Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Meâric Sûresi, 35. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Meâric Sûresi, 35. Ayet

    اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ي جَنَّاتٍ مُكْرَمُونَۜ ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ulâ-ike fî cennâtin mukramûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "İşte onlar cennetlerde ağırlanacaklardır."

      Cennet: Orada Ağırlanacak Olanlar

      İşte onlar cennetlerde ağırlanacaklardır. Ayette, cennetlerde ağırlananların bunlar olduklarına dair beyan vardır. Ebu Bekir el-Esamm'ın şöyle dediği rivayet edilir: Bu ayette, namaza devam etme, mallarındaki belli hakkı tanıma, ahiret gününü tasdik etme vb. türden bu surede sözü edilen hükümleri tasdik eden kimselerin cennetlerde ağırlanacaklarının delili vardır. Bir de, günah işleyip bundan dönen ve tövbe eden kimse. Bu iki gruptan başkaları cennette ağırlanmayı hak etmemiştir. ​​Ebu Bekir el-Esamm'ın cennette ağırlanacak olanlara dair belirttiği iki sınıf, onun dediği gibidir. Ama bir üçüncü sınıf daha vardır, onlar mümin olup günah işleyen ve ondan tövbe etmeyen kimselerdir. Söz konusu ağırlanma, bunlar için de yüce Allah'ın affı, lütfu ve ihsanı ile umulur. Niteliği bundan ibaret olan kimseler için Allah'ın lütfundan ümit kesilmez. Aksine affa uğrayacakları umulur, O'nun lütuf ve ihsanı da beklenir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Cennâtin (جَنَّاتٍ)

        İbn Fâris, c-n-n kökünün temel manasının "bir şeyi örtmek, gizlemek, gözden saklamak ve perdelemek" olduğunu belirtir; bahçeye (cenneh) bu ismin verilmesinin sebebinin, ağaçlarının sıklığı ve dallarının birbirine girmesiyle toprağı ve içindekileri adeta bir örtü gibi gizlemesi olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "cenneh" kelimesinin dünyadaki sık ağaçlıklı bahçeleri nitelediği gibi, ahiretteki ödül yurduna da içindeki nimetlerin gözlerden gizlenmiş olması veya yeşilliğinin bolluğu sebebiyle bu ismin verildiğini açıklar; ayette kelimenin belirsiz ve çoğul (cennât) formda gelmesinin ise mükafat mekanının hayal gücünü aşan sayısız tabakalarına ve sınırsız genişliğine işaret ettiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin kökeni itibarıyla Aramice ve Süryanice "ganta" ile İbranice "gan" (etrafı çevrili korunaklı bahçe) kelimeleriyle ortak Sami kökene sahip olduğunu, Kur'an'ın bu kadim ve evrensel terimi ahiret eskatolojisinin en cazip mükafat mekanı olarak merkezileştirdiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ödül sisteminde bu kelimenin, o günkü muhatabın zihnindeki kuraklık ve çöl gerçekliğine karşıt bir "serinlik, gölge ve bolluk" ütopyasını, ebedi bir sükunet ve emniyet alanını simgelediğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada önceki ayetlerde zorluklara göğüs geren, mallarından pay ayıran, ahlaki sınırları muhafaza eden ve ibadetlerinde istikrar gösteren müminler için ilahi bir dinlenme ve nihai varış yeri olarak sunulduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, c-n-n kökünün içerdiği "gizlilik" manasının, bu mekanın dünyevi idrakin ötesinde aşkın bir boyut taşıdığını ve insanın ontolojik huzur arayışının nihai durağı olduğunu dile getirir.

        Mukramûn (مُكْرَمُونَ)

        İbn Fâris, k-r-m kökünün "şeref, üstünlük, yücelik, cömertlik ve bir şeyin kendi cinsinde değerli, nadide olması" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kerem" kavramının iyilik ve değer ifade ettiğini, "ikrâm" eyleminin ise birine hak ettiği değeri vermek veya ona karşılıksız lütufta bulunmak olduğunu açıklar; "mukramûn" kelimesinin ism-i mef'ûl (edilgen) kalıbında gelerek, bu kimselerin cennette bizzat Allah tarafından onurlandırıldıklarını, sıradan bir misafir gibi değil, son derece kıymetli ve saygın kişiler olarak ağırlandıklarını kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak sözlüğünde "kerem" kavramının ilahi lütfun en yüksek mertebelerinden birini temsil ettiğini; bu kelimenin müminlere verilen ödülün sadece fiziksel tatminlerden ibaret olmadığını, asıl mükafatın ilahi otorite tarafından yüceltilmek ve mutlak bir değer görmek (manevi onur) olduğunu vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu kelimenin ism-i mef'ûl çoğul formunun, dünyada inançları ve ahlaki duruşları sebebiyle belki de hor görülen, zorluk çeken müminlerin, ahiretteki mutlak iade-i itibarlarını ve ilahi iltifatla kuşatılmalarını estetik bir dille yansıttığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet bağlamında, ibadetleri, sadakati ve ahlaki erdemleri bir hayat tarzı haline getirenlerin (musallîn) elde edecekleri nihai rütbeyi gösterdiğini, bu ikramın onların dünyadaki sorumluluk bilincine karşılık ilahi bir vefa nişanesi olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, mukramûn vasfının cennetin fiziki nimetlerinden öte, insanın yaratıcısı katındaki "kıymetini ve makamını" simgeleyen ontolojik bir şeref ve haysiyet makamı olduğunu dile getirir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X