Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Meâric Sûresi, 14. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Meâric Sûresi, 14. Ayet

    وَمَنْ فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاًۙ ثُمَّ يُنْج۪يهِۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vemen fî-l-ardi cemî’an śümme yuncîh(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      11-16. "Halbuki birbirlerine gösterilirler. Günahkâr kişi, o günün azabı karşısında ister ki oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran bütün ailesini ve yeryüzünde kim varsa herkesi fidye olarak versin de kendisini kurtarsın. Fakat ne mümkün! Bilinmeli ki o (cehennem) alev alev yanan. Derileri kavurup soyan bir ateştir!'"

      Halbuki birbirlerine gösterilirler. Bu, senin babandır veya oğlundur ya da dostundur şeklinde birbirlerine tanıtılmaları mümkündür, çünkü biri diğerini, başına gelecek olan dehşet ve korkunun şiddetinden dolayı ancak tanıtma ile tanıyacaktır. Sonra birbirlerini tanıyınca da hallerini sormayacaklar, aksine yüce Allah’ın “İşte o gün kişi kardeşinden kaçar” meâlindeki beyanı doğrultusunda birbirlerinden kaçacaklardır. Âyetin mânası şöyle de olabilir: Daha önce işledikleri günahlar ve suçlar kendilerine gösterilir de onları tanırlar ve bu ameller onlar için hazır hale gelir.

      Günahkâr kişi, o günün azabı karşısında ister ki oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran bütün ailesini ve yeryüzünde kim varsa herkesi fidye olarak versin. Bu âyet onları, o gün dünyada benzerini bilmedikleri ve hatırlarından bile geçmeyen büyük bir korkunun ve dehşetin karşılayacağını ifade etmektedir. Çünkü dünyada kişi, kendisini kurtarmak için oğullarını, eşini, kardeşini, akrabalarını ve yeryüzünde bulunan herkesi fidye olarak vermeyi istetecek derecede bir korku ile karşılaşır. Bu âyet, insanları Allah’a dönmeye ve bulundukları duruma son vermeye teşvik etmek için o günün dehşetini haber vermektedir.

      Günahkârların Kendilerini Kurtarmak İçin Fidye Verecekleri Kişiler

      Günahkârın kendini kurtarmak için fidye vereceği kişiler sayılırken adamın önce oğulları, ardından akrabaları belirtilmekte ve fidye olarak verilecek olanlar, en uzaklar ile bitirilmektedir. Oysa en uzak olanlarla başlamak ve akrabalarla bitirmek daha uygundur, çünkü insan nefsi, fidye verirken uzak olanları cömertçe verirken akrabaları vermekte cimri davranır. Günahkârlar, o gün oğulları ve akrabaları fidye vermekte cömert davrandığına göre uzak olan kimseleri haydi haydi feda eder. Durum bu olduğuna göre dehşete düşürme ve korkutmanın en üst noktasını, uzak olanlarla başlatıp akrabalarla bitirmektir. Peki âyette neden yakın akrabaları belirtmekle başlanmıştır?

      Bu sorunun cevabını iki şekilde vermek mümkündür: Birincisi, yeryüzündeki bütün insanları fidye vermek, kişinin onların üzerinde bir hükümranlığının bulunması ve tamamının kendisine ait olması halinde mümkün olur, insanların tamamı onun mülkü olunca, mülküne ve evlatlarına yönelik şefkati ya aynı veya farklı olur. Kişi, -her ne kadar kendisinin fidyesi olsalar da- çocuklarını vermekte nasıl cimri davranırsa uzak olanların, -tümü onun mülkü olduğu takdirde- onları vermekte de cimri davranır. Bundan dolayı uzak olanlardan önce yakın akrabaları anması uygun düşmüştür. Çünkü korku verme ve dehşete düşürme açısından tamamı eşittir. En doğrusunu Allah bilir.

      İkincisi, yakın akrabalarla yeryüzündeki insanların sıralanmasının, öncelikli şartına bağlanmaması da mümkündür. Önce fertlerin, sonra cemaatin, daha sonra da cemaatler topluluğunun belirtilmiş olması da ihtimal dâhilindedir. Bununla fidye vermek isteyenlerin o gün fidyenin fayda vermeyeceğini öğrenmeleri ve ayrıca Allah’ın azabından kurtulmak için verecekleri fidye -yeryüzü dolusu bile olsa- onlara zor gelmeyeceğini bilmeleri hedeflenmiş olabilir. En doğrusunu Allah bilir.

      Kendisini kurtarsın. Fakat ne mümkün! Bu ifade, fidye düşüncesini ret ve o gün kendisini kurtarmayacağına dair bir uyarı mahiyetindedir. Bilinmeli ki o (cehennem) alev alev yanan, derileri kavurup soyan bir ateştir. Âyette geçen “lezâ” (لَظَى) kelimesi ateşin isimlerinden biridir. “Şeva’ya gelince, bazıları bunun ayaklar, kol ve bacaklar olduğunu söylemiş, bazıları da deridir demiştir. Aslında cehennem ateşi, cehennemlik olana her türlü çirkinliği, iğrençliği ve fecaati yapar. Bu kelimeyi istersen ayaklar anlamında, istersen deri mânasında, istersen de güzel yaratılış diye yorumlayabilirsin, çünkü söz konusu çirkin telakkisi, bütün bunlarda mevcuttur. Bu cümle şu İlâhî beyana benzer: “Ayrıca onlar için orada tertemiz eşler de vardır” Bu âyette geçen “mutahhere” kelimesi çeşitli şekillerde tefsir edilmiştir. Birincisi kötü ahlâktan arındırılmış, pis şeylerden, kusurlardan ve âfetlerden temizlenmiş eşler. Hülâsa gerek ahlâk, gerek nefis, gerekse muamelede çirkin görülen ve güzel bulunmayan her ne varsa o eşler bunlardan temizdir. Çirkin ve iğrenç olan ne varsa cehennemliklerde mevcut olacaktır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ardı (الأرض)

        İbn Fâris, e-r-d kökünün temel anlamının alçaklık ve yayılmak olduğunu, gökyüzünün zıttı olarak her şeyin aşağısında bulunan ve üzerine basılan yeri ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin insanların üzerinde yaşadığı fiziksel mekanı temsil ettiğini, ayette ise "fî’l-ard" (yeryüzünde) ifadesiyle, suçlunun kurtuluşu için dünyadaki tüm insanlık mirasını ve canlılığını feda etmeye hazır olduğunu vurguladığını açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerinde ortak olduğunu; İbranice "ereṣ" ve Aramice "ar’ā" formlarıyla akraba olduğunu, Kur’an’ın bu kadim terimi tüm beşeriyetin mekanını anlatmak için kullandığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin buradaki kapsamının sadece belirli bir bölge değil, yeryüzündeki tüm varlıkları, yani insanın dışındaki bütün canlı ve cansız unsurları da içine alacak şekilde geniş bir aidiyet alanını kapsadığını ifade eder.

        Cemîan (جميعا)

        İbn Fâris, c-m-a kökünün bir şeyi bir araya getirmek, dağılmış olanı toplamak ve parçaları birleştirmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "cem" eyleminin zıttının "tefrik" (ayırmak) olduğunu, ayetteki "cemîan" vurgusunun ise hiçbir istisna bırakmaksızın, yeryüzündeki tüm varlıkların toplamını ifade etmek için kullanıldığını açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur’an’ın eskatolojik sahnelerinde "topyekun" bir hali temsil ettiğini; suçlunun pazarlığının sadece ailesiyle sınırlı kalmayıp, tüm insanlığı feda edecek kadar bencilce bir boyuta ulaştığını simgelediğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "cemîan" kelimesinin burada niceliksel bir zirveyi temsil ettiğini, suçlunun bireysel kurtuluşu için kâinatın geri kalanını değersizleştirmesini anlatan bir vurgu taşıdığını ifade eder.

        Yuncîh (ينجيه)

        İbn Fâris, n-c-v kökünün temel manasının bir yerden kurtulmak, selamete çıkmak ve yüksek bir yere sığınmak olduğunu belirtir. Kurtuluşa eren kişiye "nâcî" denmesinin sebebinin, tehlikeli olan aşağı seviyeden güvenli olan yüksek seviyeye çıkması olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "incâ" eyleminin birini içine düştüğü darlık, sıkıntı ve helakten çekip çıkarmak anlamına geldiğini, ayette ise suçlunun tek derdinin bu ebedi azaptan sıyrılmak olduğunu açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin buradaki kullanımının bir sonuç beklentisi taşıdığını; yani suçlunun tüm dünyayı feda ettikten sonra kendisini kurtaracak bir bedel ödeme arzusunu dile getirdiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "yuncî" fiilinin başındaki sesin ve sonundaki zamirin, eylemin hedefinin bizzat o suçlu kişi olduğunu gösterdiğini, ancak bu kurtuluşun imkansızlığının ayetin genel akışında saklı olduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X