وَوَهَبْنَا لَهُمْ مِنْ رَحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ عَلِياًّ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Meryem Sûresi, 50. Ayet
Daralt
X
-
“Onlara da rahmetimizden bağışlarda bulunduk ve onlara hak ettikleri yüksek bir övgü ile anılmayı nasip ettik.”
Onlara da rahmetimizden bağışlarda bulunduk. Âyetin metninde geçen “rahmet” kelimesinin anlamına dair farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazıları, rahmet nübüvvet anlamına gelir demiştir. Buna göre anlamı şöyle olur; Allah size nübüvveti bahşetmiştir. Bazıları da “rahmet” kelimesinin “nimet” mânasına geldiğini ileri sürmüşlerdir. Bu durumda da bu beyan Allah onlara bahşettiği peygamberlik ve başka şeyleri, nimetinden bahşetmiştir anlamına gelir. En doğrusunu Allah bilir. Ve onlara hak ettikleri yüksek bir övgü ile anılmayı nasip ettik. Âyetin metninde geçen “lisâne sıdkın” (لِسَانَ صِدْقٍ) tabirinin mânası hakkında ihtilaf edilmiştir. Bazıları bundan kastın yüce Allah’ın indirdiği kitaplar olduğunu söylemiştir. Bu kitaplarda onların doğruluklarına, faziletlerine ve mertebelerine dair haberler bulunmaktadır. Söz konusu kitaplar, yüksek bir doğruluk dilidir. Bazıları da bu deyimden maksadın onlarm çocukları olduğunu söylemişlerdir. Yüce Allah onları kendilerinden sonra anılan ve tâzim edilen nebiler ve resuller yapmıştır. Çünkü bütün nebiler ve resûller, Hz. İbrahim’in neslinden olup, babaları İbrahim’den Hz. Muhammed’e kadar yüksek bir doğruluk deliH idiler. Çünkü hepsi hayrın, bereketin ve mutluluğun her türlüsü ile anılırlar. Bazı müfessirler “lisâne sıdkın aliyyen” (لِسَانَ صِدْقٍ عَلِيًّا) tabirini bütün dinlere mensup olanların İbrahim’e iman etmeleri ve dinine inanmaları diye açıklamışlardır. Bir topluluğun sözünde duanın, bereketin ve övgünün İbrahim ve ailesine has kılınması bu tefsire göre açıklanır. Onlar şöyle dua ederler: “Allah’ım! Muhammed’e ve ailesine rahmet eyle. İbrahim ve ailesine rahmet ettiğin gibi”.
Yorumu Yorumla
-
Ve vehebnâ (وَوَهَبْنَا)
İbn Fâris, "v-h-b" kökünün temel manasının, bir kimseye hiçbir maddi karşılık, bedel veya emek beklemeksizin, salt lütuf ve cömertlik eseri olarak bir şey vermek, hibe etmek olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "hibe" kavramının, verenin mutlak merhametiyle gerçekleşen bir ikram olduğunu ifade eder. Fiilin birinci çoğul şahıs (Biz) formuyla "vehebnâ" (Biz hibe ettik/bağışladık) şeklinde kullanılması, Hz. İbrahim, İshak ve Yakub'a verilen nimetlerin sıradan dünyevi kazanımlar değil, doğrudan ilahi azametin bir tezahürü olduğunu gösterir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kıssadaki dramatik telafi boyutuna dikkat çeker. Önceki ayetlerde İbrahim, Allah için babasını ve yurdunu terk etmiştir. Bu ayette ise "Biz ona bağışladık" denilerek, insanın Allah için terk ettiği her şeye mukabil, Allah'ın o insana çok daha yüce ve kalıcı nimetleri (salih bir nesli ve peygamberliği) "hibe edeceği" ontolojik bir kural (sünnetullah) olarak ortaya konur.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lütfettik, bağışladık, hibe ettik manalarına gelen bu mazi fiilin, Allah'ın seçkin kullarına yönelttiği karşılıksız ve muazzam inayeti nitelediğini kaydeder.
Lehum (لَهُمْ)
Râgıb el-İsfahânî, tahsis (aidiyet) bildiren "li" (için, -e/a) edatı ile "hum" (onlara) çoğul zamirinin birleşimi olduğunu açıklar. İlahi hibenin (bağışın) tesadüfi ve belirsiz bir dağıtım olmadığını, doğrudan doğruya Hz. İbrahim, İshak ve Yakub'un şahıslarına ve onların inşa ettiği tevhidi çizgiye tahsis edildiğini bildiren gramatik bir yönelimdir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, onlara, onlar için manalarına gelen bu edatın, ilahi lütfun doğrudan o peygamberleri hedef aldığını aktarır.
Min (مِنْ)
Râgıb el-İsfahânî, bu edatın "den/dan" şeklinde ayrılma, başlama veya kaynağı bildirme (ibtida-i gaye) manası taşıdığını belirtir. Verilen hibenin ve nimetin doğrudan doğruya kimden ve hangi sonsuz kaynaktan neşet ettiğini işaret etmek üzere kullanılır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, -den, -dan manalarına gelen edatın, nimetin kaynağını (ilahi merhameti) bildiren gramatik bir bağlaç olduğunu kaydeder.
Rahmetinâ (رَحْمَتِنَا)
İbn Fâris, "r-h-m" kökünün şefkat, acıma, koruma, lütfetme ve iyilik anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "rahmet" kavramının insanın hem dünyevi hem de uhrevi ihtiyaçlarını karşılayan, onu sarıp sarmalayan o ilahi lütuf hali olduğunu ifade eder. Sonuna eklenen "nâ" (bizim) zamiriyle "rahmetinâ" (bizim rahmetimizden) formunda kullanılması, bu bağışın eşsizliğini mühürler.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik evreninde "rahmet" mefhumunun sıradan bir duygu değil, Allah'ın varlıkla kurduğu en temel ontolojik ilişki biçimi olduğunu vurgular. İbrahim ve soyuna "rahmetimizden bağışladık" denilmesi; onlara verilen kitap, hikmet, peygamberlik ve salih evlatların bütünüyle bu mutlak şefkatin (rahmetin) somutlaşmış tezahürleri olduğunu beyan eder. Putperestliğin şiddetine karşı, Allah kendi elçilerini bu sonsuz "rahmet" zırhıyla sarmalamıştır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, rahmetimizden, sonsuz şefkatimizden manalarına gelen bu ismin, Hz. İbrahim ve soyuna bahşedilen maddi ve manevi (özellikle nübüvvet gibi) tüm lütufların asıl menşeini tanımladığını aktarır.
Ve ce'alnâ (وَجَعَلْنَا)
İbn Fâris, "c-a-l" kökünün var etmek, bir şeye kalıcı bir nitelik kazandırmak, bir durumu başka bir hale dönüştürmek ve bir statü atamak (kılmak/yapmak) manalarına geldiğini açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, "ca'l" fiilinin birinci çoğul şahıs (Biz) formuyla kullanıldığını ve sıradan bir yaratma işinden ziyade, eşyaya veya kişiye tarihsel, toplumsal ve fıtri bir işlev yüklemek manası taşıdığını belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kıldık, yaptık, tayin ettik manalarına gelen bu mazi fiilin, cümlenin devamında zikredilecek olan o şanlı itibarın (şan ve şerefin) bizzat Allah'ın tasarrufuyla inşa edildiğini kaydeder.
Lehum (لَهُمْ)
Râgıb el-İsfahânî, cümlede ikinci kez tekrarlanan bu "onlar için, onlara" manasındaki zamirin, ilahi tahsisin ve atamanın (ca'l etmenin) hedefindeki şahısları (İbrahim ve soyunu) yeniden pekiştirmek için kullanıldığını ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, onlara, onlar için manalarına gelen edatın, şerefin muhataplarını işaret ettiğini aktarır.
Lisâne (لِسَانَ)
İbn Fâris, "l-s-n" kökünün insanın fiziksel konuşma organı olan dile işaret ettiğini, ancak Arapçada bu kelimenin mecaz yoluyla konuşulan lisan, söylenilen söz, nam, şöhret ve hitabet gücü manalarında da yaygın olarak kullanıldığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "lisân" kelimesinin burada bedensel bir uzuv değil, doğrudan doğruya "insanların dillerinde dolaşan söz, övgü, nam ve anılma" manasında bir mecaz-ı mürsel olduğunu ifade eder.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi derinliğine dikkat çeker. Kur'an, "Onlara bir şöhret verdik" veya "Onları ünlü kıldık" demez; bilhassa "lisân" (dil/söz) kelimesini seçer. Çünkü tarih boyunca insanları yaşatan veya öldüren şey, nesillerden nesillere aktarılan "dillerdeki sözdür". İbrahim peygamber babası tarafından susturulmak istenmiş (hecr ve recm ile tehdit edilmişti), ancak Allah onu susturmak isteyenlere inat, onun adını ve davasını gelecek bütün nesillerin "lisanına" (diline) yerleştirerek onu ebediyen konuşturmuştur.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, dil, söz, nam ve anılma manalarına gelen bu ismin, Hz. İbrahim ve soyunun sonraki çağlarda insanlar tarafından nasıl yâd edileceğini tanımlayan bir mecaz olduğunu kaydeder.
Sıdkın (صِدْقٍ)
İbn Fâris, "s-d-k" kökünün temel manasının, gerçeğe uygunluk, yalanın ve sahteliğin zıddı olarak pürüzsüz bir doğruluk olduğunu açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, "sıdk" kavramının hakkı onaylamak, söz ile eylemin, iç ile dışın birebir uyuşması olduğunu belirtir. "Lisâne sıdkın" (doğruluk dili/övünç) tamlaması, onların arkalarından uydurulmuş efsanelerle, sahte mitolojilerle değil; tamamen gerçek, hak edilmiş, tertemiz ve doğru bir övgüyle anılacaklarını mühürler.
Dücane Cündioğlu, bu kelimenin surenin kendi içindeki muazzam felsefi bağlantısına temas eder. 41. ayette Hz. İbrahim için "Sıddîk" (mutlak doğru, dürüstlük abidesi) denilmişti. İşte o "sıddîk" olan duruşun, ateşe atılma pahasına sergilenen o dürüstlüğün tarihsel ve ontolojik ödülü, nesiller boyu bir "Lisâne sıdkın" (doğruluk dili/hürmeti) bırakılmasıdır. İbrahim yalanın ve putların hâkim olduğu bir çağda "sıdkı" (doğruyu) savundu; Allah da onu tarihin lisanında "sıdk" ile ölümsüzleştirdi.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu tamlamanın teolojik karşılığını analiz eder. "Doğruluk lisanı", Hz. İbrahim'in monoteizmin (tevhidin) ortak atası olarak kabul edilmesidir. Bugün dünyadaki semavi dinlerin hepsi (Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudiler) onu en yüce peygamber olarak "doğrulukla ve övgüyle" anmaktadır. Bu, Allah'ın o peygamberlere verdiği evrensel itibarın gerçekleşmiş bir vaadidir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, doğruluk, dürüstlük ve hakikat manalarına gelen bu kelimenin, bırakılan namın ve şöhretin sahte olmadığını, mutlak bir hak edişe dayanan güzel ve doğru bir yâd edilme (yâd-ı cemil) olduğunu aktarır.
Aliyyâ (عَلِيًّا)
İbn Fâris, "a-l-v" kökünün temel manasının aşağıda olmanın zıddı olarak; yüksekte bulunmak, yücelmek, kadr u kıymet olarak üstün olmak ve zirveye çıkmak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "aliyy" sıfatının, hem mekânsal hem de manevi olarak ulaşılamaz bir yüksekliği ve onuru ifade ettiğini kaydeder. "Lisâne sıdkın aliyyâ" şeklindeki kullanım, bu övgünün sıradan bir hatırlanma değil, tarihin ve insanlığın en "yüce, en yüksek ve en şerefli" mertebesinde bir anılma olduğunu sabitler.
Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki (özellikle İbranice/Aramice "Elion / Aliyya") "en yüce, ulu" manalarındaki kök bağını inceler. Kur'an, İbrahim'in tarihsel statüsünü bu kelimeyle niteleyerek, onun isminin hiçbir dönemsel karalama, iftira veya unutuluş girdabına düşmeyeceğini; aksine ilahi bir korumayla hep "en yukarıda/yücede" tutulacağını teolojik bir kalkan olarak formüle eder.
Gabriel Said Reynolds, kelimenin kıssadaki son söz olmasının barındırdığı sarsıcı ironiye ve zafere dikkat çeker. Putperest babası onu toplumdan kovup aşağılamaya, hiçliğe mahkûm etmeye çalışmıştı. Ancak Allah, her şeyi terk eden bu genci (İbrahim'i) aldı ve onun ismini insanlık tarihinin en "Aliyy" (yüce, ulu ve sarsılmaz) zirvesine yerleştirdi.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, çok yüce, pek yüksek, şanlı ve şerefli manalarına gelen bu sıfatın, Hz. İbrahim ve soyuna bahşedilen o güzel namın ve peygamberlik şerefinin erişilmezliğini beyan ederek ayeti muazzam bir ilahi taltif ve zafer ilanıyla noktaladığını kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla