Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Meâric Sûresi, 21. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Meâric Sûresi, 21. Ayet

    وَاِذَا مَسَّهُ الْخَيْرُ مَنُوعاًۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-iżâ messehu-lḣayru menû’â(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      20-21. "Başına bir fenalık geldi mi sızlanır durur. Ona bir nimet nasip olursa da cimrilik eder!"

      Başına bir fenalık geldi mi sızlanır durur. Ona bir nimet nasip olursa da cimrilik eder! Yani insan, kendisine bir hayır dokunduğu zaman onu başka kimseye vermez, kendisinden başkasını yararlandırmaz, ondan herhangi bir şeyi kendinden başkasını harcamaz, nefsinden ve Allah'ın hakkı olarak malından vermez. Bu durum, Cenâb-ı Hakk’ın şu beyanlarına benzer: “Gerçek şu ki insan Rabb’ine karşı pek nankördür”; “İnsan duadan usanmaz”; “İnsan aceleci yaratılmıştır”; “Eğer Rabb’inden umduğun rahmeti elde etmek için onlardan yüz çevirmek zorunda kalırsan”; “De ki: ‘Rabb’imin rahmet hazineleri sizin elinizde olsaydı, harcamakla tükenir korkusuyla muhakkak onu da vermeyip elinizde tutardınız.’ Zaten insan pek cimridir”. Bütün bunlar insanda var olan tabiatın ve huyun haber verilmesidir.

      Esasen insan, her ne kadar lezzet aldığı nesne ve eylemleri sevme, elem ve acı duyduğu nesne ve eylemlerden dc nefret etme karakteri üzere yaratılmışsa da lezzetli olanı ondan daha büyük bir lezzete sahip bulunanlar uğruna terk etme, eziyete ve istenmeyen durumlara sabırla katlanma karakteri üzerinde yaratılmıştır, tâ ki, daha büyük bir elemden ve istenmeyen durumdan kurtulmuş olsun. Durum öyle olunca insan, dünya nimetini âhiret nimeti ile, iki lezzetten daha yakın olanı uzağı ile kıyaslayıp da âhiretin daha büyük ve daha kalıcı olduğunu gördüğü zaman, yakını daha uzak ve daha azı daha çok uğruna terk etmesi ona ağır gelmez. Buna paralel olarak, dünyanın çilesini âhiretin çilesi ve azabını âhiretin azabı ile mukayese edip de âhiretin azabının daha şiddetli ve daha devamlı olduğunu görünce dünyanın meşakkatlerine katlanmaya tahammül gösterir. Belirttiğimiz bu sebepledir ki, nefis eğitimine gidilebilir, İnsanın, ileride elde edeceğini umduğu lezzetlerden dolayı ağır mükellefiyetleri yapmakta ve peşin lezzetleri terk etmekte zorlanmayacağının delili şudur: Ticaret maksadıyla memleketinden ayrılıp uzak diyarlara çıkan kişi örneğinde olduğu gibi, fayda ve kâr umudu ile yeryüzünde sefere çıkmak, mesafeleri katetmek, sıkıntıları sineye çekmek, korkulu yollardan geçmek, birtakım faciaları göze almak ve lezzetlerden vazgeçmek, o kişiye hiç de zor gelmez. Bu uğurda, elde edeceğini umduğu lezzetler, terk ettiği lezzetlerden çok daha büyük olduğu için karşılaşacağı meşakkat ve sıkıntılara katlanır. Aynen bunun gibi kişi âhiret nimetini düşündüğü ve âhiret cezasını göz önüne aldığı zaman mevcut lezzetleri terk etmek ona kolay gelir ve dünyadaki zorluklara katlanmak da ağrına gitmez. Diğer taraftan, lezzetleri sevme ve hoş olmayan durumlardan da nefret etme karakterinde yaratıldığı için peşinen elde etmek istediğini ileriye ertelemesi insana emredilmiştir. Böylece onun meşgalesini hep ileride elde edeceği nimetlere ulaştıracak olan eylemler teşkil eder. Bir de insana ileride başına gelecek elemlerden kaçması emredilmiştir ki bu elemlerden yakasını kurtarmaya ve kurtuluşu sağlayacak eylemleri yapmak üzere çaba harcamaya baksın. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Messehû (مَسَّهُ)

