اَلَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ دَٓائِمُونَۖ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Meâric Sûresi, 23. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: namaz kılanlar, namazda devamlılık, mearic 23, mearic suresi, mearic suresi 23. ayet, salat, namaz, dua, destek
-
22-23. "Ancak namaz kılanlar başka; namazlarını devamlı kılanlar"
Mânası: En doğrusunu Allah bilir ya, âyette namaz kılanların istisna edilmesi, onların nefislerini eğitmeleri ve yaratıldıkları karakteri değiştirmeleri dolayısıyladır. Sonra Allah Teâlâ, nefislerini eğitenlerin, namazlarına üşenerek kalkanlar, ona devam etmeyenler değil, namazı dosdoğru kılanlar ve mallarını kerhen değil gönülden isteyerek infak edenler olduğunu beyan etmiştir.
Namazlarını devamlı kılanlar. Namazlarını devamlı kılmaları, namaz hakkmda bildikleri şeyleri sürdürmeleri demektir. O da devamlı namazda olmaları anlamında değil, vaktinde kılmak ve buna devam etmekten ibarettir. Hz. Peygamberin şu beyanına bakmaz mısın: “Amellerin Allah nezdinde en sevimlisi, az da olsa en devamlı olanıdır”. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem “en devamlı olanı” sözüyle, yüce Allah’ın ameli eda etmelerini farz kıldığı vakti kastetmiştir, yoksa sürekli amelde bulunmalarını değil; çünkü devamlı yaptıkları takdirde amel çok olur ve bu durumda “az da olsa” ifadesinin bir mânası kalmaz. Şu halde hadiste geçen devamlılığın bizim anlattığımız gibi olduğu ortaya çıkmıştır. En doğrusunu Allah bilir. Devamdan maksadın, namazda bulunduğu sürece ona uygun haller içinde bulunmaktır; yani Rabb’ine yakarma, sağa sola bakmama ve kalbi meşgale ve vesveselerden uzak tutmak gibi.
Bir müfessir, “Namazlarını devamlı kılanlar” beyanındaki “namaz”dan maksadın nafile namazlar, “namazlarınm gereklerini titizlikle yerine getirenler” âyetindeki namazdan maksadın ise farz namazlar olduğunu söylemiştir. Ashâb-ı kirâmm, bir namazı kılmaya başladıklarında buna devam etmelerini de bu görünüşüne delil olarak göstermiştir. Nitekim “Amellerin en hayırlısı az bile olsa en devamlı olanıdır” denilir. Bu görüşün delili de şöyledir: Allah Teâlâ “ekâmü’s-salâte” (أَقَامُوا الصَّلَاةَ) namaz kılanlar buyurmaktadır. “Bir şeyi ikâme etmek, ayakta tutmak” ona devam etmek anlamına gelir. Zira kişi bir şeyi bir kez yapar ve sonra terkederse o “ikâme etmek’le nitelenmez. Âyette geçen dâimûn (دَائِمُونَ) ve ayrıca “yukîmûn” (يُقِيمُونَ) aynı mânayı gerektirir. Bu tür beyanlar, namazın defalarca kılınmasını gerekli kılar. Bunlar cihat ve hac gibi bir kez eda edilince sorumluluğu kişiden kalkan farzlar gibi değildir.
Yorumu Yorumla
-
Salât (صَلَاة)
İbn Fâris, s-l-v (se-le-ve) kökünün temel anlamının "ateşle bir şeyi yumuşatmak, bir şeye yönelmek veya birine tabi olmak" olduğunu belirtir. Namazın bu kökten gelmesini, insanın nefsinin katılığını ilahi huzurda eritmesi ve Allah’a mutlak bir yöneliş içinde olmasıyla ilişkilendirir. Râgıb el-İsfahânî, "salât" kelimesinin şer’î bir terim olarak rükû ve secdeleri olan namazı ifade ettiğini, ancak özünde "dua, tazim ve bereket" manalarını barındırdığını açıklar. Ayetteki iyelik ekiyle (salâtihim) birlikte, namazın müminlerin hayatının ayrılmaz bir parçası ve onlara has bir vasıf haline geldiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökenli olmakla birlikte, Kur’an’ın bu terimi kullanırken Süryanice "slotha" veya Aramice "slota" gibi bölge dillerindeki ibadet kavramlarıyla teolojik bir süreklilik kurduğuna dikkat çeker. Toshihiko Izutsu, namazın Kur’an semantiğinde "helû'" (istikrarsız/hırslı) insan tipolojisinin panzehiri olduğunu, dikey bir irtibat (bağlantı) kurarak insan ruhuna ontolojik bir sükunet kazandırdığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada sadece bir ibadeti değil, kişinin Allah ile olan sürekli ve canlı irtibatını temsil ettiğini, bu irtibatın ise insanın bencil dürtülerini kontrol altında tutan ahlaki bir mekanizma işlevi gördüğünü ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "salât"ın "sıla" (ulaşma/kavuşma) köküyle olan semantik bağına işaret ederek, insanın kendi aslına ve yaratıcısına olan yönelişinin en somut biçimi olduğunu, bu yönelişin kulun psikolojik savrulmalarını durdurduğunu belirtir.
Dâimûn (دَائِمُونَ)
İbn Fâris, d-v-m (de-ve-me) kökünün bir şeyin durulması, sakinleşmesi ve süreklilik kazanması anlamına geldiğini belirtir. "Dâme" fiilinin bir durumun değişmeden devam etmesini ifade ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "devâm" kavramının bir varlığın kendi halinde sebat etmesi ve kesintiye uğramaması olduğunu açıklar. Ayetteki "dâimûn" nitelemesinin, namazın sadece belirli anlarda ifa edilen bir görev değil, bir bilinç hali olarak müminin tüm hayatına yayılan bir "sebat" olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ism-i fâil kalıbında ve çoğul olarak gelmesinin, bu sürekliliğin bir "karakter özelliği" (meleke) haline dönüştüğünü gösterdiğini, namazda gösterilen bu istikrarın aslında hayata yansıyan bir disiplin olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "dâimûn" kelimesinin namazın vaktinde ve aksatılmadan kılınmasını ifade ettiği kadar, namazdaki huşunun ve farkındalığın hayatın diğer alanlarında da korunması anlamına geldiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu devamlılığın insanın "helû'" (tahammülsüz) yapısına karşı bir "manevi direnç" oluşturduğunu, müminin ancak bu süreklilik sayesinde yaratılışındaki zayıflıkları aşabileceğini dile getirir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), dilsel açıdan "vâki'" (gerçekleşen azap) kelimesinin kesinliğine karşılık, müminlerin namazdaki "devâm" (süreklilik) vasfının zikredilmesinin, ilahi adalete karşı sığınılacak yegane kalenin bu istikrarlı duruş olduğunu belirttiğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla