Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Meryem Sûresi, 56. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Meryem Sûresi, 56. Ayet

    وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِدْر۪يسَۘ اِنَّهُ كَانَ صِدّ۪يقاً نَبِياًّۗ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veżkur fî-lkitâbi idrîs(e)(c) innehu kâne siddîkan nebiyyâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      56. “Kitapta İdris’i de okuyarak an. Hakikaten o, pek doğru bir insandı ve bir peygamberdi.”​

      57. “Onu üstün bir konuma getirdik.”

      Hz. İdris Kıssası

      Kitapta İdris’i de okuyarak an. Bu cümlenin anlamı bundan önce geçen aynı beyanlarda belirttiğimiz gibidir. Hakikaten o, pek doğru bir insandı ve bir peygamberdi meâlindeki beyanın anlamını da belirtmiş bulunmaktayız.

      Onu üstün bir konuma getirdik. Hasan-ı Basri der ki: Âyette geçen “rafanâhu” (رَفَعْنَاهُ) fiili di-li geçmiş zaman anlamında değildir. Fiilin mânası onu cennette üstün bir konuma getireceğiz şeklindedir. Tevil âlimleri ise Cenâb-ı Hak İdris’i dördüncü kat göğe yükseltmiş ve o orada ölmüştür demişler veya buna benzer açıklama yapmışlardır. Fakat bizce yüce Allah’ın İdris’i yükseltmesi, “Onlara hak ettikleri yüksek bir övgü ile anılmayı nasip ettik” beyanını açıklarken de ifade ettiğimiz gibi mertebesinin, değerinin yükseltilmesi, hem yüce Allah ve hem de insanlar nezdinde üstün bir konuma getirilmesi anlamında olmalıdır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Vezkur (وَاذْكُرْ)

        İbn Fâris, "z-k-r" kökünün temel manasının, bir şeyi zihinde muhafaza etmek, unutkanlığın zıddı olarak hatırda tutmak ve bunu dille telaffuz ederek açığa vurmak (anmak) olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "zikr" kavramının hem kalpteki bir uyanıklık (idrak) hali hem de sözlü bir beyan (anlatım) olduğunu ifade eder. Emir kipi olan bu fiil (ve an/hatırla), Hz. Muhammed'e yöneltilen ilahi bir talimattır. Ondan istenen, tarih sahnesinden silinmiş veya mitolojiye karışmış ulu bir şahsiyeti (İdris'i) vahyin muhataplarına en doğru şekliyle sesli olarak okuması ve toplumsal hafızayı yeniden inşa etmesidir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın kavramsal sisteminde "zikir" eyleminin sıradan bir tarihi hikâye anlatıcılığı olmadığını, ontolojik bir uyanış ve ilahi bir ahlak modelini (arketipi) şimdiki zamana taşıma eylemi olduğunu vurgular. İdris peygamberin "zikredilmesi", Mekke toplumunun putperest ve yozlaşmış yapısına karşı, saf hakikati ve göksel yücelişi temsil eden kadim bir ahlaki argümanın sahneye çağrılmasıdır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, an, hatırla ve insanlara tebliğ et manalarına gelen emir fiilinin, tevhid silsilesinin son derece kadim ve esrarengiz bir başka ulu halkasına geçişi sağlayan ilahi bir beyan başlangıcı olduğunu kaydeder.

        Fî (فِي)

        Râgıb el-İsfahânî, bir şeyin içinde bulunma, barınma ve kapsanma (zarfiyye) manası taşıyan bir edat olduğunu belirtir. Anma ve hatırlama eyleminin boşlukta, tahrif edilmiş efsanelerde veya kulaktan dolma rivayetlerde değil; doğrudan doğruya sınırları çizilmiş ve ilahi koruma altına alınmış bir mekânda/metinde gerçekleştiğini gramatik olarak sabitler.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, içinde, -de/da manalarına gelen bu edatın, eylemin (zikrin) gerçekleşeceği zemini ve vasıtayı işaret ettiğini aktarır.

        El-Kitâbi (الْكِتَابِ)

        İbn Fâris, "k-t-b" kökünün asıl manasının dağınık olan parçaları bir araya getirmek, toplamak ve sağlam bir şekilde dizmek olduğunu belirtir. Harflerin ve manaların bir anlam bütünlüğü oluşturacak şekilde yan yana dizilip kaydedilmesine de bu kökten hareketle "kitabet" denilmiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kitap" kavramının yazılı metin ve ilahi kayıt manasına geldiğini ifade eder. Başındaki harf-i tarif (El) ile kastedilenin, mutlak ve en mükemmel ilahi metin olan Kur'an olduğu vurgulanır. İdris'in bu "Kitap'ta" zikredilmesi, onun apokrif (doğruluğu şüpheli) metinlerdeki abartılı figüründen sıyrılarak, en saf ve gerçek haliyle vahiy merkezine oturtulmasıdır.

        Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik olarak Sami dil ailesindeki (Aramice/Süryanice "kethaba") köklü geçmişine değinir. Kur'an'ın bu terimi Geç Antik Çağ'ın "kutsal metin" (scripture) algısına uygun bir otorite belgesi olarak kullandığını, İdris gibi kadim bir figürün otoritesini kendi "Kitab'ı" üzerinden yeniden inşa ettiğini belirtir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kitap, yazılı vahiy manalarına gelen kelimenin, Hz. İdris'in hatırasının ve ahlaki duruşunun sonsuza dek korunacağı yegâne ilahi kaynağı (Kur'an'ı) tanımladığını kaydeder.

        İdrîse (إِدْرِيسَ)

        El-Cevâlîkî, bu ismin saf Arapça kökenli olmadığını, yabancı bir dilden Arapçaya geçmiş (muarrab) ve Arapça dilbilgisi kurallarına göre gayr-ı munsarif (esre ve tenvin almayan) olarak yerleşmiş acemi bir özel isim olduğunu belirtir. Arapça "d-r-s" (okumak, ders yapmak) kökünden türediği yönündeki halk etimolojisinin dilbilimsel olarak sorunlu olduğunu kaydeder.

        Arthur Jeffery, ismin etimolojik serüvenine dair çok katmanlı bir analiz sunar. Kelimenin "if'îl" vezninde olmasının onun yabancı kökenine işaret ettiğini belirtir. Batılı dilbilimciler arasında ismin kökeninin Yunanca "Andreas" (Büyük İskender efsanelerindeki ölümsüzlük suyunu bulan aşçı) veya Yahudi geleneğindeki "Esdras" (Üzeyir) olabileceği tartışılmışsa da, Kur'an'ın sunduğu "yüce bir makama yükseltilme" bağlamının, onu doğrudan İncil/Tevrat geleneğindeki "Enoch" (Hanuh) figürüyle eşleştirdiğini ifade eder.

        Theodor Nöldeke, ismin sesbilimsel gelişimini incelerken, Arapça "İdris" formunun, "Andreas" veya "Esdras" isimlerinin zamanla dilden dile geçerken uğradığı fonetik bir dönüşüm (bozulma) neticesinde ortaya çıkmış olabileceğini iddia eder.

        Gabriel Said Reynolds, "İdris" isminin Kur'an'daki varlığını ve yükseltilme motifini, Geç Antik Çağ'ın teolojik ortamındaki (biblical subtext) Hanuh (Enoch) literatürü üzerinden okur. Kitab-ı Mukaddes'te "Enoch Tanrı ile yürüdü ve sonra yok oldu, çünkü Tanrı onu yanına aldı" (Tekvin 5:24) şeklinde geçen o gizemli anlatının, Kur'an'da "İdris" ismiyle ve mutlak bir tevhidi saflık (sıddîk/nebi) içinde yeniden formüle edildiğini, apokaliptik Enoch edebiyatındaki karmaşık melek-insan mitolojilerinin Kur'an tarafından ayıklanarak bu peygambere duru bir itibar iadesi yapıldığını vurgular.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kur'an'da adı geçen ve kendisine peygamberlik verilen, genellikle Kitab-ı Mukaddes'teki Hanuh (Enoch) ile özdeşleştirilen, kalemi ilk kullanan ve elbiseyi ilk diken kişi olduğuna dair İslami gelenekte geniş rivayetler bulunan kadim peygamberin özel ismi olduğunu kaydeder.

        İnnehu (إِنَّهُ)

        Râgıb el-İsfahânî, cümleye mutlak bir kesinlik, pekiştirme ve şüphe götürmez bir tahkik (doğrulama) katan "inne" edatı ile "hû" (o) zamirinin birleşiminden oluştuğunu belirtir. Bu yapı, Hz. İdris hakkında zikredilecek olan o muazzam ahlaki ve teolojik vasıfların (sıddîk ve nebi olmasının) tartışmaya kapalı, mutlak bir ilahi tasdik olduğunu gramatik olarak mühürler.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, şüphesiz o, muhakkak ki o manalarına gelen bu pekiştirmeli yapının, cümlenin devamında gelecek olan vasıfların İdris peygamberin fıtratındaki köklülüğünü vurguladığını aktarır.

        Kâne (كَانَ)

        İbn Fâris, "k-v-n" kökünün bir şeyin var olması, meydana gelmesi ve bir halde bulunması manalarını taşıdığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kâne" nakıs fiilinin mazi (geçmiş zaman) bildirdiğini, ancak peygamberlerin ahlaki vasıflarıyla kullanıldığında sıradan bir geçmişten ziyade, o kişinin varoluşsal statüsünü, kalıcı karakterini ve fıtri yapısını niteleyen "sürekli bir mevcudiyet" (idi ve öyledir) manası taşıdığını ifade eder. İdris, doğruluğu sonradan edinen biri değil; özü ve varoluşu itibarıyla doğruluk (sıdk) üzere "idi".

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, idi, o haldeydi manalarına gelen fiilin, Hz. İdris'in fıtratındaki sarsılmaz karakter özelliklerini niteleyen bir durum yüklemi olduğunu kaydeder.

        Sıddîkan (صِدِّيقًا)

        İbn Fâris, "s-d-k" kökünün temel manasının, insanın iç dünyasındaki niyetin, ağzından çıkan sözün ve dış dünyadaki gerçekliğin (eylemin) birbiriyle tam bir uyum ve paralellik içinde olması, pürüzsüz bir doğruluk (yalanın ve sahteliğin zıddı) manasına geldiğini açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, "sıdk" kavramının hakikati onaylamak olduğunu belirtir. "Sıddîk" kelimesi ise bu kökten türeyen ve mübalağa (aşırılık/yoğunluk) bildiren bir ism-i faildir (fe'îl veya fi'îl vezninde). Sıradan bir doğru söyleyen (sâdık) değil; doğruluğu varoluşunun mutlak merkezine koyan, inandığı hakikati bütün eylemleriyle tereddütsüz tasdik eden ve hiçbir şartta doğrudan şaşmayan "dürüstlük abidesi" demektir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin ontolojik ve ahlaki ağırlığına dikkat çeker. "Sıddîk" olmak, sadece lisanen bir doğru söyleme hali değil, varlık karşısındaki duruşun ilahi hakikati bir ayna gibi pürüzsüzce yansıtmasıdır. İdris peygamberin kendi dönemindeki şirke, yozlaşmaya ve ahlaki çöküşe karşı gösterdiği o sarsılmaz ve tertemiz direniş, onu sıradan bir inanan olmaktan çıkarıp, doğruluğun bizzat kendisi (sıddîk) haline getirmiştir.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin barındırdığı felsefi derinliğe temas eder. Kur'an, İdris'i "sıddîk" sıfatıyla anarak, hakikat uğruna toplumla yüzleşme cesaretini ve Allah'a olan o mutlak sadakati, peygamberlerin en kurucu erdemi olarak belirler. Bu kelime, göklere yükseltilmenin (yücelmenin) temel şartının eylemsel ve felsefi bir dürüstlük olduğunu beyan eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, son derece doğru sözlü, inancında ve eyleminde dürüstlükten asla şaşmayan, mutlak tasdik edici manalarına gelen bu mübalağalı sıfatın, Hz. İdris'in ahlaki portresinin zirvesini tanımladığını kaydeder.

        Nebiyyâ (نَبِيًّا)

        İbn Fâris, "n-b-e" kökünün iki temel anlama sahip olduğunu açıklar: Birincisi haber vermek (nebe'), ikincisi ise mekân veya manevi makam olarak yüksekte bulunmak, yücelmektir. Peygambere bu ismin verilmesinin sebebi, hem Allah'tan aldığı ilahi haberleri yeryüzüne taşıması hem de kadrinin ve manevi mertebesinin diğer varlıklardan yüksekte bulunmasıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, "nebi" kavramının Allah ile akıl sahibi kullar arasında elçilik yapan, hakikati haber veren seçilmiş rehber olduğunu belirtir. Ayette "sıddîk" sıfatının "nebi" sıfatından önce gelmesi çok ince bir tasarımdır; zira peygamberliğin (nübüvvetin) üzerine inşa edileceği en temel varoluşsal zemin mutlak dürüstlüktür (sıdk). Allah, vahyi ve peygamberlik yükünü ancak özünde "sıddîk" olanlara lütfeder.

        Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla Sami dillerindeki (özellikle İbranice ve Aramicedeki "nabi") ortak peygamberlik ve vahiy terminolojisine dayandığını tespit eder. Kur'an, Hz. İdris'i bu köklü terimle niteleyerek, onu sadece felsefi bir aydın, ilk yazıyı bulan bir bilge veya göksel bir efsane olmaktan çıkarıp, ilahi vahyi bizzat alan ve tebliğ eden o devasa "elçilik/peygamberlik" (prophethood) kurumunun şanlı merkezine yerleştirir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, haber veren, ilahi vahye muhatap olan elçi ve Allah tarafından seçilmiş peygamber manalarına gelen bu kelimenin, Hz. İdris'e bahşedilen ilahi makamı ve onun insanlığı hakka davet etme misyonunu özetleyerek ayeti muazzam bir peygamberlik tasdikiyle tamamladığını kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X