اَيَطْمَعُ كُلُّ امْرِئٍ مِنْهُمْ اَنْ يُدْخَلَ جَنَّةَ نَع۪يمٍۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Meâric Sûresi, 38. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: göz dikme, kafirler, naim cenneti, mearic suresi 38. ayet, mearic suresi, sağ, mearic 38, umut, fırkalar, sol, cennet, nimet
-
"Üstelik hir de onlardan her biri nimetler cennetine yerleştirileceğini mi umuyor?"
Üstelik bir de onlardan her biri nimetler cennetine yerleştirileceğini mi umuyor? “Eyatmau” (أَيَطْمَعُ) kelimesinin başındaki hemze bir istifham harfidir. Daha öncede anlattığımız üzere soru harfi anlamayan için bir yükümlülük gerektirmez, anlayana yönelik bir yükümlülük ifade eder. Çünkü anlamayan kimse, muhatap olduğu soruya cevap vermekten acizdir. Muhatap, anlayan ve kavrayan ise cevapla yükümlü olur. Onlar kendilerine dünya hayatında verilenlerle Allah nezdinde bir mertebeye ulaştıklarını zannetmişlerdi. Bu yüzden âhirette de böyle bir beklenti içine girmişlerdi. Onların bu beklentileri, iki âyette şöyle anlatılır: “Andolsun, eğer ona tattığı bir dertten sonra bizden bir rahmet tattırırsak, ‘Bu benim hakkımdır, kıyâmetin kopacağını da sanmıyorum. Eğer Rabb’ime döndürülürsem, muhakkak ki O’nun katında benim için daha güzel şeyler vardır’ der”. “Yoksa kötülüğe gömülüp kalanlar, hayatlarını ve ölümlerini, eşit olarak iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlarınki gibi mi yapacağımızı zannediyorlar?”
Yorumu Yorumla
-
Yatme'u (يَطْمَعُ)
İbn Fâris, t-m-a kökünün temel anlamının "bir şeye şiddetle arzu duymak, umut bağlamak ve açgözlülükle istemek" olduğunu belirtir; tamahın, genellikle kişinin hakkı olmayan veya ulaşması zor olan bir şeye yönelik beklentisini ifade ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "tama'" eyleminin, nefsin arzuladığı bir şeye doğru şiddetle uzanması olduğunu, ayette ise müşriklerin dünyadaki refahlarına kıyasla ahirette de hiçbir bedel ödemeden ve iman etmeden cennete girmeyi hırsla beklemelerini nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kavramın Kur'an'ın psikolojik tahlillerinde müşriklerin kibrini ve kendilerini ayrıcalıklı görme yanılsamasını simgelediğini, ahlaki bir çaba olmaksızın ilahi ödüle talip olmanın absürtlük derecesindeki cüretini yansıttığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada alaycı bir soru formuyla geldiğini; Kur'an'ı yalanlayan ve Peygamber'le alay eden bu kişilerin, şayet bir ahiret varsa orada da sırf dünyevi statüleri sebebiyle başköşeye oturtulacaklarına dair o temelsiz ve kibirli beklentilerini deşifre ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, tamahın fıtratın bozulmuş bir hali olduğunu, müşriklerin hakikati reddetmelerine rağmen mükafatı arzulamalarındaki bu yaman çelişkinin onların ruhsal çöküşünü gösterdiğini ifade eder.
İmri'in (امْرِئٍ)
İbn Fâris, m-r-e kökünün insan, kişi ve adam manalarına geldiğini; kişinin karakterini ve erdemini ifade eden "mürûet" (mertlik ve haysiyet) kelimesinin de bu kökten türediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "imru'" kelimesinin erkeği nitelediğini, ayetteki "kullu imri'in" (onlardan her bir kişi) şeklindeki kullanımın ise gruptaki her bir ferdin istisnasız aynı kibre ve aynı asılsız beklentiye sahip olduğunu gösterdiğini açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin tekil formda ve bütünlük bildiren edatla kullanılmasının, inkarcıların toplu haldeki şımarıklıklarının aslında her birinin bireysel egosundan ve kendisini merkeze koyan bencil ruh halinden beslendiğini ifade ettiğini belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu ifadenin müşriklerin zihnindeki o tuhaf bireyciliği vurguladığını; hakikate karşı organize bir cephe oluştururken, menfaat ve cennet beklentisi söz konusu olduğunda her birinin haksız bir şekilde şahsi olarak bu ödüle layık olduğunu düşünmesinin ironisini kaydeder.
Na'îm (نَعِيمٍ)
İbn Fâris, n-a-m kökünün temel manasının "yumuşaklık, rahatlık, bolluk, sükunet ve iyi yaşantı" olduğunu belirtir; insanın hayatını kolaylaştıran her türlü lütfun nimet olarak adlandırıldığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "na'îm" kelimesinin çokluk ve süreklilik bildiren bir sıfat olduğunu, kesintiye uğramayan, saf ve kederden arınmış mutlak bolluğu ifade ettiğini; ayette cennetin bu sıfatla anılmasının oradaki refahın kusursuzluğunu simgelediğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki kökenine inerek, Aramice ve İbranice dillerinde de "hoşnutluk, güzellik ve zarafet" manalarında kullanıldığını, Kur'an'ın bu kadim kökü eskatolojik bir mükemmellik tasviri için kullandığını belirtir. Toshihiko Izutsu, bu kavramın Kur'an'daki ödül terminolojisinin zirvesi olduğunu, cehennemin saf alevi ve azabı gibi yakıcı gerçekliğinin tam karşısında konumlandığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, müşriklerin dünyada sahip oldukları geçici servet ve konfora aldanarak, ahiretteki bu kalıcı ve mutlak esenlik yurdunu da kendilerine hak görmelerindeki trajikomik durumu ayetin bu kelimeyle zirveye taşıdığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, na'îm kelimesinin sadece fiziksel bir hazdan ziyade, insanın varoluşsal olarak aradığı mutlak sükuneti ve ontolojik doygunluğu temsil ettiğini dile getirir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla