ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ مَوْلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَاَنَّ الْكَافِر۪ينَ لَا مَوْلٰى لَهُمْ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Muhammed Sûresi, 11. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: muhammed suresi, sahipsizlik, yardımcı, muhammed suresi 11. ayet, muhammed 11, dost, allah, küfür, kafir, örtmek, gizlemek, nankörlük, inkar, münkir, gavur
-
“Bu, iman edenlerin yar ve yardımcılarının Allah olmasının, kâfirlerin ise böyle bir yardımcılarının bulunmamasının sonucudur.”
Bu âyet şöyle tefsir edilir: Allah Teâlâ’nın onlara bütün bunları hatırlatmasının sebebi şudur: Emrine uyanlardan ve kendisine iman edip tasdik edenlerden azabı defetmek için Allah onlara yardım edecektir. Emirlerine uymadıkları ve kendisini tasdik etmedikleri için kendilerinden azabı defetmekte kâfirlere yardım etmeyecektir. Yahut Allah şunu söylemektedir: Bu işaret ismi, iman edenlerden azabı defetmeye işaret etmektedir, çünkü Allah Teâlâ onların işlerini üzerine almış ve onları korumuştur. Kâfirlerin işlerini ise üzerine almamıştır, yani onları korumamış, kendi başlarına terketmiş ve inkâr etmeyi tercih edeceklerini bildiği için onları kendi tercihleriyle başbaşa bırakmıştır. Müminlerin ise tasdik etmeyi ve emirlerine uymayı tercih edeceklerini bildiği için işlerini üzerine almış ve onları korumuştur. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Zâlike (ذَٰلِكَ)
İbn Fâris, bu kelimenin uzaklık bildiren bir işaret ismi olduğunu ve burada zikredilen hükmün (müminlerin ve kâfirlerin akıbetlerinin) kesinliğini, bu durumun sarsılmaz bir gerekçeye dayandığını vurguladığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, işaret isminin burada bir önceki ayetlerde tasvir edilen sahnelerin (müminlerin ödüllendirilmesi ve kâfirlerin helakı) nedenini açıklayan bir bağlaç görevi gördüğünü belirtir. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "İşte bütün bu olup bitenler şundandır ki..." şeklinde bir nedensellik ilişkisi kurarak, ilahi adaletin işleyiş biçimine ve sonuçların tesadüf olmadığına dikkat çektiğini savunur.
Allâhe (اللَّهَ)
İbn Fâris, bu ismin kökenini e-l-h (أله) harflerine dayandırır ve asıl anlamının "ibadet edilen, kulluk sunulan yüce varlık" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah lafzının bütün kemal sıfatları kendinde toplayan, varlığı zorunlu olan tek varlığın özel ismi olduğunu ve başka hiçbir varlık için kullanılamayacağını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin erken Sami dillerindeki "İl" ve "İlah" formlarıyla olan kökensel bağlarına ve Arapçadaki gelişim sürecine değinerek bu ismin mutlak otoriteyi temsil ettiğini belirtir. Mustafa Öztürk, bu ismin Kur'an'ın tevhit sisteminde hem yaratıcıyı hem de müminlerin yegâne koruyucusunu ve siyasi-hukuki otorite kaynağını temsil ettiğini vurgular.
