Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Meryem Sûresi, 55. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Meryem Sûresi, 55. Ayet

    وَكَانَ يَأْمُرُ اَهْلَهُ بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِۖ وَكَانَ عِنْدَ رَبِّه۪ مَرْضِياًّ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vekâne ye/muru ehlehu bi-ssalâti ve-zzekâti vekâne ‘inde rabbihi merdiyyâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Halkına namazı ve zekâtı emrederdi ve Rabb'inin rızasına ermişti.”

      Halkına, yani kavmine namazı ve zekâtı emrederdi. Bu beyanda geçen “salât” bilinen namaz ve “zekât” da bilinen zekât anlamına gelirse bu iki ibadet geçmiş milletlerde de mevcuttu demek olur. Eğer birincisi dua ve övgü, İkincisi de nefisleri arındıran ve ıslah eden anlamına gelirse bunlar herkesin yapmakla yükümlü olduğu buyruk demek olur. En doğrusunu Allah bilir. Ve Rabb’inin rızasına ermişti. Bu cümlenin anlamı açıktır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ve kâne (وَكَانَ)

        İbn Fâris, "k-v-n" kökünün var olmak, meydana gelmek ve bir halde bulunmak manalarını taşıdığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kâne" nakıs fiilinin mazi (geçmiş zaman) bildirdiğini, ancak peygamberlerin ahlaki ve sosyal yaşantılarıyla kullanıldığında; bunun gelip geçici bir eylem değil, onların hayat boyu sürdürdükleri sarsılmaz bir "sünnet" (adet/karakter) ve "sürekli bir mevcudiyet" (idi ve öyledir) olduğunu ifade eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, idi, o haldeydi manalarına gelen fiilin, Hz. İsmail'in peygamberlik görevi süresince sergilediği süreklilik arz eden tebliğ ve terbiye faaliyetini niteleyen bir durum yüklemi olduğunu kaydeder.

        Ye'muru (يَأْمُرُ)

        İbn Fâris, "e-m-r" kökünün temel manasının bir şeyi istemek, buyurmak, yönlendirmek ve otorite kurmak olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "emr" kavramının bir şeyi yapması için muhataba yönelik irade beyanı olduğunu ifade eder. Muzari (şimdiki/geniş zaman) formunda "ye'muru" (emrederdi/emreder) şeklinde kullanılması, Hz. İsmail'in bu davetinin anlık bir nasihat değil, hayatının her anına yayılmış, bıkmadan usanmadan sürdürülen aktif bir "irşad" faaliyeti olduğunu gösterir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde "emir" (buyruk) kelimesinin otorite ile ilişkisine temas eder. Hz. İsmail'in ailesine emir vermesi, kuru bir tahakküm değil; ilahi hakikatin sorumluluğunu taşıyan bir aile reisinin ve peygamberin, sevdiklerini koruma ve onları en yüce disipline (ibadete) yönlendirme çabasıdır. Bu, sevgi ile otoritenin tevhid çatısı altında birleşmesidir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, emrederdi, buyururdu, tavsiye ederdi manalarına gelen bu fiilin, Hz. İsmail'in tebliğdeki kararlılığını ve disiplinini bildirdiğini aktarır.

        Ehlehû (أَهْلَهُ)

        İbn Fâris, "e-h-l" kökünün temel manasının bir mekânda, bir inançta veya bir nesepte bir araya gelen, birbirine ünsiyet (yakınlık) duyan kimseler olduğunu açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, "ehl" kelimesinin burada hem Hz. İsmail'in çekirdek ailesini (eşini ve çocuklarını) hem de onun tebliğine muhatap olan, onunla aynı yurdu paylaşan kavmini (Cürhümlüleri ve diğer Arap kabilelerini) kapsadığını belirtir. Kelimenin sonundaki "hû" (onun) zamiriyle "kendi ailesini/halkını" manasını kazanır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin barındırdığı pedagojik ve nebevi önceliğe dikkat çeker. Tevhid mücadelesinde "ehl" (aile/yakın çevre), peygamberin ilk ve en mühim kalesidir. Hz. İbrahim babasından başlayarak dışarıya doğru bir tebliğ yürütürken; oğlu Hz. İsmail, kendi "ehlinden" başlayarak tevhidi bir toplumsal doku inşa etmiştir. Bu, "kişinin önce kendi yakınlarını koruması" şeklindeki Kur'ani ahlakın (Tahrim 6) pratik bir örneğidir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, ailesini, halkını, yakınlarını manalarına gelen bu ismin, Hz. İsmail'in irşad faaliyetinin birincil hedefini ve sosyal çevresini nitelediğini kaydeder.

        Bis-salâti (بِالصَّلَاةِ)

        İbn Fâris, "s-l-v" kökünün temel manasının ibadet etmek, dua etmek ve bir nesnenin (özellikle omurganın) eğilip bükülmesi olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "salât" (namaz) kavramının, kulun Allah'a olan mutlak bağlılığını, tazimini (yüceltmesini) ve teslimiyetini ifade eden o en kapsamlı fiziksel ve ruhsal ibadet olduğunu ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın inanç semantiğinde namazın (salât) "dikey" bir ilişkiyi, yani insanın Yaratıcısı ile kurduğu o kesintisiz ve disiplinli bağı temsil ettiğini vurgular. İsmail'in ailesine namazı emretmesi; onları sadece ahlaklı olmaya değil, doğrudan varoluşun kaynağına (Allah'a) bağlanmaya ve bu bağı ritüelistik bir disiplinle korumaya çağırmasıdır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, namazı, ibadeti, duayı manalarına gelen bu kelimenin, İslam'ın temel direği olan namaz ibadetinin kadim peygamberlik geleneğindeki yerini ve önemini vurguladığını aktarır.

        Vez-zekâti (وَالزَّكَاةِ)

        İbn Fâris, "z-k-v" kökünün iki temel manası olduğunu belirtir: Birincisi artmak, çoğalmak, gelişmek; ikincisi ise temizlenmek, arınmak ve pürüzlerden kurtulmaktır.

        Râgıb el-İsfahânî, "zekât" kavramının, hem malın bir kısmını vererek kalbi dünyalık hırsından "temizlemek" (arıtmak) hem de ilahi bereketle o malın ve ruhun "artmasını" (gelişmesini) sağlamak olduğunu ifade eder.

        Dücane Cündioğlu, namaz (salât) ve zekâtın art arda zikredilmesindeki o muazzam dengeye dikkat çeker. Namaz, kulun Allah ile olan dikey (metafizik) ilişkisidir; zekât ise kulun diğer insanlar ve toplumla olan yatay (sosyolojik/ekonomik) ilişkisidir. Hz. İsmail, ailesine hem Tanrı'ya kul olmayı hem de topluma karşı sorumlu, şefkatli ve fedakâr (paylaşımcı) olmayı bir bütün olarak emretmiştir. Din, bu iki kanadın birleşimidir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, zekâtı, arınmayı ve malı paylaşmayı manalarına gelen bu kelimenin, sosyal adaletin ve ruhsal temizliğin peygamberlerin ortak davetindeki kurucu rolünü işaret ettiğini kaydeder.

        Ve kâne (وَكَانَ)

        Râgıb el-İsfahânî, bağlaç (ve) ile birlikte gelen bu "idi / o haldedir" fiilinin, Hz. İsmail'in tebliğ ve eylem (namaz-zekât) boyutunun ardından, onun Allah katındaki nihai ve en yüksek ruhsal statüsünü bildiren o "rızâ" makamına geçişi sağladığını belirtir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, ve idi manasına gelen bu yapının, ilahi övgü silsilesini doruk noktasına ulaştırdığını aktarır.

        İnde (عِنْدَ)

        Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin mekânsal bir yakınlıktan ziyade, bir makamın, bir otoritenin veya bir şahsın nezdindeki "değer, mertebe ve itibar" manasına geldiğini belirtir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, katında, nezdinde, huzurunda manalarına gelen bu zarfın, Hz. İsmail'in Allah katındaki o özel ve imtiyazlı konumunu işaret ettiğini kaydeder.

        Rabbihî (رَبِّهِ)

        İbn Fâris, "r-b-b" kökünün malik olmak, korumak, gözetmek ve terbiye edip kemale erdirmek anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" isminin sonuna eklenen "hî" (onun) zamirinin, Hz. İsmail'i terbiye eden, onu seçen ve ona bu yüce görevleri yükleyen mutlak Yaratıcı ile peygamber arasındaki o sarsılmaz aidiyet bağını temsil ettiğini ifade eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Rabbinin, onu terbiye edenin manalarına gelen bu ismin, İsmail'in sığındığı ve rızasını aradığı yegâne makamı tanımladığını aktarır.

        Merdıyyâ (مَرْضِيًّا)

        İbn Fâris, "r-d-y" kökünün temel manasının bir şeyden hoşnut olmak, razı gelmek, kalbin bir şeye itiraz etmeksizin yatışması ve kabul etmesi olduğunu açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, "merdıyy" kelimesinin ism-i mef'ul (yapılan/edilen) formu olduğunu belirtir. Manası "kendisinden razı olunan, rızaya erdirilmiş" demektir. Bu, bir kulun ulaşabileceği en yüksek varoluşsal mertebedir. İnsan dünyada bir şeyler yapar (namaz kılar, zekât verir, ailesine emreder) ama bütün bu eylemlerin asıl hedefi, Allah'ın o kuldan "razı olması" (hoşnut kalmasıdır).

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Meryem Suresi'ndeki estetik ve teolojik rezonansına dikkat çeker. Surede Hz. Zekeriya, çocuğu için dua ederken "Ve'c'alhu rabbî radıyyâ" (Rabbim onu rızana ermiş birisi kıl - 6. ayet) demişti. İşte İsmail peygamberin şahsında bu dua, ilahi bir tescil olarak gerçekleşmiştir: O, Rabbinin katında "Merdıyy" (razı olunmuş) biridir. İbrahim'in kurban sınavındaki o "Teslimiyet vaadi" (44. ayetteki sâdıka'l-va'di), Allah katında öylesine bir kabul görmüştür ki; İsmail, Allah'ın rızasının (hoşnutluğunun) tarihsel bir anıtı haline gelmiştir.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin barındırdığı ontolojik sükûna temas eder. Rıza, itirazın bütünüyle kalktığı yerdir. İsmail, babasının bıçağına itiraz etmemiş, Allah'ın hükmüne boyun eğmiştir. Buna karşılık Allah da ondan razı olmuştur. "Merdıyy" sıfatı, bir kul ile Yaratıcı arasındaki o karşılıklı sevgi ve hoşnutluk döngüsünü mühürleyerek ayeti muazzam bir huzur ve başarı ilanıyla noktalar.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kendisinden razı olunmuş, rızaya erdirilmiş, makbul ve hoşnut kalınmış manalarına gelen bu sıfatın, Hz. İsmail'in bütün hayatını ve mücadelesini Allah'ın tasdik ettiğini beyan ederek ayeti tamamladığını kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X