Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Meryem Sûresi, 85. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Meryem Sûresi, 85. Ayet

    يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّق۪ينَ اِلَى الرَّحْمٰنِ وَفْداًۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yevme nahşuru-lmuttekîne ilâ-rrahmâni vefdâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Gün gelecek, takvâ sahiplerini seçkin konuklar olarak Rahmân’ın huzurunda toplayacağız.”

      Yani gün gelecek iradelerine baskın gelmeyen her hususta Allah Teâlanın emrine karşı gelmekten sakınanları seçkin konuklar olarak toplayacağız. Çünkü mümin bir günahı, ancak şehveti baskın geldiği veya Rabb’inin bağışlamasına olan umudu kendisine hâkim olduğu ya da günahı işledikten sonra tövbe etmeye azmettiği için işler. Mümin Rabb’ine bu şekilde muhalif olur. Bu beyanm, “Rahmân’m huzurunda” anlamma gelen kısmı “Rahmân’m huzuruna” şeklinde de olabilir. Bu durumda anlamı şöyle olur: Rahmân’m huzuruna, yani Rahmân’m kendilerine vâdettiği sevaba. “el-Vefd” (الْوَفْد) dünyada herhangi bir görev için gönderilen onurlu ve mertebe sahibi kimseler demektir. Buna göre Allah Teâlâ sanki şöyle demiş olmaktadır: Takvâ sahipleri, Rahman'ın huzurunda onurlandırılmış, yüceltilmiş ve onun katında (belli bir) mertebe ve değer sahipleri olarak toplanacaklardır. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yevme (يَوْمَ)

        İbn Fâris, "y-v-m" kökünün temel manasının, güneşin doğuşundan batışına kadar geçen zaman dilimi, belirli bir gün, aşama, hadise veya mutlak bir vakit olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "yevm" kavramının sıradan bir 24 saati değil, belirli bir dönemi ve durumu ifade ettiğini belirtir. Burada zaman zarfı olarak kullanılmış olup, doğrudan doğruya ahiret sahnelerinin başladığı o muazzam ve dehşetli "Kıyamet ve Hesap Günü'nü" işaret ederek cümlenin zaman (veya mekân) zeminini kurar.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, o gün, o vakit manalarına gelen bu zaman zarfının, ilahi adaletin tecelli edeceği ve insanların akıbetlerinin kesinleşeceği o büyük toplanma anını başlattığını kaydeder.

        Nahşuru (نَحْشُرُ)

        İbn Fâris, "h-ş-r" kökünün temel manasının, insanları, canlıları veya kalabalıkları bulundukları farklı yerlerden çıkarıp tek bir noktaya doğru sevk etmek, toplamak ve bir araya getirmek olduğunu açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, "haşr" eyleminin birinci çoğul şahıs muzari (geniş/şimdiki zaman) formu olduğunu ifade eder. Haşr, gönüllü ve sıradan bir buluşma değil; ilahi bir otorite tarafından belirli bir gaye (muhakeme veya ödüllendirme) için mecburi olarak bir araya getirilmektir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın eskatolojik (ahiret bilimi) semantiğinde "haşr" eyleminin, genellikle inkârcıların o dehşet verici mecburi toplanışını ifade etmek için kullanıldığını, ancak bu ayette (muttakiler için kullanıldığında) kelimenin o korkutucu tonundan sıyrılarak, ilahi bir davete icabet eden o ihtişamlı ve organize yönelişi, görkemli bir geçit törenini tasvir ettiğini analiz eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, biz toplarız, bir araya getirip sevk ederiz manalarına gelen bu fiilin, ilahi kudretin ahiretteki o kusursuz toparlama eylemini bildirdiğini aktarır.

        El-muttekîne (الْمُتَّقِينَ)

        İbn Fâris, "v-k-y" kökünün temel manasının, bir şeyi kendisine zarar verecek, eziyet edecek veya onu bozacak dış etkenlerden muhafaza etmek, korumak ve iki şey arasına bir kalkan (bariyer) koymak olduğunu açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, "muttakî" isminin çoğulu olduğunu belirtir. Nefsini günahlardan, Allah'ın azabından ve şüpheli şeylerden uzak tutarak fıtratını koruma altına alanlar manasına gelir. Başındaki harf-i tarif (El), bu zümrenin Allah katında bilinen, seçkin ve hususi bir topluluk olduğunu gramatik olarak sabitler.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak semantiğinde "takvâ" eyleminin master (anahtar) konseptlerden biri olduğunu vurgular. Muttekîn; dünyadayken sadece korkanlar değil, Yaratıcı'ya karşı derin bir sorumluluk bilinciyle (takvayla) hareket eden, o ilahi ürpertiyi fıtratında diri tutarak kendi ruhuna kötülük geçirmeyen bir zırh örenlerin ulaştığı en yüksek ontolojik statüdür.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sure içindeki zıtlıklarına temas eder. Önceki ayetlerde hakikati inatla örten "kâfirler" (19:83) zikredilmişti. Burada ise o inkârcıların tam zıddı olan, dünyada kendilerine tanınan mühleti "bâkıyâtus sâlihât" (kalıcı iyi işler) üreterek geçiren ve hakikate sığınan "muttekîn" (sakınanlar) sahneye çıkar. İlahi toplanma (haşr), bu ahlaki liyakat üzerinden şekillenir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, sakınanları, sorumluluk bilinciyle yaşayanları, takva sahiplerini manalarına gelen bu ismin, ilahi huzura kabul edilecek o asil zümrenin en temel vasfını tanımladığını kaydeder.

        İler rahmâni (إِلَى الرَّحْمَٰنِ)

        İbn Fâris, "ilâ" edatının bir yöne doğru gitmeyi, bir hedefe ulaşmayı ve varış noktasını bildirdiğini; "r-h-m" kökünün ise şefkat, acıma, koruma ve lütfetme anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ilâ" edatının ardından gelen "Rahmân" isminin, merhameti tüm varoluşu kuşatan, mutlak şefkat sahibi Allah'a has özel bir isim olduğunu ifade eder.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin barındırdığı psikolojik ve felsefi muazzamlığa dikkat çeker. Ahiret sahnelerinde insanlar genellikle "hesaba, mahkemeye, mîzana veya ateşe" doğru sevk edilirler. Ancak burada takva sahiplerinin yönlendirildiği (haşredildiği) yer bir mekân veya mahkeme değil; bizzat Allah'ın o sonsuz şefkatini ifade eden "Er-Rahmân" ismidir. Onlar korkunç bir yargılamaya değil, mutlak sevgiye, şefkate ve merhametin kucağına (İler rahmâni) doğru toplanırlar. Bu tamlama, azabın ve korkunun bütünüyle sıfırlandığı o eşsiz ilahi kabulün estetik zirvesidir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Rahman'a doğru, o sonsuz merhamet sahibinin huzuruna manalarına gelen bu yapının, takva sahiplerinin yürüyüşündeki o emniyetli ve lütufkâr nihai hedefi işaret ettiğini aktarır.

        Vefdâ (وَفْدًا)

        İbn Fâris, "v-f-d" kökünün temel manasının, bir hükümdarın, kralın veya yöneticinin huzuruna ikram görmek, ödüllendirilmek, onurlandırılmak ve bir talepte bulunmak üzere özel olarak gelen seçkin elçiler, misafirler ve heyetler olduğunu açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, "vefd" kelimesinin, yaya olarak değil; saygınlıkları gereği binekler üzerinde (süvari olarak) kralların huzuruna çıkan, ikram ve hürmet gören şerefli misafir (heyet) manasına geldiğini ifade eder. Kelimenin sonundaki tenvin, bu heyetin büyüklüğünü ve ihtişamını pekiştirir (hal zarfı olarak kullanılmıştır).

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin Meryem Suresi'nin eskatolojik (ahiret bilimi) kurgusundaki o devasa anlamsal karşıtlığına (zıtlığına) temas eder. Surenin 68. ayetinde isyankârlar cehennemin etrafında zillet içinde, yaya olarak ve korkudan "diz üstü çökmüş" (cisiyyâ) bir halde toplanmışlardı. Bu ayette (85) ise takva sahipleri, Rahman'ın huzuruna yaya veya zelil bir halde değil; kralların sarayına giren o gösterişli elçiler gibi binekler üzerinde, onurlandırılarak, "seçkin misafirler/heyetler olarak" (vefdâ) gelirler. Suçlunun zilleti ile müminin izzeti (şerefi) arasındaki ontolojik fark, bu kelimeyle billurlaşır.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi mucizesine ve surenin ahengine (tıbâk sanatına) dikkat çeker. Dünyada müşrikler kendi zenginliklerine, elit meclislerine (nediyy) ve maddi güçlerine (izz) güveniyor, fakir müminleri aşağılıyorlardı. Ancak ahiret sahnesi kurulduğunda, Allah o fakir, ezilmiş ve dünyada yaya bırakılmış müminleri (muttekîn); Rahman'ın huzuruna en nadide bineklerle, tarihin en görkemli, en şatafatlı ve en seçkin "diplomatik protokolüyle" (vefdâ) kabul eder. Bu kelime, dünyadaki kibrin ahirette nasıl ayaklar altına alındığını ve ilahi adaletin o muazzam iade-i itibarını resmederek ayeti sarsıcı bir ihtişamla sonlandırır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, seçkin bir heyet olarak, binekler üzerinde şerefli misafirler halinde, izzet ve ikramla manalarına gelen bu ismin (hal zarfının), müminlerin ilahi huzura o görkemli ve şatafatlı kabul ediliş biçimini tanımladığını kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X