeden önce Resûlullah’a (s.a.) inanan, fakat peygamber gönderildiğinde onu inkâr edenler hakkında gelmiş olması da muhtemeldir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Fe-hel (فَهَلْ)

        İbn Fâris, bu yapının takip ve sebep bildiren "fe" harfi ile soru (istifham) edatı olan "hel"den oluştuğunu, burada bir durumun vuku bulma ihtimalini sorguladığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hel" edatının burada basit bir soru sormaktan ziyade, muhatabın mevcut karakter yapısından hareketle gelecekte yapabileceği olumsuz eylemleri onaylatma (takrir) ve kınama (tevkif) amacı taşıdığını ifade eder. Mustafa Öztürk, bu ifadenin bir "beklenti" sorusu olduğunu; yani münafıkların veya imanı zayıf olanların sorumluluktan kaçtıklarında içine düşecekleri kaçınılmaz durumu vurguladığını belirtir.

        Asaytum (عَسَيْتُمْ)

        İbn Fâris, a-s-y (ع-س-ي) kökünün bir şeyin yaklaşması ve ihtimal dahilinde olması (teracci) anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin Arapça gramerinde umut veya korkuyla karışık bir beklentiyi ifade ettiğini, ancak Allah'ın kelamında yer aldığında bu ihtimalin muhataplar için bir "uyarı ve kesinlik" arz ettiğini söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki kökenlerine değinerek, bunun bir durumun gerçekleşme potansiyelini niteleyen bir yardımcı fiil olduğunu ifade eder. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "Sizden beklenen budur ki..." veya "Şu durumda sizin yapacağınız şey şundan başkası değildir..." şeklinde bir karakter tahlili sunduğunu savunur.

        Tevelleytum (تَوَلَّيْتُمْ)

        İbn Fâris, v-l-y (v-l-y) kökünün asıl anlamının "yakınlık, bir şeyin peşinden gelmek ve bir işi üstlenmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tevelli" kelimesinin iki zıt anlamı barındırdığını ifade eder: Birincisi bir şeye yönelmek ve onu yönetmek (velayet), ikincisi ise bir şeyden yüz çevirip gitmek. Ayette her iki anlamın da kastedilmiş olabileceğini; yani hem "yönetimi ele alırsanız" hem de "cihaddan/imandan yüz çevirirseniz" manalarına geldiğini söyler. Toshihiko Izutsu, kelimeyi Kur'an'ın siyasi-dini terminolojisinde "hakikatten sapma ve otoriteyi kötüye kullanma" düzleminde analiz eder. Mustafa Öztürk, buradaki kullanımın özellikle "iş başına gelmek, iktidar sahibi olmak" anlamına ağırlık verdiğini, zira devamındaki "ifsat" ve "akrabalık bağlarını koparma" eylemlerinin ancak bir güç ve otorite ile mümkün olabileceğini savunur.

        En tufsidu (أَن تُفْسِدُوا)

        İbn Fâris, f-s-d (f-s-d) kökünün "ıslah"ın zıttı olduğunu, bir şeyin itidâlden, dengeden ve yararlı olma halinden çıkması anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ifsad"ın hem maddi hem de manevi düzeni bozmak olduğunu; zulüm, haksızlık ve adaletsizlik yoluyla yeryüzündeki barış nizamını tahrip etmek manasına geldiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, ifsad kavramını Kur'an'ın toplumsal ahlak yapısında "kaos çıkarmak" (mischief) olarak tanımlar ve bunun "takva" ile kurulan nizamın tam zıttı olduğunu vurgular. Mustafa Öztürk, bu kelimenin özellikle otoriteyi ele geçirenlerin kendi kabilevi hırsları ve cahiliye alışkanlıkları uğruna toplumsal adaleti ayaklar altına almalarını nitelediğini belirtir.

        Fi'l-ardi (فِي الْأَرْضِ)

        İbn Fâris, e-r-d (e-r-d) kökünün "altta olan, gökyüzünün zıttı" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "arz" kelimesinin burada üzerinde yaşanılan ve toplumsal nizamın kurulması gereken mekanı, yani insanların hukuki ve ahlaki sorumluluk alanını temsil ettiğini söyler. Mustafa Öztürk, bu ifadenin yeryüzündeki genel toplumsal düzeni ve Medine merkezli kurulan yeni İslam devletinin sınırlarını da kapsayan bir genişlikte olduğunu ifade eder.

        Ve tukattiu (وَتُقَطِّعُوا)

        İbn Fâris, k-t-a (k-t-a) kökünün bir şeyi bir bütünden ayırmak, kesmek ve koparmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "tef'il" babında (tukattiu) gelmesinin eylemdeki şiddeti, sürekliliği ve acımasızlığı ifade ettiğini; yani bağların basitçe kopmasını değil, kasten ve parçalanırcasına koparılmasını nitelediğini söyler. Mustafa Öztürk, bu kelimenin cahiliye dönemindeki kabile savaşlarının ve bitmek bilmeyen kan davalarının akrabalık hukukunu nasıl paramparça ettiğine dair sarsıcı bir tasvir sunduğunu vurgular. Sadık Kılıç, kesme eyleminin burada sosyal ve biyolojik bağları yok ederek insanı yalnızlığa ve köksüzlüğe mahkûm etmek anlamına geldiğini belirtir.

        Erhâmekum (أَرْحَامَكُمْ)

        İbn Fâris, r-h-m (r-h-m) kökünün asıl anlamının "şefkat, merhamet ve incelik" olduğunu; annenin dölyatağına da (rahim) içindeki cenine olan şefkati ve koruyuculuğu sebebiyle bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "erham" kelimesinin burada kan bağına dayalı tüm akrabalık ilişkilerini simgelediğini ve bu bağların "rahmet" (merhamet) köküne dayanmasının, akrabalığın özünde sevgi ve koruma olması gerektiğini gösterdiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın "sıla-i rahim" kavramıyla cahiliyedeki körü körüne kabile asabiyetini ahlaki bir merhamet bağına dönüştürmeyi amaçladığını, ancak ayette zikredilen kişilerin bu bağları kopardığını belirtir. Mustafa Öztürk, "erham"ın koparılmasının, iktidar ve menfaat hırsıyla en yakınlarını bile feda edebilecek bir karakter yozlaşmasını ifade ettiğini savunur. Hidayet Aydar, bu kelimenin toplumun en temel yapı taşı olan aile ve akrabalık bağlarının kutsallığına işaret ettiğini söyler.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X