لِلْـكَافِر۪ينَ لَيْسَ لَهُ دَافِعٌۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Meâric Sûresi, 2. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: gerçekleşme, kafirler, engel yokluğu, mearic suresi, azap, mearic 2, soran kişi, mearic suresi 2. ayet, küfür, kafir, örtmek, gizlemek, nankörlük, inkar, münkir, gavur
-
"İnkârcılar için gelecek olan ve hiç kimsenin savamayacağı (azap)."
İnkârcılar için gelecek olan ve hiç kimsenin savamayacağı (azap). Âyetteki “li'l-kâfirîne” (لِلْكَافِرِينَ) “bi azabin vakuin” (بِعَذَابٍ وَاقِعٍ) kısmıyla ilgili ise “ale'l-kâfirine” (عَلَى الْكَافِرِينَ) demesi gerekirdi. Fakat buradaki “lâm” (nispet) ve cer harflerindendir. İzafet harfleri birbirinin yerine kullanılabilir. Onun için yüce Allah “ala” yerine “lâm” harfini kullanmıştır. “Li'l-kâfirine (لِلْكَافِرِينَ)” “leyse lehu dâfi” (لَيْسَ لَهُ دَافِعٌ) cümlesi ile bağlantılı olursa âyetin mânası şöyle olur: Kâfirlerin Allahın azabını kendilerinden savacak hiçbir şeyleri yoktur, aksine azap, başlarına kesinkes gelecektir. Dolayısıyla “an” (عن) yerine “lâm” (ل) harfi gelmiştir. Zira onların hepsi harf-i cerdir.
Azap: Müslümanlardan Savuşturulması
Azap, müslümanlardan çeşitli şekillerde savuşturulabilir: Allah Teâlânın rahmetiyle, peygamberlerin ve hayırlı kulların şefaatleriyle, müslümanların önden yapıp gönderdikleri ve günahlarını bağışlamayı gerekli kılacak iyi ameller. Kâfirlere gelince, Allah'ın rahmeti onlara ulaşmadığı gibi hiçbir yaratılmışın şefaati de erişmez. Onların günahlarına kefaret olacak iyi amelleri de yoktur. Dolayısıyla kâfirlerin azabı kendilerinden savuşturacak hiçbir şeyleri yoktur. Ayetin mânası şöyle de olabilir: Belâ ve sıkıntı esnasında kendilerine yardım edeceğini zannettikleri şey, onlara yardımcı olamaz ve şefaat edemez. Çünkü onlar, kendilerine şefaat eder ve onları Allah'a yaklaştırır umuduyla putlara tapıyor ve meleklere ibadet ediyorlardı.
Yorumu Yorumla
-
Kefere (كفر)
İbn Fâris, k-f-r kökünün temel anlamının "bir şeyi örtmek ve gizlemek" olduğunu belirtir; geceye karanlığıyla her şeyi örttüğü için "kâfir", tohumu toprağa gömüp örttüğü için de çiftçiye "kâfir" dendiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, terim olarak imanı örtmek veya Allah'ın nimetlerini gizleyip nankörlük etmek anlamlarına geldiğini, ayetteki kullanımın ise gerçeği bile bile reddedenleri kapsadığını açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın etik-dinî sistemindeki en merkezi kavram olduğunu, sadece "inanmamak" değil, Allah'ın ayetlerine karşı sergilenen aktif bir nankörlük ve küstahlık halini temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu bağlamda azabı alaya alan ve ilahi mesajı kasten görmezden gelen Mekkeli müşriklerin genel tutumunu nitelediğini ifade eder.
Leyse (ليس)
İbn Fâris, bu kelimenin bir olumsuzluk edatı olduğunu ve mevcut olan bir durumun yokluğunu bildirdiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "leyse"nin cümleye girmesiyle o azabın engellenmesinin imkansızlığının perçinlendiğini, yani azabı savuşturacak hiçbir gücün bulunmadığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu yapının azabın gerçekleşme kesinliği karşısında beşerî veya sahte ilahî hiçbir müdahalenin geçerli olmayacağını vurgulayan mutlak bir olumsuzlama olduğunu belirtir.
Dâfi' (دافع)
İbn Fâris, d-f-a kökünün bir şeyi itmek, uzaklaştırmak ve birine engel olmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin "savunan, defeden, engel olan" manasına geldiğini ve ayette "lehu dâfi'" ifadesiyle, o azabı geri çevirecek veya engelleyecek hiçbir gücün/makamın bulunmadığının kastedildiğini açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin ism-i fâil kalıbında gelmesinin, azabın vuku bulduğu anda onu durdurmaya yeltenecek herhangi bir öznenin (şefaatçi, put, yardımcı) mutlak yokluğunu ve acziyetini gösterdiğini vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), dilsel açıdan "vâki'" (gerçekleşen) ve "dâfi'" (engelleyen) kelimeleri arasındaki zıtlığın, ilahi iradenin kaçınılmazlığını ve insan iradesinin bu noktadaki etkisizliğini sanatsal bir icazla ortaya koyduğunu belirtir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla