وَيَقُولُ الْاِنْسَانُ ءَاِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ اُخْرَجُ حَياًّ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Meryem Sûresi, 66. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: diriliş, inkar, insan, meryem 66, meryem suresi, meryem suresi 66. ayet, şüphe, hayat, ölüm
-
“İnsan, ‘Ben öldükten bir süre sonra sahiden yeniden hayata döndürülecek miyim?’ diyor”
İnsan, ‘Ben öldükten bir süre sonra sahiden yeniden hayata döndürülecek miyim?’ diyor. Bu ilâhi beyan iki türlü açıklanabilir: Birincisi: Öldükten sonra dirilmenin inkârı şeklinde olup Ben öldükten bir süre sonra sahiden yeniden hayata döndürülecek miyim?, yani döndürülmeyeceğim demektir. İkincisi ise müslümanlarm “Siz dirilecek ve hayata döndürüleceksiniz” meâlindeki sözlerine cevap olarak onları alaya alıp dalga geçerek “Ben öldükten bir süre sonra sahiden yeniden hayata döndürülecek miyim?” anlamındadır.
Yorumu Yorumla
-
Ve yekûlu (وَيَقُولُ)
İbn Fâris, "k-v-l" kökünün insanın düşüncesini, itirazını veya niyetini harflere dökerek sese dönüştürmesi (söylemesi) manasına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "kavl" (söz) fiilinin muzari (şimdiki/geniş zaman) formu olan "yekûlu" kelimesinin, sıradan bir ifadeyi değil, kâfir/müşrik tipolojisinin diriliş karşısındaki o alaycı ve inkârcı tavrının sürekliliğini, bu şüpheyi sürekli dile getirdiğini gramatik olarak gösterdiğini ifade eder.
Dücane Cündioğlu, kelimenin Meryem Suresi'nin akışı içindeki felsefi kırılmasına (tezadına) dikkat çeker. Önceki ayetlerde peygamberlerin Rahman'ın ayetleri karşısında secdeye kapanmaları, susmaları ve ağlamaları (itaatleri) anlatılırken; hemen ardından gelen bu "ve yekûlu" (ve insan der ki) fiili, teslimiyetin yerini alan o küstahça konuşmayı, aklın vahye karşı başkaldırısını ve "lağv" (boş söz) üreten o yozlaşmış zihniyetin sahneye çıkışını bildirir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, ve der ki, ve söyler manalarına gelen bu muzari fiilin, ahireti inkâr eden insanın o tipik ve itirazkâr söylemini başlattığını kaydeder.
El-İnsânu (الْإِنْسَانُ)
İbn Fâris, "u-n-s" kökünün temel manasının vahşiliğin zıddı olarak ünsiyet kurmak, gözle görünür olmak, evcilleşmek ve bir arada yaşamak olduğunu belirtir. Bazı dilbilimciler ise kelimenin "n-s-y" (unutmak) kökünden geldiğini savunur.
Râgıb el-İsfahânî, "insân" kelimesinin burada biyolojik bir türü değil, karakteristik bir ahlaki düşüşü temsil ettiğini belirtir. Başındaki harf-i tarif (El) ile "el-insânu" denildiğinde kastedilen, vahiyden nasibini almamış, fıtratındaki ahdi unutmuş (nisyan) ve sadece maddeye/dünyaya hapsolmuş o tipik inkârcı karakterdir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel (semantik) evreninde "el-insân" kelimesinin tek başına kullanıldığında genellikle olumsuz bir ontolojik statüyü, yani inatçı, nankör, ahiret vizyonundan yoksun ve bütünüyle "dünyevi/bedensel" arzularına tapan o ham, terbiye edilmemiş varlığı nitelediğini analiz eder. İnsan, kendi biyolojik çürümesini nihai son zannederek büyük bir cehalet sergilemektedir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, insan, insanoğlu manalarına gelen bu ismin, ayetin nüzul (iniş) bağlamında öldükten sonra dirilmeyi (ba's) alaycı bir dille reddeden müşrikleri (özellikle Übey b. Halef veya As b. Vâil gibi figürleri) ve onlarla aynı zihniyeti taşıyan o şüpheci arketipi tanımladığını kaydeder.
E izâ (أَإِذَا)
Râgıb el-İsfahânî, soru ve şüphe bildiren "hemze" (e / -mı, -mi) ile zaman zarfı olan "izâ" (dığı zaman, ne zaman ki) edatının birleşiminden oluştuğunu belirtir. Kur'an belagatinde bu yapı, bilgi edinmek amacıyla sorulan bir soru değil; istifham-ı inkari (şiddetli bir ret, inkâr, alay ve imkânsızlık) bildiren bir retorik formudur. "Gerçekten o zaman mı?" diyerek diriliş fikrini akıl dışı bulmayı ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, -dığı zaman mı, ne zaman ki ... öyle mi manalarına gelen bu soru edatının, müşrik aklının ahiret fikri karşısındaki o derin istihzasını (alaycılığını) yansıttığını aktarır.
Mâ (مَا)
Râgıb el-İsfahânî, şart ve zaman edatlarından sonra gelen bu "mâ" harfinin zaid (pekiştirme amaçlı eklenmiş) olduğunu belirtir. Cümleye kattığı anlam, şüpheyi ve sorunun vurgusunu daha da derinleştirmek, inkârcının zihnindeki o imkânsızlık hissini (Ben mi dirileceğim!) gramatik olarak şiddetlendirmektir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, vurgu ve tekit manası taşıyan, cümlenin alaycı tonunu artıran bir bağlaç harfi olduğunu kaydeder.
Mittu (مِتُّ)
İbn Fâris, "m-v-t" kökünün temel manasının sükûnet, hareketin kesilmesi, canlılığın sona ermesi ve hayatın zıddı olan mutlak durgunluk (ölüm) olduğunu açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, "mevt" (ölüm) kavramının ruhun bedenden ayrılması ve fiziksel fıtratın bozulup çürümeye yüz tutması olduğunu ifade eder. Birinci tekil şahıs mazi (geçmiş zaman) formunda "mittu" (ben öldüm / öldüğümde) şeklinde kullanılması, insanın kendi bedeninin çürüyeceğine ve toprağa karışıp yok olacağına dair duyduğu o ampirik (deneyimsel) kesinliği gösterir. Müşrik, bu fiziksel yok oluşu nihai bir son olarak gördüğü için dirilişe meydan okur.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, ben öldüm, ben ölüp toprağa karıştığım zaman manalarına gelen bu fiilin, inkârcının kendi bedensel çürümesini dirilişin imkânsızlığına dair bir delil olarak öne sürdüğünü bildirdiğini kaydeder.
Le sevfe (لَسَوْفَ)
Râgıb el-İsfahânî, kesinlik ve tekit bildiren "lâm" (le) edatı ile uzak gelecek zaman bildiren "sevfe" edatının birleşimi olduğunu açıklar. Normalde bu kalıp "kesinlikle ileride şöyle olacak" manası taşır. Ancak ayette insan bu yapıyı bütünüyle istihza (alay) amacıyla kullanır: "Yani ben öleceğim ve sonra ileride kesinlikle yeniden mi ortaya çıkarılacağım, öyle mi?" diyerek ilahi vaatle (peygamberin söylemiyle) kelimesi kelimesine alay eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kesinlikle ileride, muhakkak ki o vakit manalarına gelen bu zaman zarfının, insanın ahiret inancını hafife alırken kullandığı müstehzi (alaycı) bir gramatik vurgu olduğunu aktarır.
Uhrecu (أُخْرَجُ)
İbn Fâris, "h-r-c" kökünün temel manasının, bir şeyin dar ve kapalı bir yerden dışarıya çıkması, görünür hale gelmesi, dâhil olmanın (duhul) tam zıddı manasına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "hurûc" eyleminin birinci tekil şahıs muzari edilgen (meçhul) formu olan bu kelimenin, "çıkarılacağım, dışarı atılacağım, kabirden sökülüp alınacağım" manasına geldiğini ifade eder. İnkârcı insan, edilgen formu kullanarak kendi iradesi dışında dışsal bir gücün (Allah'ın) o çürümüş kemikleri toprağın altından (dar yerden) çıkarıp mahşere (geniş alana) getireceği inancını tasavvur edilemez bulur.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Arap müşrik aklındaki o rasyonel (!) itiraza temas ettiğine dikkat çeker. Çöl ikliminde yaşayan ve bir ölünün kemiklerinin kısa sürede nasıl ufalanıp rüzgâra karıştığına bizzat şahit olan müşrik için; toprağa karışmış tozların yeniden birleştirilip, kabrin altından yukarıya doğru "çıkarılması" (uhrecu) fikri bütünüyle mitolojik ve imkânsız bir süreçtir. Ayet, aklını sadece gördüğü maddeyle (toprakla) sınırlayan insanın bu daraltılmış idrakini resmeder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, çıkarılacağım, kabrimden diriltilip dışarı atılacağım manalarına gelen bu muzari edilgen fiilin, diriliş (ba's) eylemini ve kabirlerden kalkış anını ifade ettiğini kaydeder.
Hayyâ (حَيًّا)
İbn Fâris, "h-y-y" kökünün temel manasının ölümün zıddı olarak; canlılık, hareket, büyüme, idrak sahibi olma ve varoluşun devamlılığı olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "hayy" sıfatının, bedenin ruhla birleşerek yeniden duyusal ve fiziksel bir gerçekliğe, faal bir duruma kavuşması (diri olması) manasına geldiğini ifade eder.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin ayet sonundaki o sarsıcı ve muazzam zıtlık (mutaabakat ve tıbak) sanatına dikkat çeker. İnkârcı insan, cümlenin başında "Mittu" (Öldüm/ölü oldum) diyerek mutlak yok oluşu zikretmiş; hemen cümlenin sonunda ise "Hayyâ" (Diri olarak/canlı) diyerek bu zıddiyeti kurmuştur. Kâfir aklı, "Ölüm" ile "Hayat" arasına çekilmiş o devasa biyolojik duvarın aşılamayacağına öylesine inanmıştır ki, bu iki kelimeyi aynı cümlede birleştirerek inancın (vahyin) iddiasıyla açıkça dalga geçmektedir. Oysa Kur'an, insanın alay etmek için kurduğu bu "Ölümden Hayata geçiş" (mittu - hayyâ) cümlesini, birazdan kudretin mutlak bir gerçeği olarak insanın yüzüne çarpacaktır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, diri olarak, canlı bir şekilde, hayata dönmüş halde manalarına gelen bu hal (durum) zarfının, müşrikin akıl erdiremediği o nihai diriliş (ba's) inancının odak noktasını oluşturarak ayeti inkârcı bir meydan okuma ile noktaladığını kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla