اَطَّـلَعَ الْغَيْبَ اَمِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداًۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Meryem Sûresi, 78. Ayet
Daralt
X
-
77. “Âyetlerimizi inkâr eden ve ‘Mutlaka bana mal ve evlat verilecektir’ diyen adamı gördün mü!”
78. “O, gaybt mı biliyor, yoksa Allah’ın katından bir söz mü aldı?”
79. “Kesinlikle hayır! B iz onun söylediklerini yazacağız ve cezasını uzattıkça uzatacağız.”
Âyetlerimizi inkâr eden ve ‘Mutlaka bana mal ve evlat verilecektir’ diyen adamı gördün mü! Bir müfessir bu sözün Âs b. Vâil es-Sehmî’ye ait olduğunu, müminler âhiretin kâfirlere değil kendilerine ait olduğunu söyleyerek onunla tartışmca bu sözü söylediğini belirtmiştir. Âs, müminlere öldükten sonra dirilip hayata döndürüleceğiz şeklindeki sözünüz eğer gerçekse bana bu dünyada verildiği gibi âhirette de mutlaka mal ve evlat verilecektir demiştir. Hasan-ı Basri şöyle demiştir: Bu sözü Velîd b. Muğire söylemiştir. Velîd, yüce Allah’ın hakkında şu sözleri kullandığı bir kişidir; “Yarattığım o şahsı (cezalandırmak üzere) tek başına bana bırak! Kendisine geniş bir servet ve gözü önünde duran oğullar verdiğim; önüne nimetleri serdikçe serdiğim, arkasmdan daha fazla vermemi bekleyen kişiyi! (Daha fazla vermek mi?) Asla!”. Velîd, dünyada kendisine kesinlikle daha fazla verilmesini bekliyordu. Fakat yüce Allah ona cevap olarak “Asla!” ifadesini kullanmıştır. Allah Teâlâ, burada O, gaybı mı biliyor ki âhirette kendisinin mal ve evladının olacağını söylediğini beyan etmiştir. Bu mâna yukarıda zikrettiğimiz birinci tevile göredir, (Bir diğer tevil de şöyledir:) O gaybı mı biliyor ki dünyada bir başka vakitte kendisinin mal ve evladının olacağını ileri sürüyor. Bu tevil de Hasan-ı Basrî’nin yaptığı açıklamaya göredir. Yoksa Allah’ın katından bir söz mü aldı? Yani elinde bu konuda Allah Teâlâ tarafından verilmiş bir söz mü var? Cenâb-ı Hak onun bu iddiasını reddetmek için şöyle buyuruyor: Kesinlikle hayır. Biz onun söylediklerini yazacağız. Yani söylediklerini koruyacağız. Ve cezasını uzattıkça uzatacağız. Bazı müfessirler buna şu anlamı vermiştir: “Azabı hergün arttıracağız”. Tıpkı şu beyanda belirtildiği gibi; Tadın artık! Bundan sonra size arttırarak vereceğimiz şey ancak azaptır. Bazıları da Ve cezasını uzattıkça uzatacağız meâlindeki beyana, bitip tükenmeyecek bir azapla ona azap vereceğiz anlamını vermişlerdir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Ettalea (أَطَّلَعَ)
İbn Fâris, "t-l-a" kökünün temel manasının, bir şeyin yukarı doğru çıkması, yükselmesi, görünür hale gelmesi, doğması ve yüksek bir yerden aşağıya bakarak nüfuz etmek olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ıttılâ" kavramının, bir şeyin bilgisine ulaşmak, onun içyüzüne vâkıf olmak ve ona nüfuz etmek manasına geldiğini ifade eder. Kelimenin başındaki "e" (hemze) harfi, istifham (soru) edatıdır. Soru edatının mazi fiille birleşmesiyle oluşan "ettalea" (nüfuz mu etti / vakıf mı oldu) yapısı, bilgi almak amacıyla sorulan bir soru değil; müşrik aklının iddiasındaki o felsefi imkânsızlığı ve küstahlığı teşhir eden bir kınama (istifham-ı inkârî) ifadesidir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, nüfuz mu etti, muttali mi oldu, vakıf mı oldu manalarına gelen bu soru fiilinin, insanın kendi ontolojik sınırlarını aşarak bilgi elde edip edemeyeceğini sorgulayan sarsıcı bir başlangıç olduğunu kaydeder.
El-ğaybe (الْغَيْبَ)
İbn Fâris, "ğ-y-b" kökünün temel manasının, gözden kaybolmak, örtülmek, şahit olunanın (hazırda bulunanın) zıddı olarak duyuların ötesinde kalmak ve gizlenmek olduğunu açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, "ğayb" kavramının, insanın beş duyusuyla algılayamadığı, aklın tek başına sınırlarını aşamadığı, bütünüyle ilahi ilmin tekelinde olan o mutlak hakikat ve gelecek alanı olduğunu belirtir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet içindeki muazzam felsefi ironisine temas eder. Bir önceki ayette müşrik, ahirette kendisine kesinlikle mal ve evlat verileceğini (leûteyenne) büyük bir küstahlıkla iddia etmişti. Kur'an, onun bu sığ ve asılsız kesinliğini "ğayb" kavramıyla vurur. Müşrikin ahirette kendisine ne verileceğini bilmesi için, evrendeki o aşılmaz ontolojik duvarı (ğaybı) delip geçmesi, ahiret perdesinin arkasına "nüfuz etmiş" (ettalea) olması gerekir. Ayet, aklın kibrini, o aklın evrendeki "görememe/bilememe" (ğayb) acziyetiyle yüzleştirir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, duyular ötesi âlemi, gizliyi, geleceği ve ahireti manalarına gelen bu ismin, mutlak ilahi bilgi alanını tanımladığını aktarır.
Emi (أَمِ)
Râgıb el-İsfahânî, "em" edatının (burada geçiş kolaylığı için esre harekesi alarak "emi" olmuştur), soru cümlelerinde alternatifleri veya zıt durumları birbirine bağlayan "yoksa, yahut" manasında bir atıf (bağlaç) harfi olduğunu belirtir. Müşrikin iddiasını meşrulaştırabilecek ikinci (ve ilki kadar imkânsız olan) mantıksal ihtimale geçişi sağlar.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, yoksa, yahut manalarına gelen bu edatın, ilahi sorgulamanın ikinci aşamasını cümleye dâhil ettiğini kaydeder.
İttehaze (اتَّخَذَ)
İbn Fâris, "e-h-z" kökünün temel manasının, bir şeyi eliyle veya gücüyle tutmak, almak, elde etmek ve kavramak olduğunu açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, "ittihâz" eyleminin (iftial vezninde) mazi (geçmiş zaman) formu olduğunu belirtir. Sıradan bir alma eylemi değil; bir şeyi kendi gayreti, kastı ve iradesiyle bizzat elde etmek, edinmek ve kendine tahsis etmek manasına gelir. "Yoksa edindi mi / aldı mı?" diyerek, iddia sahibinin Yaratıcı karşısında bir güç veya hak elde edip etmediğini sorgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, edindi mi, aldı mı, kopardı mı manalarına gelen bu mazi fiilin, müşrikin o sahte ahiret iddiasını dayandırdığı ikinci muhayyel (hayali) temeli nitelediğini aktarır.
İnde (عِنْدَ)
Râgıb el-İsfahânî, "inde" kelimesinin bir şeyin yanında, katında, nezaretinde ve huzurunda bulunmayı ifade eden bir mekân/durum zarfı olduğunu belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, katında, huzurunda, makamında manalarına gelen bu zarfın, alınacak olan o teminatın veya sözün kaynağını işaret ettiğini kaydeder.
Er-rahmâni (الرَّحْمَٰنِ)
İbn Fâris, "r-h-m" kökünün şefkat, acıma, koruma, lütfetme ve bağışlama anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "Rahmân" isminin, merhameti tüm varoluşu kuşatan, mutlak şefkat sahibi Allah'a has özel bir isim olduğunu ifade eder.
Dücane Cündioğlu, kelimenin ayet içindeki psikolojik ve teolojik tezadına dikkat çeker. Müşrik, peygamberin anlattığı tevhidi ve ahireti inkâr ederken; Kur'an onun bu inkârını yargılamak için "El-Müntakim" (İntikam Alan) gibi bir celal ismi değil, "Er-Rahmân" (Mutlak Merhamet) ismini kullanır. Ahirette kendisine kesinlikle mal verileceğini iddia eden bu kâfir, acaba o küfrettiği, isyan ettiği ve ayetlerini alaya aldığı "Rahmân"ın katından özel bir söz mü almıştır? İsyan edilen makamın merhamet sahibi olması, isyanın ahlaki çirkinliğini ve müşrikin o temelsiz cüretini (kibrini) daha da kahredici bir şekilde açığa çıkarır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, o sonsuz merhamet ve şefkat sahibi manasına gelen bu ismin, mutlak otoritenin lütufkâr yüzünü nitelediğini aktarır.
Ahdâ (عَهْدًا)
İbn Fâris, "a-h-d" kökünün temel manasının, bir şeyi korumak, muhafaza etmek, bir duruma veya sözleşmeye bağlı kalmak, taahhüt altına girmek ve söz vermek olduğunu açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, "ahd" kavramının, ihlal edilmesi asla caiz olmayan, iki tarafı da bağlayan kesin söz, mukavele ve yeminli teminat manasına geldiğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde "ahd" kelimesinin, Allah ile insan arasındaki o ontolojik ve ahlaki sözleşmeyi ifade ettiğini detaylıca analiz eder. Müşrikin "ahirette bana mal ve evlat verilecek" şeklindeki o kof iddiası, ilahi mahkemede rasyonel bir teste tabi tutulur: Yaratıcı'nın insana ahirette özel bir lütufta bulunması için, ortada alınmış bağlayıcı bir "sözleşme/teminat" (ahd) olması gerekir. Müşrik, Allah ile ticaret yapan eşit bir ortak mıdır ki O'nun katından böyle bir "ahd" (garanti) koparmış olsun? Ayet, bu kelimeyle müşrikin dünyevi servetine dayanarak ahirete ipotek koyma çabasını (ticari kibrini) paramparça eder ve iddiayı tek bir retorik darbeyle mutlak bir hezeyana dönüştürerek son bulur.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, söz, kesin teminat, mukavele, antlaşma ve garanti manalarına gelen bu ismin, inkârcının hiçbir ilahi dayanağı olmayan o şımarık beklentisini (kibrini) yerle bir eden yegâne ölçüt olduğunu kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla