فَمَالِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا قِبَلَكَ مُهْطِع۪ينَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Meâric Sûresi, 36. Ayet
Daralt
X
-
36-37. "O inkârcılara ne oluyor ki (inkâr veya alay etmek için) grup grup sağdan soldan sana doğru koşuyorlar."
O inkârcılara ne oluyor ki (inkâr veya alay etmek için) grup grup sağdan soldan sana doğru koşuyorlar. Kökü “İhta‘” (إِهْطَاع) olan “muhtiîn” (مُهْطِعِينَ) kelimesinin yorumu üzerine farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazıları “koşmak”tır derlerken bir kısmı “durmadan bakmak” anlamına geldiğini söylemiştir. Kelimeye “koşmak” anlamını verenlere göre mânası şöyledir: Küfrün önde gelen temsilcileri Hz. Peygamber’e gider ve ondan Kur’ân dinlerdi. Sonra kendi adamlarına koşar, halkalar halinde oturur ve Resûlullah’tan (a.s.) duydukları âyetleri tahrif ederlerdi. Onlar bu yolla anlayışı kıt olanlarının, zayıfların ve arkalarından gelenlerin Allah’a ve resûlüne iman etmelerini engellemek için kafalarını karıştırıyorlardı. Durum böyle olduğu takdirde âyetin mânası şöyle olur: Onlara ne oluyor ki sözünü dinlemek için sana doğru koşuyorlar, sonra da sağa ve sola doğru dağılıp senin yalancı olduğunu söylüyorlar. Bir kısmının şöyle demesi gibi: “Bu, düpedüz bir büyüdür”, “Bu Kur’ân eskilerin masallarından başka bir şey değildir”, “O, Allah hakkında sadece yalanlar düzüp koşan bir adamdır” ve benzerleri. Onların sana dil uzatmakla nefreti hak etmekten ve yüce Allah tarafından helâk edilmeye lâyık olmaktan başka ne gibi menfaatleri vardır? İlâhî âyetleri ve mûcizeleri gördükten sonra seni tasdik etmekten yüz çevirmekle ne umabilirler? “İhta‘” kökünü “durmadan bakma” şeklinde anlayanlara göre ise âyetin yorumu şöyle olur: Onlar uzakta oturup Resûlullah (a.s.) ve ashâbına bakıyor, onu büyücülük yapmakla ve iftira etmekle suçluyor ve o kitabın eskilerin masalları olduğunu söylüyorlardı. Kâfirlerden Resûlullah sallallâhu aleyhi ve selleme iftira edip düşmanlık gösteren kâfirlerle hilelerini sürdürüyorlardı. Şayet âyetin mânası bu ise onun yorumu sanki şu İlâhî beyandan ibarettir: Onlara ne oluyor ki sana bakarak uzakta oturuyorlar! Sana indirileni dinleyip faydalanmak için neden sana yaklaşmıyorlar? Fakat onlar sağa sola dağılarak insanların senin bulunduğun yere gelmelerini engelliyorlar. Halbuld kendilerine Kitab’ı ve hikmeti öğretecek birine ihtiyaçları bulunduğunu biliyorlar. Çünkü senin büyüyü ve kâhinliği değil, ilmi ve hikmeti getirdiğini öğrenmeleri için yanlarında ne kitapları var ve ne de öncekilere dair bilgileri. Âyetin mânası bu doğrultuda olduğu takdirde kendilerine yönelik azarlama, dinlemeyi terk etmelerine dairdir, şayet ilk sebep doğrultusunda ise kınama tahrif ve değiştirmeye kalkışmaktan dolayı olur. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Keferû (كَفَرُوا)
İbn Fâris, k-f-r kökünün temel manasının "bir şeyi örtmek, gizlemek ve üstünü kapatmak" olduğunu belirtir; tohumu toprağa gizlediği için çiftçiye de bu kökten "küffâr" denildiğini, inkarcının ise ilahi hakikatin ve nimetlerin üstünü örttüğü için "kâfir" ismini aldığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "küfr" kavramının nimeti inkar etmek (küfrân-ı nimet) ve dini hakikatleri yalanlamak olduğunu açıklar; ayetteki fiil formunun, vahyin aydınlığına karşı kendi idrak kapılarını bilinçli bir şekilde kapatan ve inatla inkarı seçenleri nitelediğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki kökenine eğilerek, Süryanice ve Aramice "kephar" kelimesinin günahları örtmek (kefaret) manasının yanı sıra inkar etmek ve reddetmek manasını da taşıdığını, Kur'an'ın bu terimi temel inançsızlık kategorisi olarak İslami teolojinin merkezine yerleştirdiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, "küfr" kavramının Kur'an semantiğinde "iman" kavramının tam zıddı olarak kutuplaştığını; bunun basit bir bilmeme hali değil, Allah'ın ayetlerine karşı takınılan aktif, kaba ve inatçı bir reddediş tutumu olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada özellikle Mekke dönemindeki müşriklerin Kur'an'ın mesajına karşı sergiledikleri peşin hükümlü itirazı ve hakikati sistematik olarak örtbas etme çabalarını simgelediğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, küfr eyleminin insanın kendi fıtratındaki nuru kendi iradesiyle karanlığa mahkum edişini ve ontolojik bir körleşmeyi temsil ettiğini dile getirir.
Kıbeleke (قِبَلَكَ)
İbn Fâris, k-b-l kökünün "iki şeyin yüz yüze gelmesi, bir şeyin yönü, tarafı ve karşısı" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kıbel" kelimesinin yönelinen taraf ve karşılık anlamına geldiğini, ayetteki "kıbeleke" (senin tarafına/sana doğru) ifadesinin, müşriklerin Hz. Peygamber'in meclisine fiziksel olarak nasıl odaklandıklarını ve onun etrafında toplanma yönlerini işaret ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet bağlamında müşriklerin samimi bir niyetle değil, açık aramak, laf atmak ve alay etmek maksadıyla Peygamber'in tam karşısına geçip ona yönelmelerini tasvir eden son derece canlı ve mekansal bir ifade olduğunu belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu mekansal yöneliş kelimesinin, inkarcıların Peygamber'i anlamak için değil, ona itiraz etmek ve etrafında düşmanca bir çember oluşturmak üzere saf tutmalarını görselleştirdiğini ifade eder.
Muhti'în (مُهْطِعِينَ)
İbn Fâris, h-t-a (hı-tı-ayn) kökünün temel manasının "boynunu ileri uzatıp hızlıca bir şeye doğru yönelmek ve bakışlarını bir noktaya dikmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ihtâ'" eyleminin bir şaşkınlık, korku veya aşırı merak sebebiyle boynu ileri doğru uzatarak ve gözü bir yere sabitleyerek süratle koşmak olduğunu açıklar; ayette inkarcıların Peygamber'in okuduğu vahyi duyduklarında meclise doğru adeta koşuşturarak ve arsızca boyunlarını uzatarak toplanmalarını nitelediğini söyler. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın psikolojik ve bedensel tasvirlerindeki derinliğe dikkat çekerek, bu kelimenin kibirli inkarcıların alaycı tavırlarının ardında yatan içsel tatminsizliği, kaba merakı ve vahye karşı duydukları istemsiz çekimi (merakı) ele veren bir eylem olduğunu vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu ism-i fâil çoğul kelimesinin ses ve anlam uyumuna dikkat çeker; kelimenin telaffuzundaki sertliğin (h ve t sesleri), inkarcıların Peygamber'in meclisine doğru yaptıkları o cüretkar, saygısız ve kaba hücumu sanatsal bir estetikle aksettirdiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Mekkeli müşriklerin Kur'an okunurken gösterdikleri o tuhaf tavrı deşifre eden bu kelimenin, alay etmek için panik halinde üşüşen, boyunlarını uzatıp gözlerini dikerek Peygamber'i seyreden bir güruhun dramatik resmini çizdiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın inkarcıların hakikat karşısındaki ahlaki düşüklüklerini bedensel bir duruş üzerinden simgelediğini; boyun uzatıp dik dik bakmanın hem ilkel bir merakın hem de düşmanca bir meydan okumanın fiziksel dışavurumu olduğunu dile getirir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla