Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Meryem Sûresi, 86. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Meryem Sûresi, 86. Ayet

    وَنَسُوقُ الْمُجْرِم۪ينَ اِلٰى جَهَنَّمَ وِرْداًۢ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Venesûku-lmucrimîne ilâ cehenneme virdâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Günahkârları da suya götürülen sürü gibi cehenneme süreceğiz.”

      Âyette geçen “vird” kelimesi ile aynı kökten türeyen “el-vârid” (الْوَارِد) su içmek isteyen demektir, “el-Vird” kelimesi bunun çoğuludur. Netice olarak tevil âlimlerinin ifadelerine göre âyette sanki şöyle denilmiş olmaktadır: Günahkârları da susuz kalmış ve suya hasret kimseler olarak cehenneme süreceğiz. Âyette yer alan “el-mücrim” (الْمُجْرِم) Ebû Bekir el-Esamm’a göre günaha atıhrcasma dalan kimse demektir. Kelimenin türediği mastar olan “el-icrâm” sözcüğü esasen kazanmak demektir. Kehmedeki bu mânadan dolayı bazıları “lâ yecrimenneküm şeneânü kavmin” (وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ) âyetini. Bir kavme karşı duyduğunuz kin size (günah) kazandırmasın diye açıklamışlardır. Kelimenin asıl anlamı günah kazanmak demektir.

      Günahkârları süreceğiz meâlindeki cümlede geçen “nesûku” (نَسُوقُ) fiili, günahkârların cehenneme istemeye istemeye sevkedileceklerini ifade etmektedir. Çünkü Allah Teâlâ kâfirler için “sevk” (سَوْق) fiilini kullanırken, müminler için toplamak anlamına gelen “cem” (جَمْع) ve bir araya getirmek demek olan “haşr” (حَشْر), fiillerini kullanmaktadır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ve nesûku (وَنَسُوقُ)

        İbn Fâris, "s-v-k" kökünün temel manasının, bir canlıyı veya nesneyi arkasından iterek, zorlayarak ileriye doğru yürütmek, sevk etmek ve gütmek olduğunu açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, "sevk" eyleminin birinci çoğul şahıs muzari (geniş/şimdiki zaman) formu olduğunu belirtir. Bu kelime, gönüllü bir yürüyüşü değil; iradesi elinden alınmış, yola gelmeyen bir sürünün zorla, baskıyla ve şiddetle bir hedefe doğru sürülmesi manasına gelir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin barındırdığı sarsıcı ontolojik zıtlığa dikkat çeker. Bir önceki ayette Allah, takva sahiplerini kendi huzuruna şerefli bir "heyet/elçi" (vefd) olarak davet etmiş ve onları binekler üzerinde onurlandırarak toplamıştı. Ancak hakikati reddeden suçlular (mucrimler) için bir davet veya saygı söz konusu değildir; onlar tıpkı kesime götürülen veya kırbaçlanan değersiz bir hayvan sürüsü gibi, yaka paça ve şiddetle cehenneme "sürülürler" (nesûku). Bu eylem, ilahi merhametin (Rahmaniyetin) devreden çıkıp mutlak celalin ve azabın (zorunluluğun) devreye girdiği andır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, biz süreriz, biz önümüze katarak sevk ederiz manalarına gelen bu muzari fiilin, isyankârların ahiretteki o mecburi, onur kırıcı ve çaresiz gidişatını (sürgününü) nitelediğini kaydeder.

        El-mucrimîne (الْمُجْرِمِينَ)

        İbn Fâris, "c-r-m" kökünün temel manasının, bir şeyi aslından kesip koparmak, meyveyi dalından ayırmak, cürüm/günah işlemek ve haddi aşmak olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "mucrim" isminin çoğulu olduğunu ifade eder. İnsanın ilahi nizamı bozacak şekilde ağır günahlar işlemesi, hakikatle olan bağını kendi iradesiyle "kesip atması" ve bu kopuşu bir karakter/yaşam tarzı haline getirmesi manasına gelir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde "cürüm" (mucrim) kavramının, sıradan bir adli suç veya basit bir ahlaki zaaf olmadığını analiz eder. Bu, evrenin mutlak Yaratıcısına karşı işlenen o devasa teolojik ihanettir (şirktir). Ayetleri alaya alan, ahireti inkâr eden ve kibre kapılan kimseler, ilahi mahkemede basit birer günahkâr değil; evrensel düzenin asıl "suçluları/cânileri" (mucrimîn) olarak etiketlenir ve sürü muamelesi görmeye müstahak olurlar.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, suçluları, günaha batanları, şirke sapan cânileri manalarına gelen bu ismin, cehenneme sürülecek olan o aşağılanmış kitlenin genel ahlaki ve ontolojik vasfını tanımladığını aktarır.

        İlâ (إِلَىٰ)

        Râgıb el-İsfahânî, bir yöne doğru gitmeyi, bir eylemin varıp dayanacağı nihai sınırı ve hedef noktayı (gaye) bildiren bir yönelme edatı olduğunu belirtir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, -e doğru, -a kadar manalarına gelen bu edatın, sürülme eyleminin (sevk) duracağı o mutlak felaket mahallini işaret etmeye başladığını kaydeder.

        Cehenneme (جَهَنَّمَ)

        El-Cevâlîkî, bu ismin saf Arapça olmadığını, yabancı bir dilden (Süryanice/İbranice) Arapçaya geçmiş (muarrab) ve gayr-ı munsarif (esre ve tenvin almayan) özel bir isim olduğunu belirtir.

        Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökenine dair sunduğu analizde, ismin doğrudan Eski Ahit'teki İbranice "Ge-Hinnom" (Hinnom Vadisi) tamlamasına dayandığını kanıtlar. Antik Kudüs'ün güneybatısında yer alan, bir dönem çocukların ateşe atılarak kurban edildiği ve daha sonraları şehrin sürekli yanan, dumanı tüten çöplüğü haline gelen bu lanetli vadinin isminin, Geç Antik Çağ'da Aramice/Süryanice (Gihanna) üzerinden "ahiretteki ateş yurdu/azap çukuru" manasına evrilerek Kur'an Arapçasına "Cehennem" olarak mükemmelen yerleştiğini tespit eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, ahiretteki mutlak azap yurdu, derin ateş kuyusu manalarına gelen bu özel ismin, suçluların (mucrimlerin) mecburi istikametini (son durağını) nitelediğini kaydeder.

        Virdâ (وِرْدًا)

        İbn Fâris, "v-r-d" kökünün temel manasının, şiddetli bir susuzluğu gidermek amacıyla bir su kaynağına doğru gitmek, pınara ulaşmak, suya dâhil olmak ve yaklaşmak olduğunu belirtir. Suya giden hayvan sürüsüne de lügatte "vird" denilmiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, "vird" kelimesinin, kavurucu bir susuzluk hissiyle su başına (su içmeye) giden sürü veya topluluk manasına geldiğini ifade eder. Cümlenin sonunda hal (durum) zarfı olarak kullanılmıştır.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin barındırdığı o devasa teolojik ve psikolojik ironiye dikkat çeker. Çölde susuzluktan bağrı yanmış, dili damağına yapışmış bir hayvan sürüsü suyu (vird) gördüğünde nasıl kontrolsüzce ve şiddetle o suya doğru koşarsa; suçlular da ahiretin o kahredici harareti içinde aynı susuzluk krizine girerler. Ancak ilahi adalet onların bu fıtri "suya/serinliğe koşma" refleksini bir azap mekanizmasına dönüştürür. Onlar kana kana su içecekleri bir pınara değil, ebediyen yanacakları "cehenneme doğru" susuz bir sürü gibi (virdâ) itilirler. Su beklerken ateşin içine sürülmek, hüsranın ve aldanışın en sarsıcı tasviridir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Meryem Suresi'nin mucizevi estetiği, ses ahengi ve kavramsal zıtlığı (tıbâk sanatı) içindeki eşsiz konumunu deşifre eder. Sure, bir önceki ayette muttakilerin Rahman'ın huzuruna gidişini "vefdâ" (şerefli bir elçi/heyet olarak, binekler üzerinde) kelimesiyle betimlemişti. Hemen ardındaki bu ayette ise suçluların cehenneme gidişi "virdâ" (susuz bir hayvan sürüsü olarak, yaya ve zelilce) kelimesiyle ifade edilir. "Vefdâ" ve "Virdâ"... Sadece tek bir harfi (f ve r) farklı olan bu iki kelime, ahiretteki o iki zıt kutbun bütün sosyolojik, psikolojik ve ontolojik gerçeğini kusursuz bir fonetik paralellikle zihinlere çakar. Biri lütfun şatafatı, diğeri azabın ve kibrin sefaletidir. Ayet, bu muazzam kelime seçimiyle inkârcı aklı ebedi bir susuzluğa (virdâ) mahkûm ederek son bulur.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, susuzluktan kıvranan bir sürü halinde, hararetten kavrulmuş olarak manalarına gelen bu hal zarfının, cehenneme sevk edilen isyankârların o çaresiz, zelil ve hararet içindeki fizyolojik ve psikolojik tükenişini resmettiğini kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X