        İbn Fâris, m-s-s kökünün temel manasının bir şeyin bir şeye doğrudan temas etmesi, bitişmesi ve ona ulaşması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mess" eyleminin bu ayette insanın eline geçen nimet, ferahlık ve imkanlarla kurduğu ilişkiyi temsil ettiğini; bir "hayr"ın kişiye isabet etmesini, onun mülkiyetine ve yaşantısına dahil olmasını nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın semantik alanında hem olumlu hem de olumsuz dış etkilerin insana "dokunması" için kullanıldığını, burada ise hayrın kişiye temas ederek onun psikolojik dengesini ve ahlaki tutumunu nasıl değiştirdiğini gösteren bir başlangıç noktası olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin burada "bir nimete kavuşmak" veya "refaha ermek" anlamında olduğunu ve insanın kendi iradesi dışında gerçekleşen ilahi bir lütfu simgelediğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu temasın kişinin iç dünyasındaki bencil dürtüleri uyandıran bir uyaran işlevi gördüğünü, nimetin dokunuşuyla birlikte nefsin gerçek mahiyetinin ortaya çıktığını dile getirir.

        El-Hayru (الْخَيْرُ)

        İbn Fâris, h-y-r kökünün temel manasının "üstünlük, tercih edilen, rağbet edilen ve daha iyi olan şey" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, hayrın akıl, adalet ve fazilet gibi manevi değerleri kapsadığı gibi; dünyevi olarak mal, mülk, sağlık ve afiyet gibi herkesin arzuladığı nimetleri de ifade ettiğini, bu ayet bağlamında ise özellikle "bolluk, servet ve genişlik" anlamına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, "hayr" kelimesinin Kur'an'ın ekonomik terminolojisinde "maddi zenginlik" (wealth) ile sıklıkla eşanlamlı kullanıldığına dikkat çekerek, bu kavramın insanın ahlaki imtihanında bir araç olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada ferahlık, mal çokluğu ve her türlü dünyevi imkanı temsil ettiğini ve bu imkanların insan mizacındaki "men'" (engelleme) dürtüsünü nasıl tetiklediğini gösterdiğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, belirlilik takısı (el-) ile gelen bu kelimenin, insanın sahip olduğu her türlü olumlu durumu ve nimeti genelleyici bir ifadeyle kuşattığını belirtir.

        Menûâ (مَنُوعًا)

        İbn Fâris, m-n-a kökünün bir şeye engel olmak, birini bir şeyden mahrum bırakmak ve bir şeyi sıkıca tutup korumak (menâat) anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "men'" eyleminin bu bağlamda hem malı biriktirip başkasına vermemek (cimrilik) hem de başkalarının o maldaki haklarını (zakat, sadaka) engelleyerek onlara ulaşmasına mani olmak olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Cahiliye'nin "müstagni" (kendini kendine yeterli görme) ve "istifçi" tipolojisini tamamladığını; kişinin hayır dokunduğunda bir "baraj" gibi davranarak nimetin akışını durdurmasını simgelediğini ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin mübalağalı ism-i fâil kalıbında gelmesinin, cimriliğin ve paylaşmamanın kişide yerleşik bir karakter özelliği, hatta bir refleks haline geldiğini gösterdiğini savunur. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "menû'" niteliğinin bir önceki ayetteki "cezû'" (sızlanma) ile birleşerek "helû'" (hırslı/istikrarsız) insan tipini tamamladığını; şer karşısında yıkılan insanın, hayır karşısında ise bencilce bir koruma zırhına büründüğünü belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul ortamında yardımlaşmayı reddeden ve servetini sadece kendi iktidarı için kullanan elitist müşrik tipini deşifre eden bir tanım olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin sadece cimriliği değil, aynı zamanda hayra giden yolları tıkamayı ve iyiliğe engel olmayı da kapsayan geniş bir kötülük eylemini nitelediğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X