Mevlâ (مَوْلَى)
İbn Fâris, kelimenin v-l-y (ولى) kökünden geldiğini ve asıl anlamının "yakınlık, bitişiklik ve bir şeyin ardınca gelmek" olduğunu belirtir. Bu kökten hareketle; koruyucu, dost, yardımcı ve hami gibi anlamların türediğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "mevla"nın gerçek anlamda yardım eden ve işleri üstlenen kişi olduğunu; Allah'ın müminlerin mevlası olmasının onları koruması, desteklemesi ve muzaffer kılması demek olduğunu söyler. Toshihiko Izutsu, kelimeyi cahiliye dönemindeki "velâ" (müttefiklik/koruma) sistemi üzerinden analiz eder; ona göre Kur'an, bu toplumsal kurumu ilahi bir boyuta taşıyarak Allah ile müminler arasında sarsılmaz bir "patron-müşteri" (koruyan-korunan) ilişkisi kurmuştur. Arthur Jeffery, kelimenin Süryanice ve Aramice "mawlâ" (efendi, hami) formlarıyla olan paralelliklerini ve kavramın semitik dillerdeki gelişimini not eder. Angelika Neuwirth, bu ayetteki "mevla" kavramının Mekke aristokrasisinin kabile içi koruma sistemlerine bir meydan okuma olduğunu, gerçek korumanın kabileden alınıp Allah’a devredildiğini ifade eder. Mustafa Öztürk, Medine dönemindeki askeri ve siyasi çatışmalar atmosferinde müminlerin en büyük ihtiyacının güvenilir bir hami olduğunu, ayetin Allah'ı bu makamda konumlandırarak müminlere psikolojik ve sosyolojik bir özgüven verdiğini savunur. Sadık Kılıç, bu kavramın ontolojik bir "sahiplik" içerdiğini ve insanın varoluşsal sığınma ihtiyacına cevap veren ilahi bir kucaklayış olduğunu belirtir.
Ellezine (الَّذِينَ)
İbn Fâris, bu kelimeyi işaret edilen bir grubu nitelemek ve bir sonraki eyleme bağlamak için kullanılan bir yapı olarak tanımlar. Râgıb el-İsfahânî, bu ism-i mevsulün burada müminleri kâfirlerden ayıran temel niteliği vurgulamak ve belirli bir topluluğa işaret etmek için seçildiğini belirtir. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet içindeki işlevinin, Allah'ın himayesine (mevla) girmeye hak kazanan özne grubunun (müminler) sınırlarını çizmek olduğunu ifade eder.
Âmenû (آمَنُوا)
İbn Fâris, e-m-n (أمن) kökünün "korkusuzluk, sükûnet ve bir şeye güvenmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, imanın kalbin tasdiki ve Allah'a teslim olmak, O'ndan gelen her şeyi güvenle kabul etmek olduğunu söyler. Toshihiko Izutsu, imanın Kur'an'ın semantik dünyasında "Allah'ın mesajına verilen aktif ve olumlu yanıt" olduğunu, burada müminlerin Allah'ın mevla olmasını hak eden sadakatlerini nitelediğini ifade eder. Mustafa Öztürk, buradaki imanın sadece soyut bir inanç değil, aynı zamanda Medine'deki zorlu şartlarda Hz. Peygamber’in safında yer alarak gösterilen pratik bir bağlılık ve risk alma eylemi olduğunu vurgular. Sadık Kılıç, imanın insanın kendi varlığını mutlak emanete teslim etmesi ve bu sayede varoluşsal bir sükûnete ermesi olduğunu belirtir.
El-Kâfirine (الْكَافِرِينَ)
İbn Fâris, k-f-r (كفر) kökünün "örtmek ve gizlemek" manasındaki asıl anlamını vurgular; burada kâfirlerin hakikati bile isteye örttükleri için bu ismi aldıklarını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin burada müminlerin tam zıddı bir konumu, yani Allah'ın ayetlerini reddeden ve O'nun korumasından (mevla) mahrum kalanları nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, kâfiri "ilahi lütfa karşı nankörce ve düşmanca bir kapalılık sergileyen özne" olarak tanımlar. Mustafa Öztürk, kâfirlerin "mevla"larının olmamasının, onların her türlü ilahi destekten yoksun bırakıldıklarını ve dünyevi müttefiklerinin de onları helakten kurtaramayacağını simgelediğini söyler. Sadık Kılıç, bu kelimenin ontolojik bir sahipsizliği ve mutlak hakikatten kopuşun getirdiği yalnızlığı ifade ettiğini vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla