Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Meâric Sûresi, 30. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Meâric Sûresi, 30. Ayet

    اِلَّا عَلٰٓى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُوم۪ينَۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İllâ ‘alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânuhum fe-innehum ġayru melûmîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Ancak eşleri ve câriyeleri bunun dışında olup bundan dolayı kınanmazlar"

      Ancak eşleri ve câriyeleri bunun dışında olup bundan dolayı kınanmazlar. Şayet Cenâb-ı Hak “bundan dolayı kınanmazlar” buyurmasaydı biz yine de bu hükmü, yani onların kınanmayacağını, “ancak eşleri ve câriyeleri bunun dışında olup” meâlindeki cümleden çıkarırdık. Zira Allah Teâlâ, onların mâlik oldukları câriyelerle, nikâh mülkiyeti ellerinde bulunan eşlerinden yararlanmalarını mübah kılmıştır. Kayıtsız bir şekilde mübah olan bir şeyi kullanmaktan ötürü kınama gelmesi caiz değildir. Fakat bu ifadenin içerdiği bazı nükteler vardır: Onlardan biri şudur: Bazı kimseler eşlerinden (milk-i nikâh) ve câriyelerinden (milk-i yemîn) yararlanmayı haram kabul eder. Cenâb-ı Hak da onlara, peygamberlere iman etmeyi benimseyenlerin kmanamayacaklarını, böylelerin sadece peygamberliği inkâr eden Dualistlerin ve Brahmanların kınadıklarını haber veriyor. Âyetin mânası şöyle de olabilir: Onlar, kadınları kendileri için daha hayırlı olan oruç ve Allah’a yaklaştıran çeşitli ibadetlerle kadınlara cinsel ilişkiyi yasaklasalar bile başkasını Allah’a itaat etmekten alıkoyan kimsenin kınandığı gibi kınanmazlar. Ama onlar eşleri ve câriyelerinden yararlandıkları halde zinaya müptela olurlarsa kınanırlar.​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ezvâc (أَزْوَاجِ)

        İbn Fâris, z-v-c kökünün temel manasının bir şeyin eşi, çifti ve tek olmama durumu olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zevc" kelimesinin hem insanlarda hem de hayvanlarda bir çifti oluşturan erkek veya dişiden her biri için kullanıldığını; bu ayetteki çoğul formunun (ezvâc) ise kişinin nikah akdiyle meşru olarak bağlandığı eşlerini ifade ettiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin kökeni itibarıyla Aramice ve Süryanice "zawga" (eş/çift) kelimesiyle, onun da Grekçe "zeugos" ile bağlantılı olduğunu, ancak Kur'an'ın nüzulü sürecinde Arap dilinde evlilik bağını niteleyen meşru ve yerleşik bir terim olarak kullanıldığını belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak ve hukuk semantiğinde bu kelimenin, bir önceki ayette bahsedilen "iffetin korunması" kuralının meşru ve helal olan yegane istisnalarından birini, yani hukuki güvence altındaki aile kurumunu temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada nikahlı eşleri kastettiğini ve cinsel arzuların tatmin edilmesinde dinin ve ahlakın onayladığı temel helal daireyi belirlediğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "ezvâcihim" ifadesindeki iyelik ekinin, eşler arasındaki aidiyet ve sadakat bağına işaret ettiğini, iffetin ancak bu aidiyet sınırları içinde anlamlı olduğunu dile getirir.

        Meleket (مَلَكَتْ)

        İbn Fâris, m-l-k kökünün asıl anlamının "bir şey üzerinde güç sahibi olmak, hakimiyet kurmak ve bir şeyi sağlamlaştırmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mülk" eyleminin bir eşyayı veya şahsı hukuken ve fiilen tasarrufu altında bulundurmak manasına geldiğini, ayetteki fiil formunun ise bu sahipliğin meşru bir yolla elde edilmiş olmasına vurgu yaptığını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin nüzul döneminin sosyo-ekonomik ve hukuki gerçeklikleri bağlamında, savaş esirliği veya satın alma yoluyla elde edilen cariyeler üzerindeki mülkiyet hakkını ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, m-l-k kökünün içerdiği "otorite ve tasarruf" anlamının, buradaki ilişkinin gizli saklı veya gayrimeşru bir durum olmadığını, aksine o günün hukuk sisteminde tıpkı nikah gibi kabul gören, sınırları ve kuralları olan bir "sahip olma" durumu olduğunu ifade eder.

        Eymân (أَيْمَانُ)

        İbn Fâris, y-m-n kökünün bereket, güç ve sağ taraf anlamlarına geldiğini; "yemîn" (sağ el) kelimesinin de insanın kuvvet ve becerisinin merkezini temsil etmesi sebebiyle bu kökten türediğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin sözlükte "sağ eller" anlamına gelmekle birlikte, yeminleşme, antlaşma ve sahip olma durumlarında sağ elin kullanılması sebebiyle mecazen "güç, kuvvet ve mülkiyet" manasında kullanıldığını açıklar. Toshihiko Izutsu, "mâ meleket eymânuhum" (sağ ellerinin malik olduğu/sahip olduğu) şeklindeki kalıp ifadenin, Kur'an dilinde köle ve cariyeleri niteleyen çok özel bir deyim olduğunu, bu terkibin mülkiyetin meşruiyetini ve tamlığını simgelediğini vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "sağ el" mecazının kullanılmasının, bu mülkiyetin hırsızlık, gasp veya gayrimeşru bir ilişkiyle değil, meşru bir hak ve güç kullanımıyla elde edildiğini estetik bir dille anlattığını belirtir.

        Melûmîn (مَلُومِينَ)

        İbn Fâris, l-v-m kökünün asıl anlamının birini kınamak, ayıplamak ve yaptığı bir hatadan dolayı onu azarlamak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "levm" eyleminin akla veya şeriata uymayan bir davranış sergileyen kişiye yöneltilen bir kınama olduğunu, ism-i mef'ûl (edilgen) kalıbındaki "melûm" kelimesinin ise bu kınamaya maruz kalan kişi manasına geldiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin olumsuzlanarak (gayru melûmîn - kınanmazlar) kullanılmasının, insanın doğasındaki cinsellik dürtüsünün bahsedilen iki meşru daire (eşler ve cariyeler) içinde tatmin edilmesinin dinen, ahlaken ve örfen hiçbir ayıp veya günah barındırmadığını ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu nitelemenin müminlerin vicdani rahatlığını ve toplumsal saygınlığını temsil ettiğini; iffeti korumanın fıtratı reddetmek olmadığını, meşru sınırlar içindeki tatminin ilahi irade tarafından da onaylandığını ve kişiyi kınanmaktan kurtardığını dile getirir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X