Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Meryem Sûresi, 68. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Meryem Sûresi, 68. Ayet

    فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَالشَّيَاط۪ينَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِياًّۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Feverabbike lenahşurannehum ve-şşeyâtîne śümme lenuhdirannehum havle cehenneme ciśiyyâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Rabb’ine andolsun ki onları muhakkak şeytanlarla birlikte mahşerde toplayacağız; sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü çökmüş vaziyette hazır tutacağız.”

      Rabb’ine andolsun ki onları muhakkak kendilerini sapkınlığa sevkeden şeytanlarla birlikte mahşerde toplayacağız. Tıpkı şu İlâhî beyanda belirtildiği gibi: “Toplayın o zâlimleri, onların yoldaşlarını ve Allah’ın dışında taptıklarını; hepsini cehennemin yoluna sürün!”.

      Sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü çökmüş vaziyette hazır tutacağız. Bazı müfessirler “cisiyyen” (جِثِيًّا) kelimesine topluluklar halinde anlamı vermiştir, tıpkı şu beyanda olduğu gibi: Gerçekleri inkâr etmiş olanlar gruplar halinde cehenneme sevkedilecek. Bazıları da bu kelimenin, diz üstü çökmüş olarak, mânasına geldiğini, çünkü o günün dehşetinden ayaklarının çalışmayacağım söylemişlerdir.

      “Bunlar elbette azgınlıklarının cezasını bulacaklardır”. Ebû Avsece âyetin metninde geçen “el-ğayyu” kehmesinin “kötülük” anlamına, “cisiyyen” (جِثِيًّا) kelimesinin ise “topluluklar halinde” mânasına geldiğini söylemiştir. İbn Kuteybe ise şöyle demiştir: “Cisiyyen” kelimesi “câsin” kelimesinin çoğuludur. Tefsirde “topluluklar halinde” mânasına geldiği belirtilmiştir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Fe ve rabbike (فَوَرَبِّكَ)

        İbn Fâris, "r-b-b" kökünün temel manasının bir şeye malik olmak, onu koruyup gözetmek ve aşama aşama kemale erdirerek terbiye etmek olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" isminin mutlak Yaratıcı ve terbiye edici olduğunu ifade eder. Cümlenin başındaki "fe" harfi, bir önceki ayette dirilişi alaycı bir dille inkâr eden insana verilen o şiddetli cevabı başlatan bir takibiye (sonuç) bağlacıdır. Ardından gelen "ve" harfi ise yemin (kasem) bildiren "vav" harfidir. "Rabbike" kelimesinin sonundaki "ke" (senin) zamiri Hz. Peygamber'e dönüktür. "Senin Rabbine andolsun ki" tamlaması, itiraz edilemez ve mutlak bir ilahi tasdik beyanıdır.

        Dücane Cündioğlu, bu gramatik yapının barındırdığı felsefi ve psikolojik muazzamlığa temas eder. Dirilişi inkâr eden küstah insana karşı Allah, kendi zatı üzerine doğrudan "Bana andolsun ki" demez; muhatap olarak Hz. Muhammed'i merkeze alıp "Senin Rabbine andolsun ki" (ve rabbike) der. Bu, hem vahyin gecikmesiyle veya müşriklerin alaylarıyla sarsılan Peygamber'i teselli eden eşsiz bir şefkat göstergesi hem de o inkârcılara yöneltilen en sert ilahi tehdittir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Rabbine andolsun ki, Rabbine yemin olsun ki manalarına gelen bu yemin lafzının, cümlenin devamında gelecek olan o dehşetli ahiret sahnelerinin mutlak surette gerçekleşeceğini mühürlediğini kaydeder.

        Le nahşurannehum (لَنَحْشُرَنَّهُمْ)

        İbn Fâris, "h-ş-r" kökünün temel manasının, insanları veya canlıları bulundukları farklı yerlerden zorla çıkarıp tek bir noktaya doğru sevk etmek, toplamak ve bir araya sürmek olduğunu açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, "haşr" kavramının gönüllü bir buluşma değil; savaş, muhakeme veya hesap gibi mecburi ve kaçınılmaz bir amaç için kitleleri bir araya getirmek olduğunu ifade eder. Fiilin başındaki "le" (tekid/pekiştirme lâmı) ile sonundaki şeddeli "nûn" (tekid nûnu) harfleri, Arapçada kesinliğin en üst perdesini oluşturur. Anlamı, "Onları hiç şüphesiz, mutlak ve muhakkak surette toplayacağız" demektir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın eskatolojik (ahiret bilimi) semantiğinde "haşr" eyleminin, kozmik bir toparlanma olduğunu analiz eder. Dünyada dirilişin imkânsızlığını savunan (Ben çürümüş kemikken nasıl çıkarılacağım diyen) o kibirli insan, kendi iradesi bütünüyle sıfırlanmış bir halde, ilahi bir sevkiyatla mahşer alanına "sürülecektir" (haşredilecektir).

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, onları mutlaka toplayacağız, muhakkak bir araya getireceğiz manalarına gelen bu fiilin, inkârcıların diriliş sonrasındaki o mecburi ve kaçınılmaz toplanma eylemini bildirdiğini aktarır.

        Veş-şeyâtîne (وَالشَّيَاطِينَ)

        İbn Fâris, bu ismin kökeni hakkında iki görüş olduğunu belirtir: Birincisi, haktan ve rahmetten uzaklaşmak manasındaki "ş-t-n" kökünden; ikincisi ise öfkeden yanıp tutuşmak, helak olmak manasındaki "ş-y-t" kökündendir. Her iki durumda da temel anlam, asi, uzak ve yakıcı olmaktır.

        Râgıb el-İsfahânî, "şeytân" kelimesinin çoğulu olan bu ismin, mutlak isyan içinde olan, insanları hakikatten saptıran görünmez varlıkları (cinleri) ve onlarla aynı karakteri taşıyan kötücül insanları kapsadığını ifade eder. İnkârcıların "şeytanlarla birlikte" haşredilmesi, dünyadaki o saptırıcı müttefikliklerinin ahirette bir felaket ortaklığına dönüşmesini simgeler.

        Arthur Jeffery, kelimenin dilbilimsel ve tarihi kökenini incelerken, Eski Ahit geleneğindeki İbranice "Sâtân" (düşman, karşı çıkan) ve bilhassa Habeşçedeki "Şaytân" formuyla olan etimolojik bağına dikkat çeker. Kur'an'ın bu mefhumu, yeryüzündeki bütün yıkıcı ve isyankâr (rebellious) güçlerin genel ismi olarak kavramsallaştırdığını tespit eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, ve şeytanları da, saptırıcı güçleri de manalarına gelen bu ismin, dirilişi inkâr eden o müşriklerin, dünyada akıllarını çelen şeytanlarla aynı zincire vurularak haşredileceklerini kaydeder.

        Summe (ثُمَّ)

        Râgıb el-İsfahânî, bu edatın, eylemler arasında bir zaman aralığı, bir bekleyiş veya aşama farkı bulunduğunu (terâhî) bildiren bir atıf (bağlaç) harfi olduğunu belirtir. Toplanma (haşr) eyleminden hemen sonra cehenneme atılmazlar; bu edat, arada mahşer alanındaki o korkunç bekleyişi, muhakemeyi ve dehşeti barındıran zaman boşluğunu ifade eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, sonra, daha sonra manalarına gelen bu edatın, ahiret sahnelerindeki o kahredici aşamalılığı (sekansları) işaret ettiğini aktarır.

        Le nuhdırannehum (لَنُحْضِرَنَّهُمْ)

        İbn Fâris, "h-d-r" kökünün temel manasının, bir kimsenin veya nesnenin bizzat orada bulunması, göz önünde olması ve yokluğun (gayb/gaib) tam zıddı olan mevcudiyet olduğunu açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, "ihzâr" eyleminin, birini bir mekâna zorla ve mecburen getirmek, onu orada hazır bulundurmak manasına geldiğini ifade eder. Tıpkı "nahşurannehum" (toplayacağız) fiilinde olduğu gibi, bu fiilin başında da "le" ve sonunda "şeddeli nûn" bulunarak anlam mutlak bir kesinlikle pekiştirilmiştir: "Onları yaka paça, muhakkak surette hazır edeceğiz".

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, onları mutlaka hazır bulunduracağız, muhakkak getireceğiz manalarına gelen bu fiilin, inkârcıların ilahi mahkeme ve azap yeri karşısındaki kaçınılmaz ve iradesiz duruşlarını nitelediğini kaydeder.

        Havle (حَوْلَ)

        İbn Fâris, "h-v-l" kökünün temel manasının değişmek, dönmek, hareket etmek ve bir şeyin çevresi, etrafı, kuşatanı olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "havl" zarfının, merkezin etrafını saran çember manasına geldiğini ifade eder. İnkârcılar ve şeytanlar doğrudan doğruya ateşin içine değil, önce onun "etrafına/çevresine" getirilirler. Bu, içine düşmeden önce ateşin o korkunç yüzüyle, uğultusuyla ve sıcaklığıyla yüzleşilen psikolojik dehşet anıdır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, çevresinde, etrafında, kenarında manalarına gelen bu mekân zarfının, azap mahalliyle suçlular arasındaki o ilk karşılaşma noktasını tanımladığını aktarır.

        Cehenneme (جَهَنَّمَ)

        El-Cevâlîkî, bu ismin saf Arapça olmadığını, yabancı bir dilden (Süryanice/İbranice) Arapçaya geçmiş (muarrab) ve gayr-ı munsarif (esre ve tenvin almayan) özel bir isim olduğunu belirtir.

        Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökenine dair sunduğu analizde, ismin doğrudan Eski Ahit'teki İbranice "Ge-Hinnom" (Hinnom Vadisi) tamlamasına dayandığını kanıtlar. Antik Kudüs'ün güneybatısında yer alan ve bir dönem çocukların ateşe atılarak kurban edildiği, sonraları ise şehrin sürekli yanan çöplüğü haline gelen bu lanetli vadinin isminin, Geç Antik Çağ'da Aramice/Süryanice (Gihanna) üzerinden "ahiretteki ateş yurdu" manasına evrilerek Kur'an Arapçasına "Cehennem" olarak mükemmelen yerleştiğini tespit eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, ahiretteki azap yurdu, derin ateş kuyusu manalarına gelen bu özel ismin, inkârcıların ve şeytanların etrafında toplanacağı o mutlak felaket mahallini tanımladığını kaydeder.

        Cisiyyâ (جِثِيًّا)

        İbn Fâris, "c-s-v" kökünün temel manasının, bir kimsenin dizleri üzerine çökmesi, yere kapaklanması ve olduğu yerde yığılıp kalması olduğunu açıklar. Lügatte bir araya toplanmış toprak ve taş yığınlarına da bu kökten hareketle "cüsv" denilmiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, "cüsiy" kelimesinin diz üstü çökenler manasındaki "câsî" kelimesinin çoğulu (cüsiyy) olduğunu belirtir. Bu duruş, sıradan bir oturma eylemi değil; korkudan bacakların bağının çözülmesi, mutlak bir zillet, çaresizlik, aşağılanma ve sıranın kendisine gelmesini bekleyen mahkûmun o dehşet içindeki çöküş halidir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin barındırdığı sarsıcı görsel ve psikolojik zıtlığa dikkat çeker. 66. ayette aklıyla gurur duyan, diklenen ve "Ben çürümüş kemikken yeniden mi dirileceğim!" diyerek Allah'a meydan okuyan o kibirli insanın bedensel kibri, cehennemin kenarına getirildiğinde tamamen tuzla buz olmuştur. Kendi gücüne güvenen insan, ateşin uğultusu karşısında ayakta duramamış ve çaresizce "diz üstü çökmüştür" (cisiyyâ). Bu kelime, kibrin yerini alan mutlak zilletin ontolojik resmidir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Meryem Suresi'nin estetik örgüsündeki muazzam rolüne (mutaabakat sanatına) temas eder. Surenin 58. ayetinde peygamberler ve salih kullar, Rahman'ın ayetlerini duyduklarında mutlak bir itaat, huşu ve sevgiyle "secdeye kapanarak (succeden) ve ağlayarak" yere inmişlerdi. Bu ayette ise isyankârlar ve şeytanlar, cehennemin kenarında korkudan, zilletten ve dehşetten "diz üstü çökerek" (cisiyyâ) yere inmişlerdir. Biri rızanın ve yücelmenin çöküşüdür; diğeri ise isyanın ve aşağılanmanın çöküşüdür. Ayet, bu kelimeyle ilahi adaletin o görkemli ve kahredici tablosunu zihinlere kazıyarak son bulur.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, diz üstü çökmüş vaziyette, zillet içinde yığılmış olarak manalarına gelen bu hal (durum) zarfının, isyankârların ateşin kenarındaki o dehşet verici ve çaresiz vücut dilini betimlediğini kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X