Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Meâric Sûresi, 25. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Meâric Sûresi, 25. Ayet

    لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِۖ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Lissâ-ili velmahrûm(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      24-25. "İsteyene ve yoksun kalmışa mallarından belli bir hak tanıyanlar,"

      Mallarından belli bir hak tanıyanlar. “Belli bir Hak’tan maksadın zekât olduğunu söyleyenler vardır. Bu görüş Katâde ve başkalarından nakledilmiştir. Ebû Bekir el-Esam ise bunun ihtimal dışı olduğunu söyler ve şu gerekçeyi ileri sürer: Bu âyetler Mekke döneminde inmiştir. Zekât ise müslümanlara Medine’ye hicretlerinden sonra farz kılınmıştır. Fakat onun bu ifadesi önceki tefsiri geçersiz kılmaz. Sebebine gelince, zekâtın, müslümanlara, malları bulunmadığından dolayı farz kılınmamış olması mümkündür; çünkü zekât, genel olarak henüz farz kılınmamıştı. Fakat Cenâb-ı Hak, müslümanlar mala sahip oldukları zaman zekâtın farz olduğunu önceden açıklamıştır. Görmez misin ki fakirin, -mala sahip olmasa da- zekât mükellefi olduğu zaman zekâtını vermesinin gerektiğini yüce Allah önceden beyan etmiştir. “Hakkun ma‘lûm” (حَقٌّ مَعْلُومٌ) yani belli bir hak, yüce Allah’ın mallarında hak olduğunu bildirmesi ve bunu çıkarıp vermelerinin gerekli olması demektir. Sonra Allah Teâlâ onların mallarında Allah’ın hakkı olarak gerekli olan yükümlülükten kurtulmaları, isteyene ve mahrum kalmışa vermeleri ile olacaktır. Bunun yanında “belli bir hak”kın akrabalık hakkı ve başka haklar olması da mümkündür. Bu hakkın zekâttan başka bir hak olduğunu söyleyenler şöyle demiştir: Onlara mallarında belli bir hak olduğu bildirilince Cenâb-ı Hak onun bir kısmını isteyene, bir kısmını da mahrum kalmışa tahsis etti, bu sebeple de onu “mâlum hak” diye niteledi. Şunu da belirtmek gerekir ki o sırada, müslümanların mallarından belli bir miktarı vermelerinin farz olması ve bunun zekât âyeti ile neshedilmiş bulunması ve bilmemize ihtiyaç olmadığı için bize ondan bahsedilmemesi de ihtimal dâhilindedir.

      Âyette “isteyen” (لِلسَّائِلِ) kelimesi ile kimin kastedildiği bellidir, o, talep edendir. “Mahrum kalmış”ın (وَالْمَحْرُومِ) kim olduğu hususu Resûlullah’a sorulunca şöyle cevap vermiştir: “Mahrum kalmış kişi: hurma ağaçları meyve verirken kendi ağacı vermeyen, başkalarının ekini artarken ekini artmayan, başkalarının koyunu süt verirken kendi koyunu süt vermeyendir”. Hz. Peygamber, “mahrum kalmış” meâlindeki cümle ile malının bereketinden mahrum kalmış kimseyi kastetmiştir. Bu rivayette, kişinin hurmaya ve toprağa mâlik olmakla zengin duruma gelemeyeceğine dair delil vardır. Son olarak şunu belirtelim: (Mearic, 26​)​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Sâil (سائل)

        İbn Fâris, s-e-l kökünün temel anlamının bir şeyi istemek, talep etmek veya bir şeyi öğrenmek için soru sormak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ayetteki sâil kelimesinin, içinde bulunduğu darlık ve ihtiyaç sebebiyle başkasından yardım veya rızık talep eden, ihtiyacını dile getiren kişiyi nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın sosyal ahlak örgüsünde bu kelimenin, toplumsal dayanışma ağının bir parçası olarak ihtiyacını beyan eden ve bu beyanıyla zengin üzerinde ahlaki bir talep hakkı oluşturan kişiyi temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, sâilin, yoksulluğunu gizlemeyip sözlü olarak yardım isteyen muhtaç kimse olduğunu, ayetin bu kişiye yardım etmeyi namaz kılanların temel bir ahlaki vasfı olarak sunduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın sadece maddi bir talep değil, aynı zamanda toplumun vicdanına ve adalet duygusuna yöneltilmiş bir çağrıyı simgelediğini, sâilin bu eylemiyle sosyal dengesizliğe dikkat çektiğini ifade eder.

        Mahrûm (الْمَحْرُوم)

        İbn Fâris, h-r-m kökünün temel manasının bir şeyi engellemek, mahrum bırakmak ve bir şeyin sınırını çizerek onu yasaklamak olduğunu belirtir. Haram (yasak) olan şeye de, insanların ona ulaşması engellendiği için bu ismin verildiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "mahrûm"un rızkı bir sebeple kesilmiş veya elindeki imkanlar engellenmiş kişi olduğunu ifade eder. Özellikle sâil (isteyen) kelimesiyle birlikte zikredildiğinde, ihtiyacı olduğu halde iffetinden dolayı istemekten çekinen veya rızkı elinden alınmış "sessiz fakir"i nitelediğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin kökenindeki "yasak/kutsal" (haram) kavramıyla mahrumiyet arasındaki bağa değinerek, bir nimetin kişiye ulaşmasının engellenmesi veya ondan uzak tutulması durumunu ifade eden teknik bir terim olduğunu kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, mahrûm kelimesinin burada özellikle geçim yolları tıkanmış, başına gelen bir musibetle malını kaybetmiş veya insanlardan bir şey talep etmediği için durumundan haberdar olunmayan muhtaçları temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, mahrûmun "payı kesilmiş" anlamına geldiğini ve toplumda görünmeyen, sesini duyuramayan ancak en az sâil kadar yardıma muhtaç olan kesimi ifade ettiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın mülkiyetin ahlaki boyutuna işaret ettiğini ve zenginin malındaki "bilinen hakkın", sadece talep edenlere değil, onuruyla sessiz kalan mahrûmlara da ulaştırılması gereken ilahi bir emanet olduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X