فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْۜ اِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَداًّۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Meryem Sûresi, 84. Ayet
Daralt
X
-
“Öyle ise onlar hakkında acele etme; biz onların günlerini sayıyoruz.”
Öyle ise onlar hakkında acele etme! Yani onların sana verdikleri eziyetlere aynısı ile karşılık verme ve onları cezalandırma! Biz onların günlerini, yani dünyada alıp verdikleri nefeslerini sayıyoruz. Aldıkları nefesler sayılıdır ve bunlar yakında tükenip ecelleri gelecektir. Sana verdikleri eziyetlere ve hoş olmayan, kötü davranışlarına karşılık verme.
Yorumu Yorumla
-
Fe lâ ta'cel (فَلَا تَعْجَلْ)
İbn Fâris, "a-c-l" kökünün temel manasının, bir şeyi vaktinden önce istemek, hızlanmak, ivme kazanmak ve teenni (bekleme/sabır) halinin tam zıddı olan acelecilik olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "acele" eyleminin, henüz olgunlaşmamış veya zamanı gelmemiş bir durumu öne alma arzusu olduğunu ifade eder. Takibiye ve nedensellik bildiren "fe" (öyleyse/şu halde) edatı, nehiy (yasaklama) harfi olan "lâ" ve muzari fiil "ta'cel" (acele etme) kelimelerinin birleşiminden oluşur. Bir önceki ayette kâfirlerin üzerine şeytanların musallat edildiği (kışkırtıldığı) gerçeğinin hemen ardından, Hz. Peygamber'e onların helaki veya cezalandırılması konusunda telaşa kapılmaması gerektiğini bildiren ontolojik bir fren (uyarı) emridir.
Dücane Cündioğlu, kelimenin barındırdığı felsefi ve psikolojik derinliğe temas eder. İnsan fıtratı, zulüm ve inkâr karşısında anlık bir adalet (hemen infaz) talep eder; aklın hızı ile ilahi takvimin hızı uyuşmaz. "Lâ ta'cel" (acele etme) emri, sadece bir zamanlama meselesi değil; elçinin kendi psikolojik ritmini, Allah'ın o kusursuz, soğukkanlı ve şaşmaz evrensel ritmine (sünnetullaha) senkronize etme (uyumlama) çağrısıdır. İlahi adalet asla acele etmez, çünkü onun için zamanın tükenmesi veya failin kaçması gibi bir ihtimal yoktur.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, öyleyse acele etme, onların cezalandırılması için telaş gösterme manalarına gelen bu nehiy (yasaklama) fiilinin, ilahi planın tıkır tıkır işleyen sükûnetini nitelediğini kaydeder.
Aleyhim (عَلَيْهِمْ)
Râgıb el-İsfahânî, "alâ" (üzerine, karşı, aleyhine) edatı ile "him" (onlara) zamirinin birleşiminden oluştuğunu belirtir. Acelenin ve öfkenin kime yönelik olarak dizginlenmesi gerektiğini (inkârcıları) işaret eder. Kâfirler hakkındaki ilahi hüküm zaten verilmiştir, elçinin bu hükmü hızlandırmak için onların "aleyhine" fazladan bir baskı veya beddua üretmesine gerek kalmadığını gramatik olarak mühürler.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, onlara karşı, onların aleyhine manalarına gelen bu yapının, bekleyişin muhatabı olan isyankâr kitleyi işaret ettiğini aktarır.
İnnemâ (إِنَّمَا)
Râgıb el-İsfahânî, tahkik (kesinlik) bildiren "inne" edatı ile hasr (sınırlandırma/tahsis) bildiren "mâ" harfinin birleşimi olduğunu açıklar. Kur'an belagatinde bu edat, "ancak, sadece, şüphesiz ki biz yalnız (şunu yapıyoruz)" manası taşıyarak, cümlenin hükmünü tek ve mutlak bir eyleme kilitler. Kâfirlerin yaşantısı artık başıboş bir hayat değil, sadece matematiksel bir "geri sayım" sürecinden ibarettir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, şüphesiz biz ancak, biz sadece manalarına gelen bu hasr edatının, ilahi tasarrufun o anki yegâne işleyiş biçimini (sayım eylemini) kesinleştirdiğini kaydeder.
Neuddu (نَعُدُّ)
İbn Fâris, "a-d-d" kökünün temel manasının, nesneleri, günleri veya anları tek tek ardıyasıra saymak, miktarını bilmek, hesaplamak ve ölçmek olduğunu açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, "add" (sayma) eyleminin birinci çoğul şahıs muzari (geniş/şimdiki zaman) formu olduğunu belirtir. Manası, "Biz sürekli, kesintisiz ve hatasız bir şekilde sayıyoruz" demektir. Kâfirlerin dünyadaki mühleti rastgele bir uzatma değil; nefeslerinin, adımlarının ve günlerinin tek tek ilahi bir sayaç tarafından geriye doğru düşüldüğü katı bir muhasebe işlemidir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin barındırdığı o dehşet verici ve soğuk eskatolojik (ahiret bilimi) ironiye dikkat çeker. Yüce Allah, "Biz onlara mühlet veriyoruz veya onları bekliyoruz" demez; aksine "Biz sayıyoruz" (neuddu) der. Saymak, sonluluğun (bitişin) en kesin delilidir. Kâfir dünyada sonsuza kadar yaşayacağını ve malının bitmeyeceğini sanırken; Allah onun her nefesini ve her gününü bir hapishane mahkûmunun şafağını sayması gibi geriye doğru sayarak tükenişi (helaki) saniye saniye yaklaştırmaktadır. Bu, mühletin içindeki o gizli ve kahredici tehdittir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, biz sayıyoruz, günlerini/nefeslerini tek tek hesaplıyoruz manalarına gelen bu muzari fiilin, ilahi adaletin o milimetrik ve tavizsiz geri sayımını bildirdiğini aktarır.
Lehum (لَهُمْ)
Râgıb el-İsfahânî, aidiyet ve tahsis bildiren "lâm" (için, -e/a) edatı ile "hum" (onlar/onlara) zamirinin birleşiminden oluştuğunu açıklar. Bu geri sayımın ve tüketmenin, doğrudan doğruya o müşriklerin "kendileri için" (bizzat onların aleyhine işleyen bir kurgu olarak) ayarlandığını gramatik olarak sabitler.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, onlar için, onların aleyhine manalarına gelen bu yapının, hesaplama işleminin hedefini netleştirdiğini kaydeder.
Addâ (عَدًّا)
İbn Fâris, "a-d-d" kökünden türeyen masdar (kök eylem) formu olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, cümlenin sonunda mef'ul-i mutlak (pekiştirici nesne) olarak geldiğini ifade eder. Fiili (neuddu) bizzat kendi kökünden bir kelimeyle (addâ) destekleyerek "saydıkça sayarız, hiçbir sayıyı atlamaksızın kusursuzca hesaplarız" manasını verir ve eylemin şaşmaz katiyetini mühürler.
Toshihiko Izutsu, kelimenin surenin semantik bütünlüğü içindeki o muazzam zıtlığına temas eder. Surenin önceki ayetlerinde (19:77) müşrik, "Bana mal ve çocuk verilecek" diyerek kendi dünyevi çokluğuyla (sayısıyla) övünmüştü. İnkârcı akıl, sonsuzluğu "sayısal bir artış" sanır. Ancak Kur'an, onun bu nicelik kibrini "addâ" kelimesiyle parçalar. Kâfirin o övündüğü sayısal çokluk, aslında Allah'ın helak için tuttuğu "sayımın" (addâ) bir nesnesinden ibarettir. İlahi riyaziye (matematik), müşrikin sahte sonsuzluğunu sıfırlamak üzere işlemektedir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Meryem Suresi'ndeki fonetik (sesbilimsel) şiddetine ve ritmik kapanışına (fasıla sanatına) dikkat çeker. Ayet, "addâ" (sayarak) kelimesiyle biter. Bu kelimenin sonundaki o keskin şedde ve vurgu, adeta bir saatin tik-takları veya bir sayacın soğuk tıkırtıları gibi, mühletin hızla tükendiğini okuyucunun/dinleyicinin zihnine işitsel olarak da çakar. Kâfirin kibri, bu bitmek bilmeyen ve kaçışı olmayan ritmik "sayımın" (addâ) içinde santim santim ufalanarak ayet o mutlak ilahi sükûnetle son bulur.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, saydıkça sayarak, noksansız bir sayımla, tek tek sayarak manalarına gelen bu masdarın, inkârcılara verilen sürenin mutlak surette sınırlı ve belirlenmiş olduğunu en şiddetli pekiştirmeyle ilan ettiğini kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla