ثُمَّ لَنَنْزِعَنَّ مِنْ كُلِّ ش۪يعَةٍ اَيُّهُمْ اَشَدُّ عَلَى الرَّحْمٰنِ عِتِياًّۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Meryem Sûresi, 69. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: isyan, ayrım, meryem suresi 69. ayet, meryem 69, kibir, meryem suresi, azap, rahman, rahmet
-
“Sonra her gruptan, Rahmân’a en çok âsi olanlar hangileri ise çekip çıkaracağız.”
Sonra her gruptan, Rahmân’a en çok âsi olup baş kaldıran ve inat içinde olanlar hangileri ise çekip çıkaracağız. Âyetin metninde geçen “itiyyen” (عِتِيًّا) kelimesinin tekili “el-âtî” (الْعَاتِي) baş kaldırmasında inatçı ve katı demektir. “Le nenzianne” (لَنَنْزِعَنَّ) kelimesi “çekip çıkaracağın” demektir. Yani Rahmân’a en çok âsi ve inat içinde olandan başlayacağız. Bunlar onların arasında elebaşı ve önder konumunda olanlardır. Cehenneme önce onlar atılacaklardır. Sonra dünyada işgal ettikleri mertebelere göre sırası ile diğerleri atılacaktır.
Yorumu Yorumla
-
Summe (ثُمَّ)
Râgıb el-İsfahânî, bu edatın, eylemler arasında bir zaman aralığı, bir bekleyiş veya aşama farkı bulunduğunu (terâhî) bildiren bir atıf (bağlaç) harfi olduğunu belirtir. Bir önceki ayette cehennemin etrafında diz üstü çökertilen (cisiyyâ) o kitlelerin yaşadığı o dehşetli ve sessiz bekleyişin ardından, ilahi azabın ikinci ve en aktif safhasına geçişi bildiren felsefi bir zaman köprüsüdür.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, sonra, daha sonra, ardından manalarına gelen bu edatın, mahşer yerindeki o kahredici yargılama aşamalarını birbirine bağladığını aktarır.
Le nenzianne (لَنَنْزِعَنَّ)
İbn Fâris, "n-z-a" kökünün temel manasının, bir şeyi bulunduğu yerden söküp çıkarmak, çekip almak, koparmak ve aslından ayırmak olduğunu açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, "nez'" eyleminin sıradan bir ayırma işlemi olmadığını; bir şeyi zorla, şiddetle ve kökünden koparırcasına çekip almak manasına geldiğini ifade eder. Fiilin başındaki "le" (tekid/pekiştirme lâmı) ile sonundaki şeddeli "nûn" (tekid nûnu) harfleri, eylemin mutlak ve engellenemez kesinliğini gösterir.
Dücane Cündioğlu, kelimenin barındırdığı psikolojik ve fiziksel şiddete temas eder. Cehennemin etrafında korkudan bacaklarının bağı çözülmüş ve diz çökmüş halde bekleyen o mahkûm güruhun içinden, elebaşları adeta cımbızla sakince seçilmez; onlar, o kalabalığın içinden ilahi bir kudretle ve hışımla "sökülüp alınır/koparılır" (nenzianne). Bu kelime, Allah'ın kibre ve küfre karşı duyduğu o mutlak gazabın eylemsel dışavurumudur.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, andolsun ki çekip çıkaracağız, muhakkak surette koparıp alacağız manalarına gelen bu pekiştirmeli muzari fiilin, cehenneme atılacak ilk faillerin kitleler içinden nasıl sert bir ayıklanmaya tabi tutulacağını bildirdiğini kaydeder.
Min (مِنْ)
Râgıb el-İsfahânî, bu edatın teb'îz (kısım bildirme, bir bölümünü ifade etme) veya ayrılma (den/dan) manası taşıdığını belirtir. Söküp alma eyleminin, homojen bir kütleden değil, belirli yapıların (grupların) "içinden" gerçekleştirildiğini gramatik olarak sabitler.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, -den, -dan, içinden manalarına gelen bu edatın, ayıklanma işleminin mekânını ve hedefini işaret ettiğini aktarır.
Kulli (كُلِّ)
İbn Fâris, "k-l-l" kökünün temel manasının bir şeyin tamamı, bütünü, parçaları bir araya getiren kapsayıcılık ve istisnasızlık olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "küll" kelimesinin her bir parça ve bütünü nitelediğini ifade eder. İlahi adaletin ve taramanın yeryüzündeki hiçbir sapkın grubu atlamayacağını, "istisnasız her bir" topluluğun bu sökülüp alınma eylemine tabi tutulacağını mühürler.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, her, bütün, hepsi manalarına gelen bu ismin, mahşerdeki yargılamanın evrenselliğini ve eksiksizliğini vurguladığını kaydeder.
Şî'atin (شِيعَةٍ)
İbn Fâris, "ş-y-a" kökünün temel manasının, birine uymak, onu desteklemek, bir görüşü yaymak ve bir araya gelmek olduğunu açıklar. Bir liderin, bir inancın veya ideolojinin etrafında toplanan ve birbirine arka çıkan gruba (fırkaya/taraftarlara) bu kökten hareketle "şî'a" denilmiştir.
Râgıb el-İsfahânî, "şî'a" kavramının, ortak bir dava etrafında kenetlenmiş, birbirini takip eden ve savunan zümre (parti/grup) olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu, "şî'a" kelimesinin Kur'an'ın sosyo-dini terminolojisindeki ağırlığına ve kolektif suç bağlamına dikkat çeker. Yeryüzündeki küfür ve şirk, sadece bireysel bir sapkınlık (tekil bir günah) değil; aksine teşkilatlanmış, kurumsallaşmış ve kitleleri arkasından sürükleyen "taraftarlık" (şî'a) hareketidir. Mahşerdeki bu ilahi ayıklama (nez' etme), bu organize grupların içine dalarak o sahte dayanışma ağlarını paramparça eder. Dünyadaki o sapkın fraksiyonların (şî'aların) ahirette hiçbir koruyuculuğu yoktur.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, grup, fırka, taraftar, hizip ve yandaş topluluğu manalarına gelen bu kelimenin, inancı veya küfrü kitleselleştiren sosyal yapıları tanımladığını aktarır.
Eyyuhum (أَيُّهُمْ)
Râgıb el-İsfahânî, "eyyu" (hangisi / her kim) ismi ile "hum" (onların) çoğul zamirinin birleşiminden oluştuğunu belirtir. Söküp alma (koparma) işleminin hedefindeki o spesifik suçluyu belirlemek için kullanılan bir ayıklama bağlacıdır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, onların hangisi, onlardan hangileri manalarına gelen bu yapının, grubun içindeki en tehlikeli failleri işaret ettiğini kaydeder.
Eşeddu (أَشَدُّ)
İbn Fâris, "ş-d-d" kökünün temel manasının bir şeyin sıkı, sağlam, sert, zorlu ve kuvvetli olması manasına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "eşedd" kelimesinin "ef'al" vezninde bir ism-i tafdil (en üstünlük derecesi) olduğunu ifade eder. Sıradan bir sertlik değil; şiddetin, inatçılığın ve zorbalığın ulaştığı o "en yüksek, en ileri ve en katı" noktayı tanımlar.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ilahi adaletin cezalandırma yöntemindeki o muazzam hiyerarşiyi (adalet terazisini) deşifre ettiğine dikkat çeker. Cehenneme atılmada mekanik bir eşitlik yoktur; tıpkı yeryüzündeki isyanın dereceleri (sıradan takipçiler ile ideologlar) olduğu gibi, azabın ve yargılamanın da dereceleri vardır. Allah, saptırılmış, kandırılmış veya cehaletle peşinden sürüklenmiş sıradan taraftarlardan ziyade; öncelikle o isyanın başını çeken, küfürde "en şiddetli" (eşedd) olan elebaşlarını hedefe koyar ve önce onları ateşin içine çeker. Bu, mutlak adaletin tecellisidir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, en şiddetli, en katı, en ileri giden manalarına gelen bu ism-i tafdilin, suçun ve isyanın hiyerarşisindeki zirveyi nitelediğini kaydeder.
Aler rahmâni (عَلَى الرَّحْمَٰنِ)
İbn Fâris, "a-l-v" kökünden gelen "alâ" (üzerine, karşı) edatı ile "r-h-m" kökünden türeyen "Er-Rahmân" isminin birleşiminden oluştuğunu açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, "Rahmân" isminin, merhameti tüm varoluşu ve bütün mahlukatı kuşatan, sonsuz şefkat sahibi Allah'a has özel bir isim olduğunu ifade eder.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki "alâ" (karşı) edatının kullanımının oluşturduğu o devasa teolojik ironiye ve ahlaki çirkinliğe temas eder. İnsan, göklerden inen bir "El-Kahhâr" veya "El-Müntakim" (İntikam alan) ismine karşı değil; bizzat kendi varoluşunu borçlu olduğu, onu her an rızıklandıran, yaşatan ve sarıp sarmalayan o eşsiz "Er-Rahmân"a (mutlak şefkate) karşı isyan bayrağı açmaktadır. İsyanın ve küfrün derecesini "en şiddetli" (eşedd) yapan asıl faktör, muhatap alınan bu ismin lütuf ve merhamet boyutudur. Sonsuz şefkate karşı gösterilen nankörlük ve küstahlık, ahlaki düşüşün (isyanın) en aşağılık formudur.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Rahman'a karşı, o sonsuz merhamet ve şefkat sahibine yönelik manalarına gelen bu tamlamanın, nankörlüğün ve isyanın yöneldiği makamı belirlediğini aktarır.
Itiyyâ (عِتِيًّا)
İbn Fâris, "a-t-v" kökünün temel manasının, haddi aşmak, kibirlenmek, dikbaşlılık etmek ve otoriteye boyun eğmeyi reddedip kurumlanmak (küstahlaşmak) olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ıtiyy" kelimesinin ism-i masdar olduğunu ve inatta, isyanda en son noktaya ulaşmak; kalbin bütünüyle katılaşarak hakikati kibirle, nobranlıkla ve azgınlıkla reddetmesi manasına geldiğini ifade eder.
Dücane Cündioğlu, kelimenin Meryem Suresi içindeki estetik yankısına (mutaabakat ve cinas sanatına) ve psikolojik derinliğine dikkat çeker. "Itiyy", sıradan bir zaaf veya anlık bir günah işleme hali değildir; varoluşsal bir küstahlık, aklın Yaratıcı karşısında haddini bilmez bir şımarıklığa (kibre) gömülmesidir. Surenin 8. ayetinde Zekeriya peygamber, biyolojik yaşlılığın son demini, kemiklerin kurumasını ve kırılganlığını ifade ederken "ıtiyyâ" (son dereceye ulaştım) demişti. Burada ise aynı kelime, bu kez "ruhun hakikat karşısında kuruyup kaskatı kesilmesini" (kibri/azgınlığı) resmeder. İlahi gazap, bu ontolojik kurumaya (kibre) yönelir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, azgınlık, küstahlık, başkaldırı, inatçı isyan ve kibrin zirvesi manalarına gelen bu kelimenin, Rahman'a karşı sergilenen o cüretkâr tavrı tanımlayarak ayeti sarsıcı bir adalet ve öfke tablosuyla sonlandırdığını kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla