وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هُمْ اَحْسَنُ اَثَاثاً وَرِءْياً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Meryem Sûresi, 74. Ayet
Daralt
X
-
“Oysa onlardan önce de daha varlıklı ve daha gösterişli olan nice nesiller helâk ettik.”
Oysa onlardan önce de daha varlıklı ve daha gösterişli olan nice nesiller helâk ettik. Yüce Allah onlara kendilerinin de bildiği bir durumu haber vermiştir. KendUerinden öncekiler varlık içinde yüzmekte ve dünyanın süsünü takınmaktaydılar. Ama daha sonra peygamberleri yalanlamaları ve Rablerine karşı gelmeleri yüzünden helâk edildiler. Bu kâfirlerin dediklerinin aslı, esası olsaydı helâk edilmezlerdi. Netice olarak Allah Teâlâ’nm dünyada bir kimsenin geçimini rahatlatıp bir başkasının hayat şartlarını daraltması ancak imtihan içindir yoksa kişinin mertebesi ve konumu ile alakalı değildir. Sevap ve ceza ise kişinin değeri, mertebesi ve aşırıya kaçıp kaçmaması ile ilgilidir.
Âyetin metninde geçen “esâsen” (أَثَاثًا) kelimesi mal ve mülk, “ri’yen” (رِئْيًا) kelimesi ise dış görünüm ve manzara demektir.
Ebû Avsece şöyle demiştir: “Hatmen makdıyyen” (حَتْمًا مَقْضِيًّا) kelimeleri vacip bir hükümdür, “nediyyen” kelimesi meclis bakımından demektir. “el-Endiye” onun çoğuludur. “el-Esas” (الْأَثَاثُ) mal demektir. “Ri’yen”, (رِئْيًا) manzara, dış görünüm anlamına gelir. “Nemüddü lehû mine’l-azâbi medden” (نَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَدًّا) cümlesi cezasını, yani azabını uzattıkça uzatacağız demektir. İbn Kuteybe ise şöyle demiştir: “Nediyyen” meclis bakımından demektir. “Nediyyün” ve “nâdin” (نَادٍ) “meclis” kelimesinin eş anlamıdır. Kelimenin bu anlamından dolayı müşriklerin oturup Hz. Peygamber hakkında istişarelerde bulundukları toplantı yerine “dârun-nedve” (دَارُ النَّدْوَة) denilmiştir. “el-Esâs” mal demektir. “er-Ri’yu” (الرِّئْيُ) manzara, alâmet ve görünüm anlamına gelir. “Fe’l yemdüd lehü’r-rahmânu medden” (فَلْيَمْدُدْ لَهُ الرَّحْمَنُ مَدًّا) “Kim sapkınlık içinde ise dilerim Rahmân ona sapkınlığı içinde süre versin!” demektir”.
Yorumu Yorumla
-
Ve kem (وَكَمْ)
Râgıb el-İsfahânî, bağlaç (ve) ile sayı/miktar bildiren "kem" edatının birleşimi olduğunu belirtir. Kur'an belagatinde bu kelime soru sormak için değil; "kem-i haberiye" denilen ve çokluk, yığın, hesaba gelmez bir kalabalık bildiren "nice, ne kadar çok" manasında tahkik (kesinlik) ve dehşet ifadesi olarak kullanıldığını ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, ve nice, ne kadar çok manalarına gelen bu çokluk edatının, geçmişte yaşanan ilahi cezalandırmaların azımsanamayacak boyutunu (tarihsel yoğunluğunu) zihinlere çarpan bir giriş olduğunu kaydeder.
Ehleknâ (أَهْلَكْنَا)
İbn Fâris, "h-l-k" kökünün temel manasının bir şeyin kırılması, düşmesi, çökmesi, varlığının sona ermesi ve yok olması olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "helâk" kavramının, bir canlının hayatının bitmesi, bir nesnenin formunu kaybetmesi veya ilahi bir azapla bir topluluğun kökünün kazınması manasına geldiğini ifade eder. Mazi (geçmiş zaman) birinci çoğul şahıs formu olan "ehleknâ" (Biz helak ettik), yeryüzündeki medeniyetlerin çöküşünün tesadüfi bir doğa olayı değil, bizzat Allah'ın ahlaki bir müdahalesi ve infazı olduğunu mühürler.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, biz yok ettik, kökünü kazıdık, helak ettik manalarına gelen bu fiilin, ilahi kudretin ve adaletin tarih sahnesindeki o yıkıcı ve temizleyici tasarrufunu bildirdiğini aktarır.
Kablehum (قَبْلَهُمْ)
İbn Fâris, "k-b-l" kökünün temel manasının bir şeyin yüzü, ön tarafı, öncesi ve karşısı olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "kabl" zaman zarfının sonuna eklenen "hum" (onların/onlardan) zamirinin, doğrudan doğruya 73. ayette zikredilen ve kendi servetleriyle, gösterişleriyle kibre kapılan o Mekkeli müşrik zümreyi işaret ettiğini açıklar. "Onlardan önce" denilerek, muhatabın şımarıklığı, devasa bir tarihsel mezarlığın (helak olmuş geçmişin) karşısına dikilir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, onlardan önce, onlardan evvelki zamanlarda manalarına gelen bu zaman zarfının, ibret alınması gereken kronolojik hedefi işaret ettiğini kaydeder.
Min (مِنْ)
Râgıb el-İsfahânî, bu edatın "kem" (nice/ne kadar) edatından sonra geldiğinde beyâniyye (açıklama) işlevi gördüğünü belirtir. Helak edilen o hesapsız çokluğun (kem) cinsini ve mahiyetini açıklamaya hazırlayan gramatik bir köprüdür.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, -den, -dan manalarına gelen bu edatın, yok edilen kitlenin kimliğini belirginleştirmeye başladığını aktarır.
Karnin (قَرْنٍ)
İbn Fâris, "k-r-n" kökünün temel manasının, iki şeyi birbirine yaklaştırmak, bir araya getirmek, eşleştirmek ve aynı hizada bulunmak olduğunu açıklar. Hayvanların başında eş (çift) olarak bulunan yapıya "boynuz", aynı zaman diliminde yaşayan ve birbirine çağdaş olan insan topluluğuna da "nesil/kuşak" (karn) denilmiştir.
Râgıb el-İsfahânî, "karn" kavramının, aynı zaman dilimini, aynı sosyolojik şartları veya aynı peygamberin tebliğini paylaşan, kaderleri ve ahlaki eğilimleri birleşmiş insan topluluğu (nesil) olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın tarih felsefesinde "karn" kelimesinin salt biyolojik veya kronolojik bir yüz yıl (asır) olmadığını analiz eder. "Karn", ortak bir günahı, şirki ve ahlaki çürümeyi "birlikte" (k-r-n kökündeki bir aradalık mantığıyla) işleyen, refah içinde şımaran ve nihayetinde yine "birlikte" helak edilen sosyolojik bir medeniyet ünitesidir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, nesil, kuşak, çağdaş topluluk, asır ve medeniyet manalarına gelen bu ismin, ilahi azapla tarih sahnesinden silinen o organize ve büyük insanlık kitlelerini tanımladığını kaydeder.
Hum (هُمْ)
Râgıb el-İsfahânî, "onlar" manasına gelen munfasıl (ayrık) çoğul zamiri olduğunu belirtir. Helak edilen o geçmiş nesillerin (karnin) vasıflarını ve dünyevi statülerini, şimdiki müşriklerle kıyaslamak üzere cümleye bağlayan bir işarettir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, onlar manasına gelen bu zamirin, geçmiş medeniyetlerin özelliklerini tasvir etmeye başladığını aktarır.
Ahsenu (أَحْسَنُ)
İbn Fâris, "h-s-n" kökünün temel manasının, çirkinliğin zıddı olarak; gözün, aklın ve nefsin hoşlandığı, güzel bulduğu, kusursuz ve cazip olan her şey olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ehsen" kelimesinin ism-i tafdil (en üstünlük/kıyas derecesi) olduğunu ve "daha güzel, daha ihtişamlı, çok daha üstün" manalarına geldiğini ifade eder. Müşriklerin bir önceki ayetteki "Hangimiz daha güzeliz?" kibrine, ilahi kelamın aynı kökten (ehsen) verdiği sarsıcı bir mukayese cevabıdır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, daha güzel, daha mükemmel, çok daha üstün manalarına gelen bu kelimenin, geçmiş nesillerin sahip olduğu o göz kamaştırıcı dünyevi seviyeyi nitelediğini kaydeder.
Esâsen (أَثَاثًا)
İbn Fâris, "e-s-s" kökünün temel manasının, bir şeyin çokluğu, yığılması, malın mülkün üst üste birikmesi ve insanın hayatını kolaylaştıran ev eşyası, donanım manasına geldiğini açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, "esâs" kavramının, lüks tüketim malları, mobilyalar, giysiler, ev gereçleri ve insanın refah seviyesini (zenginliğini) dışa vuran her türlü maddi servet/sermaye olduğunu belirtir.
Dücane Cündioğlu, kelimenin barındırdığı felsefi ve sosyolojik ironiye (Mekke aristokrasisine yönelik eleştiriye) temas eder. 73. ayette müşrikler kendi zenginliklerine, oymalı koltuklarına ve elit meclislerine (nediyy) bakarak fakir müminleri aşağılamışlardı. Kur'an, "esâs" kelimesiyle bu sığ eşya (madde) fetişizmine vurur: Onların güvendiği bu eşyaların, servetin ve mobilyaların çok daha fazlasına, "esâs" bakımından çok daha görkemlisine sahip olan geçmiş medeniyetler (Ad, Semud, Firavun) vardı. Ancak o eşyaların hiçbiri onları ilahi bir azapla silinmekten (ehleknâ) kurtaramadı. Eşyanın çokluğu, ontolojik varoluşun garantisi değildir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, eşya, mal, mülk, mobilya, tefrişat ve dünyevi donanım manalarına gelen bu ismin, helak olan medeniyetlerin maddi refah ve zenginlikteki erişilmez seviyesini işaret ettiğini kaydeder.
Ve ri'yâ (وَرِئْيًا)
İbn Fâris, "r-e-y" kökünün temel manasının, gözle veya kalp (akıl) ile bir şeyi görmek, idrak etmek, algılamak ve bakmak olduğunu açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, "ri'y" kelimesinin masdar formu olduğunu ve dışarıdan bakıldığında göze çarpan görünüm, dış görünüş, endam, gösteriş, manzara ve prestij manalarına geldiğini ifade eder.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Meryem Suresi'nin estetik örgüsündeki muazzam tezadına ve felsefi ağırlığına dikkat çeker. Müşrikler kendi meclislerinin (nediyy) şekilsel güzelliğiyle övünürken; Kur'an onlara, tarih sahnesinden silinen o eski nesillerin sadece eşya/servet (esâs) bakımından değil, dış görünüş, bedensel güç, mimari gösteriş ve vizyon (ri'yâ) bakımından da onlardan çok daha göz alıcı olduklarını hatırlatır. Dış görünüşteki (ri'yâ) bu mükemmellik, içsel (ahlaki/ruhani) bir çürümenin üzerini örtmeye yetmemiştir. Ayet, "gösterişin" ve "maddi güzelliğin" hakikat karşısındaki hiçliğini bu kelimeyle tescilleyerek, inkârcı kibri sarsıcı bir tarihsel ibretle (helak gerçeğiyle) yerle bir eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, dış görünüş, gösteriş, endam, manzara ve prestij manalarına gelen bu ismin, geçmiş medeniyetlerin sahip olduğu o estetik ve fiziki ihtişamı tanımlayarak ayeti etkileyici bir mukayese ile sonlandırdığını kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla