Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Meryem Sûresi, 53. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Meryem Sûresi, 53. Ayet

    وَوَهَبْنَا لَهُ مِنْ رَحْمَتِنَٓا اَخَاهُ هٰرُونَ نَبِياًّ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vevehebnâ lehu min rahmetinâ eḣâhu hârûne nebiyyâ(n)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Rahmetimizin bir sonucu olmak üzere kardeşi Harun’u da bir peygamber olarak onun yanına verdik.

      Rahmetimizin bir sonucu olmak üzere kardeşi Hârun’u bir peygamber olarak onun yanına verdik. Bu beyanın anlamı daha önce (benzer âyetlerde) zikrettiğimiz gibidir.

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ve vehebnâ (وَوَهَبْنَا)

        İbn Fâris, "v-h-b" kökünün temel manasının, birisine hiçbir maddi karşılık, bedel veya kendi emeği (hak edişi) olmaksızın, salt bir lütuf, cömertlik ve kerem eseri olarak bir şey vermek, hibe etmek olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "hibe" kavramının, verenin mutlak merhametiyle gerçekleşen karşılıksız bir ikram olduğunu ifade eder. Fiilin birinci çoğul şahıs (Biz) formuyla "vehebnâ" (Biz hibe ettik/bağışladık) şeklinde kullanılması, Hz. Musa'ya verilen desteğin (kardeşinin peygamber kılınmasının) sıradan bir tarihi tesadüf değil, doğrudan ilahi azametin ve cömertliğin bir tezahürü olduğunu gösterir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kıssadaki retorik ve ontolojik değerine dikkat çeker. Yeryüzünün en büyük tiranı olan Firavun'un karşısına çıkmak, insan aklının ve cesaretinin sınırlarını zorlayan bir görevdir. Allah, Hz. Musa'nın o ağır yükünü hafifletmek için ona "hibe ettik" diyerek en büyük manevi ve sosyolojik desteği (bir kardeşi ve peygamberi) karşılıksız olarak ihsan etmiştir. Bu kelime, ilahi inayetin zorluk anındaki o muazzam müdahalesidir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lütfettik, bağışladık, hibe ettik manalarına gelen bu mazi fiilin, peygamberlere has kılınan o özel ilahi desteği ve armağanı nitelediğini kaydeder.

        Lehu (لَهُ)

        Râgıb el-İsfahânî, tahsis ve aidiyet bildiren "li" (için, -e/a) edatı ile "hû" (ona) zamirinin birleşimi olduğunu açıklar. İlahi hibenin (bağışın) doğrudan doğruya Hz. Musa'nın şahsına, onun duasına ve onun o zorlu tevhidi misyonuna tahsis edildiğini bildiren gramatik bir yönelimdir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, ona, onun için manalarına gelen edatın, ilahi lütfun hedefini işaret ettiğini aktarır.

        Min (مِنْ)

        Râgıb el-İsfahânî, bu edatın "den/dan" şeklinde ayrılma, başlama veya kaynağı bildirme (ibtida-i gaye) manası taşıdığını belirtir. Verilen hibenin sıradan bir dünyevi kaynaktan değil, doğrudan doğruya ilahi merhamet hazinesinden neşet ettiğini işaret etmek üzere kullanılır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, -den, -dan manalarına gelen edatın, nimetin asıl kaynağını bildiren gramatik bir bağlaç olduğunu kaydeder.

        Rahmetinâ (رَحْمَتِنَا)

        İbn Fâris, "r-h-m" kökünün şefkat, acıma, koruma, lütfetme ve iyilik anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "rahmet" kavramının insanın hem dünyevi hem de uhrevi ihtiyaçlarını karşılayan o kuşatıcı ilahi lütuf hali olduğunu ifade eder. Sonuna eklenen "nâ" (bizim) zamiriyle "rahmetinâ" (bizim rahmetimizden) formunda kullanılması, bu bağışın eşsizliğini mühürler.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik evreninde "rahmet" mefhumunun sıradan bir duygu değil, Allah'ın varlıkla kurduğu en temel ontolojik ilişki biçimi olduğunu vurgular. Hz. Harun'un Musa'ya destek olarak gönderilmesi, stratejik bir ittifak değil; bütünüyle Allah'ın elçisine duyduğu "rahmetin" (şefkatin) somutlaşıp bir insana (kardeşe) dönüşmüş halidir. Firavun'un zulmüne karşı, Musa ilahi "rahmet" ile sarıp sarmalanmıştır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, rahmetimizden, sonsuz şefkatimizden manalarına gelen bu ismin, Hz. Musa'ya bahşedilen o büyük desteğin (kardeşinin peygamberliğinin) asıl menşeini tanımladığını aktarır.

        Ehâhu (أَخَاهُ)

        İbn Fâris, "e-h-v" kökünün temel manasının, aynı asıldan (anneden veya babadan) gelmek, yan yana durmak, birbiriyle uyumlu olmak ve birbirini desteklemek olduğunu açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, "eh" kelimesinin hem biyolojik kardeş hem de aynı amacı, aynı yolu ve aynı inancı paylaşan yoldaş/dost manasına geldiğini belirtir. Kelimenin sonuna eklenen "hû" (onun) zamiriyle "onun kardeşini" şeklini alır.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin barındırdığı felsefi ve psikolojik ağırlığa temas eder. Dinler tarihinde peygamberler genellikle yalnız, toplumdan itilmiş ve tek başlarına mücadele eden (İbrahim gibi) trajik figürlerdir. Ancak Musa kıssasında "kardeşlik" (eh) kurumu, vahyin merkezine ontolojik bir destek olarak oturtulur. Musa o devasa Firavun sistemine karşı "tek başına" bırakılmaz; kan bağı, "tevhid bağına" dönüşür ve kardeşlik, peygamberliğin ağır yükünü omuzlayan ilahi bir asaya (dayanağa) çevrilir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, onun kardeşini manasına gelen bu ismin, Hz. Musa'nın en büyük dünyevi ve uhrevi destekçisini nitelediğini kaydeder.

        Hârûne (هَارُونَ)

        El-Cevâlîkî, bu ismin Arapça kökenli olmadığını, yabancı bir dilden Arapçaya uyarlanmış (muarrab) ve gayr-ı munsarif (esre ve tenvin almayan) bir özel isim olduğunu belirtir.

        Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik serüvenine dair analizinde, ismin İbranicedeki "Aharon" kelimesine dayandığını, Eski Ahit geleneğinde Musa'nın ağabeyi ve ilk başrahip olarak bilindiğini, bu ismin Süryanice ve Hristiyan Arapça formları üzerinden Kur'an'ın fonetiğine "Hârûn" olarak geçtiğini tespit eder. Kelimenin en eski kökeninin Mısır diline uzanabileceğini de ekler.

        Gabriel Said Reynolds, Hz. Harun'un Kur'an'daki portresinin Yahudi geleneğiyle olan metinlerarası ilişkisini okur. Tevrat'ta Harun zaman zaman zaafları olan, halkın altın buzağı yapmasına göz yuman daha ikincil bir figürken; Kur'an, onu bu ayette bütünüyle ilahi bir "rahmet hediyesi" (vehebnâ) ve mutlak bir "nebi" olarak konumlandırarak, onun şahsiyetini her türlü kusurdan arındırır ve tevhidin sarsılmaz, saygın bir sütunu haline getirir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Hz. Musa'nın ağabeyi olan, hitabeti güçlü ve kendisine nübüvvet verilerek Musa'ya vezir (yardımcı) kılınan o şanlı peygamberin özel ismi olduğunu kaydeder.

        Nebiyyâ (نَبِيًّا)

        İbn Fâris, "n-b-e" kökünün iki temel anlama sahip olduğunu açıklar: Birincisi gaybden veya ilahi boyuttan haber (nebe') vermek; ikincisi ise mekân ve manevi makam olarak yüksekte bulunmak, yücelmektir.

        Râgıb el-İsfahânî, "nebi" kavramının Allah ile akıl sahibi kulları arasında vasıta olan, vahye muhatap olan ve hakikati insanlara haber veren seçkin şahsiyet olduğunu belirtir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin cümlenin sonunda "hâl" (durum zarfı) olarak gelmesindeki o muazzam teolojik değere dikkat çeker. Allah, Musa'ya kardeşini sıradan bir bedensel yardımcı, bir vezir veya bir asker olarak değil; doğrudan doğruya bir "Nebi" (Peygamber) mertebesine yükselterek bağışlamıştır. Bir insanın peygamber kılınması sırf başka bir peygamberin yükünü hafifletmek ve ona rahmet etmek (vehebnâ min rahmetinâ) için gerçekleşmiştir ki, bu Kur'an'da eşi benzeri olmayan bir ilahi lütuf, kardeşliğin ve dayanışmanın ulaştığı en yüksek ontolojik zirvedir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, peygamber olarak, vahye muhatap bir elçi vasfıyla manalarına gelen bu kelimenin, Hz. Harun'a bahşedilen o yüce makamı beyan ederek ayeti muazzam bir peygamberlik ve rahmet tasdikiyle noktaladığını kaydeder.

        Yorum

        İşleniyor...
        X