Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Meryem Sûresi, 59. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Meryem Sûresi, 59. Ayet

    فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ اَضَاعُوا الصَّلٰوةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَياًّۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Feḣalefe min ba’dihim ḣalfun edâ’û-ssalâte vettebe’û-şşehevât(i)(s) fesevfe yelkavne ġayyâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Sonra bunların ardından artık namazı kılmayan ve nefsânî arzulara uyan bir nesil geldi. Bunlar elbette azgınlıklarının cezasını bulacaklardır.”

      Sonra bunların ardından artık namazı kılmayan ve nefsânî arzulara uyan bir nesil geldi. Yani yüce Allah’ın, kendi rızası için namaz kılmakla ve namazda huşu içinde olmakla ve ağlamakla nitelediği o kimselerin ardından artık namaz kılmayan, yani namazı ihmal eden bir nesil geldi. Çünkü bunlar onların Allah için kıldıkları namazı putlar için kılıyorlardı. Namazı kılmayan meâlindeki beyanda geçen namazın [bilinen namaz] olması ihtimal dâhilindedir. Çünkü namaz, en son terkedilen ve yerine getirilmeyen bir ibadettir. Sebebine gelince; bir haberde şöyle rivayet edilmiştir: “İslâm düğümleri birer birer çözülecektir. Bunun ilki emanet, sonuncusu ise namaz olacaktır”. Bazı müfessirler, âyetteki namazı zayi ettiler meâlindeki beyanı, namazı tamamı ile kılmamak değü de, vaktinde kılmamak olarak açıklamışlardır. Eğer bu açıklama isabetli olursa âyet müslümanlar hakkında inmiş demektir. En doğrusunu Allah bilir.

      Sonra bunların ardından artık namazı kılmayan bir nesil geldi. Bazıları bu beyanda geçen “halfun” (خَلْفٌ) kelimesinin kınama, “halef” (خَلَفٌ) kelimesinin ise övme anlamında kullanıldığını söylemişlerdir. Bazıları da bu iki kelimenin anlam itibariyle aynı olduğunu her ikisinin de aynı mânada kullanıldığını ifade etmişlerdir.​

      Ve nefsânî arzulara uydular. Yani nefsânî arzularını ibadetlere tercih ettiler, ibadetleri değil de nefsânî arzuları esas aldılar.

      Bunlar elbette azgınlıklarının cezasını bulacaklar. Bazıları âyette geçen “el-ğayyu” (الْغَيُّ) kelimesinin cehennemde bir vadi anlamına geldiğini söylemişlerdir. Fakat Hz. Peygamber’in söz konusu kelimenin cehennemde bir vadi olduğunu söylediğine dair herhangi bir haber nakledilmedikçe böyle bir iddiada bulunmak mümkün değildir. Bazıları ise bu kelimenin azap anlamında olduğunu söylemişlerdir. Başka bazıları ise bu kelimenin “şer (kötülük)” mânasına geldiğini ifade etmişlerdir. Onların dünyada işledikleri amellerin cezasının “ğavâye” diye isimlendirilmesi, amellerinin doğru yoldan sapma niteliğinde olmasından olabilir. Bir cezaya sebebinin adını vermek m ümkündür, tıpkı şu beyanda ve benzerlerinde olduğu gibi “Bir kötülüğün karşılığı ona denk bir kötülüktür (davranıştır)”.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Fe halefe (فَخَلَفَ)

        İbn Fâris, "h-l-f" kökünün temel manasının, bir kimsenin arkasından gelmek, onun ardından bir işi veya makamı devralmak, peşinden gitmek ve yerini doldurmak olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "hilâfet" veya "halef" eyleminin, gidenin yerine geçmek manası taşıdığını ifade eder. Fiilin başındaki "fe" (takibiye) bağlacı, önceki ayette zikredilen o yüce ve secdeye kapanan peygamberler neslinin (Zekeriya, Meryem, İsa, İbrahim, Musa, İsmail, İdris) tarih sahnesinden çekilmesinin hemen ardından yaşanan o keskin ve trajik değişimi cümleye bağlar.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, ardından geldi, yerini aldı manalarına gelen bu mazi fiilin, zaman içindeki nesil değişimini ve tarihsel intikali nitelediğini kaydeder.

        Min ba'dihim (مِنْ بَعْدِهِمْ)

        Râgıb el-İsfahânî, "ba'd" kelimesinin zaman veya mekân olarak bir şeyin arkasından/sonrasından gelmeyi (kabl/önce kelimesinin zıddı olarak) ifade ettiğini belirtir. Sonundaki "him" (onların) zamiriyle, önceki o muazzam peygamberler topluluğunun görkemli devrinin kapandığı tescillenir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, onların ardından, onlardan sonra manalarına gelen bu zarfın, iyilik ve itaatle dolu bir çağın bitişini işaret ettiğini aktarır.

        Halfun (خَلْفٌ)

        İbn Fâris, "h-l-f" kökünün türevleri arasındaki o meşhur semantik ayrıma dikkat çeker. Gidenin yerine gelen nesil eğer iyi, hayırlı ve dürüst ise ona "halef" (lâm harfi üstün ile) denir. Ancak gelen nesil yozlaşmış, bozuk ve kötü bir nesil ise ona "half" (lâm harfi cezimli/sükunlu olarak) denir.

        Râgıb el-İsfahânî, "half" kelimesinin, lügatte "kötü varis, yozlaşmış kuşak ve bozuk nesil" manasına geldiğini ifade eder. Kur'an, kelimenin ortasındaki tek bir harekeyi (harekesizliği) kullanarak, peygamberlerin ardından gelen kitlenin manevi birikimi nasıl tükettiğini gramatik bir kodla ilan eder.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin barındırdığı felsefi ve tarihsel trajediye temas eder. Meryem Suresi, zirveden başlar; hidayete erdirilmiş, Rahman'ın ayetleri karşısında ağlayarak secdeye kapanan o kurucu ve asil (halef) nesli anlatır. Ancak tarihsel yasa işler ve o ulu peygamberlerin bıraktığı emanet, liyakatsiz, sığ ve dünyevileşmiş bir varisler güruhunun (half) eline düşer. Bu kelime, dinsel kurumların ve inançların zamanla nasıl içinin boşaltıldığının sosyolojik bir özetidir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kötü nesil, hayırsız kuşak ve yozlaşmış varis manalarına gelen bu ismin, dindeki bozulmanın tarihsel failini tanımladığını kaydeder.

        Edâ'û (أَضَاعُوا)

        İbn Fâris, "d-y-a" kökünün temel manasının bir şeyin helak olması, boşa gitmesi, kaybedilmesi ve ihmal edilerek zayi edilmesi olduğunu açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, "idâa" (zayi etme) kavramının, korunması ve gözetilmesi gereken çok değerli bir emaneti, tembellik, umursamazlık veya kasten terk ederek yok oluşa terk etmek olduğunu belirtir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak semantiğinde bu kelimenin sıradan bir "unutma" eylemi olmadığını, ontolojik bir "israf ve ihanet" olduğunu vurgular. Yeni gelen kötü nesil (half), inancı reddetmemiş (kafir olmamış) olabilir; ancak onlar, önceki peygamberlerin binbir çileyle inşa ettiği o muazzam manevi mirası "zayi etmiş", onun içini boşaltmış ve onu işlevsiz bir şekle indirgeyerek "kaybetmişlerdir".

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, zayi ettiler, kaybettiler, yitirdiler ve ihmal ettiler manalarına gelen bu mazi fiilin, kötü neslin emanete karşı sergilediği o büyük ihaneti nitelediğini aktarır.

        Es-Salâte (الصَّلَاةَ)

        İbn Fâris, "s-l-v" kökünün dua etmek, ibadet etmek ve bir nesnenin eğilip bükülmesi manalarına geldiğini belirtir.

        Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla Aramice ve Süryanicedeki (Hristiyan ve Yahudi ibadet dilindeki) "tselotha" (dua/ibadet) kelimesinden Arapçaya geçtiğini ve Kur'an'ın bu terimi, Allah ile kurulan en temel ritüelistik ve varoluşsal bağ olarak kavramsallaştırdığını açıklar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Meryem Suresi içindeki metinlerarası zıtlığına (mutaabakat sanatına) dikkat çeker. Bir önceki ayette peygamberler "Rahman'ın ayetlerini duyduklarında ağlayarak secdeye kapanıyorlardı". Ondan önceki ayette Hz. İsmail "ailesine salâtı (namazı) emrediyordu". Ancak şimdi gelen bu yozlaşmış neslin ilk icraatı, dinin ana omurgası olan bu "salâtı" zayi etmek (edâ'û) olmuştur. Namazın içinin boşaltılması, Allah ile kurulan o dikey bağın koparılması ve dinin bir merasime dönüşmesidir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, namazı, duayı ve ilahi bağı manalarına gelen bu ismin, yozlaşan neslin elinden çıkıp giden ilk ve en hayati dini rükün olduğunu kaydeder.

        Vettebe'û (وَاتَّبَعُوا)

        İbn Fâris, "t-b-a" kökünün temel manasının birinin izinden gitmek, arkasından yürümek, adımlarını takip etmek ve peşine düşmek olduğunu açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, "ittibâ" eyleminin, zihinsel, ahlaki ve eylemsel olarak bir hedefin veya otoritenin peşinden sürüklenmek olduğunu ifade eder. Bağlaç olan "ve" ile birlikte "ve tabi oldular" manasına gelir. Dinin ana direği olan "salât" zayi edildiğinde, insan boşlukta kalmaz; hemen ardından başka bir şeye "tabi olur" (peşine düşer). Bu, Kur'an'ın sunduğu muazzam bir psikolojik yer değiştirme (ikame) yasasıdır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, ve uydular, tabi oldular, peşine düştüler manalarına gelen bu mazi fiilin, yozlaşan kitlenin yeni yönelimini ve eylemsel savrulmasını bildirdiğini aktarır.

        Eş-Şehevâti (الشَّهَوَاتِ)

        İbn Fâris, "ş-h-v" kökünün insanın bir şeye karşı şiddetli bir istek duyması, nefsin yoğun bir şekilde arzulaması ve iştah kabartması manalarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "şehvet" kavramının çoğulu olan bu kelimenin, nefsin dizginlenemeyen bedensel arzularını, dünyevi hazlarını ve rasyonel aklı devreden çıkaran bencil dürtülerini nitelediğini ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde "şehevât" (dünyevi/hayvani arzular) kavramının, aklın (huda/hidayet) ve vahyin (salât) tam ontolojik zıddı olarak konumlandırıldığını analiz eder. Kötü nesil (half) Allah ile olan ruhsal bağını (namazı) kaybettiğinde, fıtrattaki o boşluğu "şehvetlerle" (iktidar, servet, bedensel hazlar ve dünyevi hırslarla) doldurur. İbadetin (kulluğun) yönü gökyüzünden yeryüzünün en süfli (aşağılık) hazlarına doğru çevrilir. Bu, insanın melekî vasfını yitirip bütünüyle hayvanî bir boyuta (şehevâta) teslim oluşunun tasviridir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, arzulara, nefsani isteklere, süfli hazlara manalarına gelen bu ismin, dinden ve hakikatten kopan neslin sürüklendiği o yeni ve karanlık tapınak (hevasını ilah edinme) olduğunu kaydeder.

        Fesevfe (فَسَوْفَ)

        Râgıb el-İsfahânî, "sevfe" edatının muzari fiilin başına gelerek uzak gelecek zaman (istikbal) bildirdiğini, genellikle ilahi bir vaadi veya kaçınılmaz bir tehdidi vurgulamak için kullanıldığını belirtir. Başındaki "fe" (nedensellik) bağlacı ise "namazı terk etmelerinin ve şehvetlere uymalarının kaçınılmaz bir sonucu olarak" manasını cümleye dâhil eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, ileride, zamanı gelince, yakında manalarına gelen bu edatın, ilahi adaletin tecelli edeceği o kesin karşılaşma anını (ahireti) işaret ettiğini aktarır.

        Yelkavne (يَلْقَوْنَ)

        İbn Fâris, "l-k-y" kökünün temel manasının iki şeyin birbiriyle karşılaşması, yüz yüze gelmesi, birbirine kavuşması ve çatışması olduğunu açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, "likâ" eyleminin, kişinin kendi amellerinin sonucuyla veya ilahi bir karşılıkla bizzat yüzleşmesi, onu tadarak tecrübe etmesi manasına geldiğini ifade eder. Muzari formda kullanılması (karşılaşacaklar), bu akıbetin ertelenemez ve kaçılamaz ontolojik bir son olduğunu gösterir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, karşılaşacaklar, boylayacaklar, yüz yüze gelecekler manalarına gelen bu fiilin, yozlaşmış nesli bekleyen mutlak sonu (ceza anını) bildirdiğini kaydeder.

        Ğayyâ (غَيًّا)

        İbn Fâris, "ğ-y-y" kökünün temel manasının doğrunun ve hidayetin tam zıddı olarak; yoldan çıkmak, sapkınlığa düşmek, gerçeği kaybedip hüsrana uğramak ve hezimete uğramak olduğunu belirtir. Rüşd (doğruluk/olgunluk) mefhumunun lügatteki karşıtıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, "ğayy" kavramının, yanlış inançtan ve bozuk niyetten doğan mutlak bir cehalet ve sapıklık olduğunu ifade eder. Ayrıca tefsir geleneğinde bu kelimenin, cehennemde yer alan, azabı çok çetin, derinliği dipsiz, irin ve kan dolu korkunç bir "vadinin/kuyunun" özel ismi olarak da tevil edildiğini belirtir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin ayet içindeki muazzam felsefi simetrisine dikkat çeker. Ayetin başında "edâ'û" (zayi ettiler, kaybettiler) fiili yer almıştı; dünyada namazı zayi edenlerin, maneviyatı kaybedenlerin ahirette bulacakları (yelkavne) tek şey "ğayy"dır (mutlak kayboluş, hüsran ve sapkınlığın dibidir). Dünyadaki ahlaki çöküş, ahirette "ğayy" (helak uçurumu) olarak somutlaşır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, sapkınlık, azgınlığın cezası, hüsran, helak ve cehennemdeki korkunç bir vadi manalarına gelen bu kelimenin, peygamberlerin yolunu terk edip şehvetlerinin peşinden giden kötü nesli bekleyen o korkunç ve ebedi felaketi beyan ederek ayeti sarsıcı bir uyarı ile sonlandırdığını kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X