Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Meâric Sûresi, 28. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Meâric Sûresi, 28. Ayet

    اِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnne ‘ażâbe rabbihim ġayru me/mûn(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Ki Rab'lerinin azabı karşısında asla güven içinde olunamaz"

      Rab’lerinin azabı karşısında asla güven içinde olunamaz. İşte doğru olan budur: O’na ibadete devam etse ve itaat etmek için çaba harcasa da O’nun azabından kimse güvende olamaz, çünkü durumunun nasıl sonlanacağını bilemez, yahut amelinin tarafından kabul edilmeyip kendisine iade edileceğinden korkar; veya birçok nimetin şükrünü ihmal edip gafil olmaktan endişe eder. Esasen durumuna ve vaziyetine bakıp da kendisi üzerinde Allah’tan gelen birçok nimetin olduğunu görmeyen yoktur; öyle ki kişi bu nimetlerden sadece birine şükretmeye kendini zorlaşa bile bunu yapamaz ve o nimetin şükrünü eda etmeyi başaramaz. Durumu bundan ibaret olan bir kişi Allah’ın azabından nasıl güvende olabilir ve kendisine güven verecek vesileleri nasıl elde edebilir! O sadece kaybedenlerden olur.​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Azâb (عذاب)

        İbn Fâris, a-z-b kökünün asıl anlamının engellemek ve menetmek olduğunu belirtir; cezanın kişiyi suçtan alıkoyması sebebiyle bu ismi aldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, azabın insanın alışkın olduğu tatlılığı ve huzuru bozan şiddetli bir elem olduğunu, bu ayette ise Allah'ın azabının mahiyetindeki ağırlığa ve sakınılması gereken mutlak gücüne vurgu yapıldığını açıklar. Toshihiko Izutsu, kavramın Kur'an'ın etik-dinî sisteminde Allah'ın celâl sıfatının bir tecellisi olarak yer aldığını ve bu ayette azabın bir "nesne" gibi her an karşılaşılabilecek, göz ardı edilemez bir gerçeklik olarak sunulduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada önceki ayette geçen "müşfik" (titreyerek korkan) müminlerin neden böyle bir hal içinde olduklarını gerekçelendirdiğini, azabın doğası gereği hafife alınamayacak bir yaptırım olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, azap kavramının kulun dünyadaki amellerinin ontolojik bir sonucu olduğunu ve ilahi adaletin bir gereği olarak kaçınılmazlığını temsil ettiğini vurgular.

        Rabb (رب)

        İbn Fâris, r-b-b kökünün sahiplik, bir şeyi ıslah etmek ve başlangıcından sonuna kadar onu kemale erdirmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" isminin mutlak hakimiyetle birlikte şefkatli bir eğiticiliği ve koruyuculuğu da içerdiğini, ayetteki "Rabbihim" (onların Rabbi) ifadesinin kul ile yaratıcı arasındaki bu özel hukuku pekiştirdiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki kadim "Rab" (efendi) köküyle olan tarihsel bağına dikkat çekerek, Kur'an'da bu terimin yaratılışın mutlak otoritesini ve nizamını kuran varlığı nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu ismin azap kelimesiyle yan yana gelmesinin, azabın keyfi bir cezalandırma değil, alemlerin Rabbi olan Allah'ın hikmetli ve adil yönetiminin bir parçası olduğunu gösterdiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin buradaki bağlamının Allah'ın mülkü üzerindeki mutlak tasarruf yetkisini ve kulların bu otorite karşısındaki sorumluluğunu hatırlattığını vurgular.

        Me’mûn (مأمون)

        İbn Fâris, e-m-n kökünün temel anlamının "nefsin sükunete ermesi, korkunun gitmesi ve güven duyulması" olduğunu belirtir. "Me'mûn" ise kendisinden yana emin olunan, güvenilen veya tehlikesinden sakınılmayan şey anlamına gelir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin emniyet (güven) kavramından türediğini, "gayru me'mûn" (emin olunamaz) ifadesinin ise azabın vaktinin ve şiddetinin asla kestirilemeyeceğini, kimsenin kendisini ondan mutlak bir garanti altında göremeyeceğini ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, "emniyet" kavramının "iman" ile aynı kökten geldiğine işaret ederek, gerçek imanın içinde "Allah'ın mekrinden/azabından emin olmama" (havf) duygusunun da bulunması gerektiğini, müminin hiçbir zaman "ben kurtuldum" diyerek bir güvenlik yanılsamasına düşmemesi gerektiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "gayru me'mûn" şeklinde olumsuzlanmasının, ilahi azabın her an, her yerde ve herkes için geçerli olabileceği gerçeğini muhatabın zihnine çaktığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın müminin psikolojik dünyasındaki "teyakkuz" halini temsil ettiğini; azabın emin olunamaz oluşunun, kulu sürekli bir nefis muhasebesi ve ahlaki uyanıklık içinde tuttuğunu ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin ism-i mef'ûl yapısında gelmesinin, azabın üzerinde hiçbir beşerî otoritenin veya garantinin hükmünün geçmediğini, onun kendi başına mutlak ve öngörülemez bir güç olduğunu sanatsal bir güçle yansıttığını dile getirir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X