اِنْ كُلُّ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اِلَّٓا اٰتِي الرَّحْمٰنِ عَبْداًۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Meryem Sûresi, 93. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: meryem suresi 93. ayet, meryem suresi, teslimiyet, meryem 93, gök, kullar, yer, rahman, ibadet, sema, arz, rahmet
-
92. “Halbuki çocuk edinmek Rahmân’ın şanına yakışmaz.”
93. “Göklerde ve yerde olan herkes istisnasız, Rahmân’a birer kul olarak gelecektir.”
Halbuki çocuk edinmek Rahmân’ın şanına yakışmaz. Yani ona çocuk edinmek yaraşmaz. Göklerde ve yerde olan herkes istisnasız, Rahmân’a birer kul olarak gelecektir. Dünyada hiçbir kimse kölelerinden çocuk edinmez. O halde göklerin ve yerin mülkü elinde olan ve herkesin kul olduğu bir varlığa kullarından çocuk edinmek nasıl olur da yaraşır! Halbuki çocuk edinmek Rahmân’ın şanına yakışmaz. Yani çocuk edinmek için baş vurulan çocuk yapma nedenleri O nda yoktur. Çünkü dünyada çocuk ancak üç sebeple yapıhr. Bunu tefsirimizin birçok yerinde belirttik. Allah Teâlâ bu sebeplere tenezzül etmeyecek kadar yüce olduğuna göre çocuk edinmesi gerekmez.
Bazıları Rahmân’a birer kul olarak gelecektir cümlesini Rahmâna âhirette birer kul olarak gelecektir diye tefsir etmişlerdir. Bir başka ifadeyle; onlar o gün Rahmâna kul olduklarını birer birer kabul edeceklerdir.
Yorumu Yorumla
-
İn (إِنْ)
Râgıb el-İsfahânî, bu edatın burada şart değil, nefiy (olumsuzluk) işlevi gördüğünü belirtir. Arapçada "mâ" (değildir/yoktur) manasına gelir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, yoktur, hiçbir varlık mevcut değildir manalarına gelen bu olumsuzluk edatının, cümlenin ilerleyen kısmındaki istisna (illâ) edatıyla birleşerek çok güçlü bir hasr (sınırlandırma ve kesinlik) ifade ettiğini kaydeder.
Kullu (كُلُّ)
İbn Fâris, "k-l-l" kökünün temel manasının, bir şeyin parçalarını bir araya getirmek, bütünü oluşturmak, tamamını kapsamak ve ihata etmek olduğunu açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, "kull" kavramının, istisnasız bütün varlıkları, ferd ferd her bir bireyi içine alan mutlak bir kuşatıcılık (şümul) ismi olduğunu ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, her biri, tamamı, hepsi manalarına gelen bu ismin, evrendeki yaratılmışların o eksiksiz ve devasa bütünlüğünü işaret ettiğini aktarır.
Men (مَنْ)
Râgıb el-İsfahânî, "men" edatının akıl, şuur ve irade sahibi varlıkları nitelemek için kullanılan ism-i mevsul (ilgi zamiri) olduğunu belirtir. Bu kelime; insanları, cinleri ve hatta müşriklerin Allah'a çocuk veya ortak (ilah) olarak yakıştırdığı melekleri de kapsayarak bütün şuurlu varlık tabakalarını cümlenin hükmüne bağlar.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, her kim varsa, o kimseler ki manalarına gelen bu zamirin, hükmün muhatabı olan akıllı varlıkları (irade sahiplerini) tanımladığını kaydeder.
Fî (فِي)
Râgıb el-İsfahânî, içinde bulunma, kuşatılma ve yer alma (zarfiyye) manası taşıyan bir edat olduğunu belirtir. Evrendeki mekânsal varoluşu tanımlar.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, içinde, -de/da manalarına gelen bu edatın, kapsayıcılığın sınırlarını belirginleştirdiğini aktarır.
Es-semâvâti (السَّمَاوَاتِ)
İbn Fâris, "s-m-v" kökünün temel manasının, yükseklik, yücelik, bir şeyin yukarıda olması ve tavan manasına geldiğini açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, "semâ" kelimesinin çoğulu olan bu ismin, meleklerin ve görünmez orduların mekânı olan, yeryüzünün üzerinde yükselen o devasa ve çok katmanlı kozmik âlemi ifade ettiğini belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, göklerde, yüksek âlemlerde manalarına gelen bu ismin, makro âlemdeki (ve fizik ötesindeki) mevcudatı işaret ettiğini kaydeder.
Vel-ardı (وَالْأَرْضِ)
İbn Fâris, "e-r-d" kökünün temel manasının, aşağıda olan, üzerinde yürünen taban, sağlam zemin ve göğün (yüksekliğin) tam zıddı olan alt tabaka olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, bağlaç (ve) ile yeryüzü manasına gelen "ard" isminin birleşimi olduğunu ifade eder. İnsanların ve cinlerin mekânı olan bu maddesel alanı da göklere bağlayarak evrenin (kozmosun) iki ana kutbunu gramatik olarak tamamlar.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, ve yeryüzünde, ve yerkürede manalarına gelen bu ismin, varoluş sahnesinin alt boyutunu nitelediğini aktarır.
İllâ (إِلَّا)
Râgıb el-İsfahânî, istisna (hariç tutma) edatı olduğunu belirtir. Cümlenin başındaki "in" (yoktur) olumsuzluk edatıyla birlikte muazzam bir mantıksal kilit (hasr) oluşturur. "Şu hariç hiçbiri yoktur (Yani hepsi istisnasız şöyledir)" diyerek, evrendeki her varlığın boyun eğeceği o kaçınılmaz ontolojik kuralı başlatır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, ancak, sadece, müstesna manalarına gelen bu edatın, hükmün mutlak ve tavizsiz sonucunu beyan etmeye başladığını kaydeder.
Âtî (آتِي)
İbn Fâris, "e-t-y" kökünün temel manasının gelmek, varmak, vasıl olmak ve bir yere ulaşmak olduğunu açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, "ityân" eyleminin ism-i fâil (özne) formu olduğunu belirtir. Manası "gelecek olan, varacak olan, çıkıp gelen" demektir. Varlığın o son ve kaçınılmaz gidişatını (ahiretteki hesap veya mahşer için ilahi huzura varışı) bir ihtimal olarak değil, ism-i failin kalıcılığıyla "mutlak bir durum" olarak mühürler.
Dücane Cündioğlu, kelimenin barındırdığı felsefi mecburiyete ve sarsılmaz akışa dikkat çeker. Evrendeki hiçbir varlık, yörüngesinden ve sonundan kaçamaz. "Âtî" (gelmekte olan), bütün mahlûkatın (yaratılmışların) varoluşsal serüveninin nihayetinde aynı mutlak merkeze (Yaratıcı'ya) doğru çekildiği o devasa çekim kuvvetini (ontolojik yönelişi) ifade eder. Akıl sahibi her varlık, istese de istemese de o makama varmaya mecburdur.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, gelecek olan, huzura çıkacak olan, varıp ulaşacak olan manalarına gelen bu ismin, mahşerdeki o mecburi toplanışın ve yönelişin kesinliğini bildirdiğini aktarır.
Er-rahmâni (الرَّحْمَٰنِ)
İbn Fâris, "r-h-m" kökünün şefkat, acıma, koruma ve varlığa lütfetme anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, merhameti tüm varoluşu kuşatan, mutlak şefkat ve kudret sahibi Allah'a has özel bir isim olduğunu ifade eder.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki isim seçiminin teolojik zarafetine ve muazzam felsefi dengesine temas eder. Bütün bir evren (gökler ve yer) o mutlak huzura "kul/köle" (abd) olarak boyun eğip gelecektir. Ancak Kur'an, bu devasa itaati ve mutlak otoriteyi (hâkimiyeti) tasvir ederken "El-Cebbâr" (Zorba), "El-Kahhâr" (Kahreden) veya "El-Melik" (Mutlak Kral) gibi celal isimlerini kullanmaz; aksine "Er-Rahmân" (Mutlak Merhamet) ismini kullanır. Bu, ilahi otoritenin zulme ve eziciliğe değil; bütünüyle şefkate, sevgiye ve lütfa dayalı olduğunu ilan eden eşsiz bir varlık tablosudur. Evren, korkudan değil, varoluşun kaynağı olan o sonsuz merhamete doğru akmaktadır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, o sonsuz merhamet ve lütuf sahibine manalarına gelen bu ismin, mahlûkatın (yaratılmışların) varıp duracağı o mutlak ve şefkatli makamı tanımladığını kaydeder.
Abdâ (عَبْدًا)
İbn Fâris, "a-b-d" kökünün temel manasının, boyun eğmek, zelil (alçakgönüllü) olmak, itaat etmek, iradeyi bütünüyle bir başkasına teslim etmek ve kendi başına müstakil (bağımsız) bir varlık iddiasından vazgeçmek olduğunu açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, "abd" kavramının, yaratılmış olup da Yaratıcı'nın mülkü (sahipliği) altında bulunan, O'nun koyduğu nizamın dışına çıkamayan iradeli veya iradesiz her türlü varlık (kul/köle) manasına geldiğini belirtir. Cümlenin sonunda hal (durum) zarfı olarak kullanılmıştır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde "abd" (kul) kavramının, İslam teolojisinin ve insan tasavvurunun o sarsılmaz temel taşı olduğunu analiz eder. Müşrikler veya ehl-i kitap, melekleri Allah'ın kızları, peygamberleri (İsa, Üzeyir) ise Allah'ın oğulları (veled) sayarak onları Yaratıcı'ya "ontolojik ortak/aile" yapmışlardı. Kur'an, "abd" kelimesiyle bu şirki yerle bir eder. Göklerde (melekler dâhil) ve yerde ne varsa; Tanrı'nın parçası, çocuğu veya ortağı değil, istisnasız hepsi "abd"dir (kuldur). Yaratıcı ve yaratılan (kul) arasındaki bu mutlak ayrım, Kur'an'ın ontolojik devrimidir.
Angelika Neuwirth, kelimenin Geç Antik Çağ'daki dinler tarihi polemiklerine vurduğu o kesin darbeye dikkat çeker. "Abd" kavramı, Hristiyanlığın ve paganizmin "ilahi aile / ilahi soy" hiyerarşisini bütünüyle parçalar. Mahşer günü Tanrı'nın huzuruna hiç kimse "oğul, kız veya imtiyazlı bir soy" olarak değil; sadece ve sadece O'nun mutlak otoritesine boyun eğmiş çırılçıplak birer "kul/abd" olarak çıkacaktır. Ayet, varoluşun o yegâne gerçeğini (kulluğu) tek bir kelimeyle (abdâ) mühürleyerek inkârcı kibri kusursuz bir felsefi hezimetle sonlandırır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, bir kul olarak, bütünüyle boyun eğmiş bir halde, itaatkâr bir köle olarak manalarına gelen bu ismin (hal zarfının), evrendeki her şuurlu varlığın Allah karşısındaki o mutlak acziyetini ve eşit ontolojik statüsünü resmettiğini kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla