وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۖ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Meâric Sûresi, 32. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: mearic suresi, emanetler, riayet, mearic suresi 32. ayet, mearic 32, söz, doğruluk, şahitlik
-
"Emanetlerine ve ahitlerine riayet edenler."
Emanet Kavramı
Emanetlerine ve ahitlerine riayet edenler. Emanet iki çeşittir; birincisi Aziz ve Celîl olan Allah’ın kullarına emanet ettiği onların üzerindeki hakları. İkincisi ise kulların birbirine emanet ettikleri haklar ve aralarında cereyan eden alacak-verecek, adak ve başka şeylere dair söz vermeleridir. Bu “emanet” kavramına kul ile Rabb’i, kul ile kul arasındaki bütün emanetler, ayrıca onlardan alınan bütün ahitler girer. Buna, “[Ey iman edenler!] Sözleşmeleri yerine getirin” meâlindeki âyeti örnek verebiliriz. Bu âyette geçen “ukûd” kelimesi, “ahitler” olarak tevil edilmiş ve sonra açıklama cümlesi olarak şu meâlle başlayan âyetle açıklanmıştır: “Eğer namazı dosdoğru kılarsanız”; bir de ahdettiğimiz kişilere verdiğimiz sözler. Bütün bunlar, âyete dâhildir. “Emanet” mânası “ahd”a, “ahd” mânası da “emanet”e dâhil olabilir; aralarında anlam farkının bulunması da mümkündür. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Emânâtihim (أَمَانَاتِهِمْ)
İbn Fâris, e-m-n kökünün temel anlamının "nefsin sükunete ermesi, korkunun zail olması ve güven duymak" olduğunu belirtir; emanetin, hıyanetin zıddı olarak birine güvenilerek bırakılan şey olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "emânât" kelimesinin çoğul kalıbıyla gelmesinin, sadece maddi eşyaları değil, insanın bedeni, ailesi, dini vecibeleri ve toplumsal sırları gibi ilahi veya beşeri her türlü emaneti kapsadığını açıklar. Toshihiko Izutsu, emanet kavramının Kur'an'ın etik sisteminde "sadakat ve güvenilirlik" etrafında şekillendiğini, müminin toplumsal hayatta ahlaki bütünlüğünü korumasının en temel göstergelerinden biri olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada çoğul kullanılmasının insan ilişkilerindeki tüm sözleşme ve güven temelli yükümlülükleri ihtiva ettiğini, Mekke döneminin çetin şartlarında bu vasfın müminleri müşriklerden ve münafıklardan ayıran en keskin ahlaki çizgi olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, emanetin sadece yatay boyuttaki toplumsal bir borç değil, aynı zamanda dikey boyutta insanın yaratıcısına karşı yüklendiği ontolojik ve fıtri bir sorumluluk olduğunu dile getirir.
Ahdihim (عَهْدِهِمْ)
İbn Fâris, a-h-d kökünün asıl manasının "bir şeyi peş peşe, sürekli olarak korumak ve ona riayet etmek" olduğunu belirtir; sözleşmeye (ahd) bu ismin verilmesinin, tarafların o sözü korumakla yükümlü olmasından kaynaklandığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, ahd kavramının "korunması ve yerine getirilmesi gereken söz, yemin ve antlaşma" olduğunu, bunun hem Allah'ın kulları üzerindeki haklarını hem de insanların kendi aralarındaki meşru akitleri kapsadığını açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki kökenine inerek, İslam öncesi Arap toplumunda da yemin ve müttefiklik hukuku bağlamında kullanıldığını, Kur'an'ın bu kadim terimi alıp hem sosyal hem de teolojik bir taahhüt kavramına dönüştürdüğünü belirtir. Toshihiko Izutsu, ahdin Kur'an semantiğinde "ahit/misak" kavramsal alanı içinde, Cahiliye'nin kabilevi dayanışma yeminlerinin yerine ilahi otoriteye ve hakikate dayalı evrensel bir sadakat ilkesini ikame ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada müminlerin sadece kendi aralarındaki ticari veya sosyal sözleşmelere değil, inançlarının bir gereği olarak Allah'a verdikleri söze sadık kalmalarını nitelediğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ahdin insanın varoluşsal sözleşmesi ile başlayan ve yeryüzündeki tüm ahlaki tutumlarını belirleyen şuur hali olduğunu, bu söze sadakatin nefsin fıtrata uygunluğunun bir delili olduğunu kaydeder.
Râ'ûn (رَاعُونَ)
İbn Fâris, r-a-y kökünün temel anlamının "bir şeyi gözetmek, korumak ve onun üzerinde durup onu himaye etmek" olduğunu belirtir; çobana "râî" denmesinin de sürüyü tehlikelere karşı dikkatle gözetmesinden ileri geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "riâyet" eyleminin bir şeyin salahını (iyiliğini) isteyerek onu titizlikle muhafaza etmek olduğunu, ayetteki "râ'ûn" kelimesinin müminlerin üzerlerindeki emanetleri ve verdikleri sözleri tıpkı bir çobanın sürüsünü gözetmesi gibi büyük bir hassasiyetle koruduklarını ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kavramın "hâfızûn" (koruyanlar) kelimesiyle benzerlik taşıdığını, ancak "riâyet" kavramında emanete ve ahde karşı proaktif bir dikkat, gözetim ve sorumluluk bilincinin çok daha baskın olduğunu vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin ism-i fâil çoğul formunda gelmesinin, bu gözetme eyleminin geçici bir hal değil, müminlerin hayatını bütünüyle kuşatan kalıcı bir ahlaki refleks olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet bağlamında, verilen sözleri unutmamak, emanetlere hıyanet etmemek ve bu yükümlülüklerin gereğini her an akılda tutarak onlara riayet etmek manasına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, riayet kavramının insanın kendi dışındaki varlıklarla ve yaratıcısıyla kurduğu bağın hukuki ve ahlaki sigortası olduğunu, bu kelimeyle müminin emanet karşısında "gözeten ve sorumluluk alan" bir özne olarak konumlandırıldığını dile getirir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla