Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Meryem Sûresi, 46. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Meryem Sûresi, 46. Ayet

    قَالَ اَرَاغِبٌ اَنْتَ عَنْ اٰلِهَت۪ي يَٓا اِبْرٰه۪يمُۚ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ۬ لَاَرْجُمَنَّكَ وَاهْجُرْن۪ي مَلِياًّ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâle erâġibun ente ‘an âlihetî yâ ibrâhîm(u)(s) le-in lem tentehi leercumennek(e)(s) vehcurnî meliyyâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “(Babası:) ‘Ey İbrahim! Sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, andolsun seni taşlatırım; şimdi uzun bir süre gözüme görünme!’ dedi.”

      (Babası:) Ey İbrahim! Sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun? dedi. Kuşkusuz İbrahim onların tanrılarından yüz çeviriyordu. Eğer vazgeçmezsen, andolsun seni taşlatırım. Bu beyanın birkaç anlama gelmesi muhtemeldir. Birincisi: Bulunduğun dinden vazgeçmezsen andolsun seni taşlatırım, yani yemin ederim seni öldürürüm. İkincisi: Beni dinine davetinden vazgeçmezsen andolsun seni taşlatırım. Yani yemin ederim seni kovarım. Üçüncüsü: Eğer bizim tanrılarımıza iftira atmaktan, onları yermekten ve kötü şeyler söylemekten vazgeçmezsen andolsun seni taşlatırım. Yani bizim tanrılarımızı yermene ve iftira atmana karşılık yemin ederim ben de sana kötü şeyler söylerim. Âyette geçen “racm” kelimesi bu üç mânayı kapsar; bunlar da, yani öldürme, kovma ve yerme mânalarıdır. Eğer “öldürme” anlamına gelirse din karşılığı olur. Buna göre anlam şöyle olur; Dininden vazgeçmezsen andolsun seni öldürürüm. Eğer “kovma” mânasına gelirse bu, davet karşılığı verilen bir ceza olur. Bu takdirde anlam şöyle olur: Eğer beni davet ettiğin dine çağırmaktan vazgeçmezsen andolsun seni kovarım. Kelime, “kötü söz söyleme ve yerme” mânasında olursa Hz. İbrahim’in babası, şöyle demiş olur: Eğer tanrılarımız hakkında kötü şeyler söylemekten vazgeçmezsen andolsun senin hakkında kötü şeyler söylerim. En doğrusunu Allah bilir. Şimdi uzun bir süre gözüme görünme dedi! Âyette geçen “meliyyen” (مَلِيًّا) kelimesine bazıları “uzun”, bazıları “uzak” ve bazıları da “uzun bir zaman” anlamını vermişlerdir. Kelime “uzak” anlamında olursa Hz. İbrahim’in babasından uzak olması ve gözüne görünmemesi demek olur. Yani kelime “baude” (بَعُدَ) anlamına gelir ve babası İbrahim’e “benden uzak ol” ve “beni terket” demiş olur. Buna karşılık aynı kelime “dehr” yani zaman ve “tül” (طُول) mânasına gelirse babası İbrahim’e “Benimle ebediyyen konuşma” demiş olur. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâle (قَالَ)

        İbn Fâris, "k-v-l" kökünün insanın zihnindeki düşünceyi, öfkeyi veya iradeyi sese ve kelimelere dökerek dışa vurması manasına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, söylemek manasındaki bu mazi fiilin, İbrahim'in o yumuşak, şefkatli ve rasyonel tebliğine karşı babasının gösterdiği o ani, sert ve tahammülsüz sözlü tepkiyi (karşı atağı) başlattığını ifade eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, dedi, söyledi manalarına gelen bu fiilin, putperest babanın hakikate karşı takındığı saldırgan savunma mekanizmasını eyleme döktüğünü kaydeder.

        Erâğıbun (أَرَاغِبٌ)

        İbn Fâris, "r-ğ-b" kökünün temel manasının bir şeyi şiddetle arzu etmek, istemek ve ona meyl etmek olduğunu belirtir. Ancak bu kelime "an" (den/dan) edatıyla birlikte kullanıldığında (rağibe an) anlam tamamen tersine döner; bir şeyden yüz çevirmek, tiksinmek, nefret etmek ve onu reddetmek manasını kazanır.

        Râgıb el-İsfahânî, "rağbet" kelimesinin ism-i fail (yapan/eden) formu olan bu kelimenin başındaki "E" (mı/mi) soru edatının, sıradan bir bilgi alma amacı taşımadığını; aksine büyük bir şaşkınlık, inkâr, öfke ve kınama (istinkâr) bildirdiğini açıklar. "Sen yüz mü çeviriyorsun?" sorusu, babanın putlarına yönelik bir eleştiriyi ontolojik bir ihanet olarak algıladığını gösterir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin barındırdığı psikolojik şiddete dikkat çeker. İbrahim peygamber uzun uzun akli deliller sunmuş, putların acziyetini anlatmıştır. Ancak baba, bu felsefi ve rasyonel argümanların hiçbirine cevap vermez; doğrudan İbrahim'in niyetini ve sadakatini sorgulayarak "Sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun, onları beğenmiyor musun?" diyerek meseleyi kişiselleştirir ve tahakküm kurmaya çalışır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, yüz çeviren, nefret eden manalarına gelen bu kelimenin, babanın İbrahim'in tevhidi duruşunu büyük bir küstahlık ve gelenekten kopuş olarak gördüğünü aktarır.

        Ente (أَنْتَ)

        Râgıb el-İsfahânî, "sen" manasına gelen bu munfasıl (ayrı) zamirin, Arap belagatinde cümleye pekiştirme (tekid) katmak ve muhatabı hedef tahtasına oturtmak için özellikle zikredildiğini belirtir. Babanın öfkesi doğrudan oğlunun şahsına yönelmiştir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, sen manasına gelen bu zamirin, babanın suçlayıcı bakışlarını ve hitabını doğrudan Hz. İbrahim'in üzerine odakladığını kaydeder.

        An (عَنْ)

        Râgıb el-İsfahânî, ayrılma, uzaklaşma ve yüz çevirme bildiren bir edat olduğunu; "râğıbun" kelimesini olumsuz bir "terk ediş" ve "nefret" manasına büründüren temel gramatik bağlaç işlevi gördüğünü açıklar.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, -den, -dan manalarına gelen edatın, yüz çevrilen nesneyi işaret ettiğini aktarır.

        Âlihetî (آلِهَتِي)

        İbn Fâris, "e-l-h" kökünün tapınmak, ibadet etmek, şaşkınlık içinde sığınmak ve mutlak otorite kabul etmek manalarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ilahlar, tanrılar" manasına gelen çoğul kelimenin sonuna eklenen "yâ" (benim) zamirinin, babanın cansız putlarla kurduğu o çarpık aidiyet ve sahiplik (benim ilahlarım) ilişkisini vurguladığını ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğindeki bu sarsıcı kelime çatışmasına temas eder. İbrahim, babasını mutlak, evrensel ve tek olan "Allah'a" ve "Rahmân'a" davet etmişti. Baba ise bu evrensel hakikati reddederek "âlihetî" (benim ilahlarım) kelimesini kullanır. Bu "benim" (mülkiyet/aidiyet) vurgusu, putperestliğin en temel felsefesidir: İlahi olanı kendi kabilesine, kendi atölyesine (kendi yonttuğu taşa) ve kendi egoizmine hapsetmek. Baba, evrensel hakikate karşı "şahsi dogmasını" savunmaktadır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, benim ilahlarım manasına gelen bu kelimenin, babanın şirke olan fanatik bağlılığını ve sahte tanrılarını ne pahasına olursa olsun savunma inadını nitelediğini kaydeder.

        Yâ İbrâhîmu (يَا إِبْرَاهِيمُ)

        Râgıb el-İsfahânî, nida (seslenme) edatı ve özel ismin birleşiminden oluşan bu hitabın, muhatapla araya çekilen soğuk ve resmi bir mesafeyi ifade ettiğini belirtir.

        Dücane Cündioğlu, bu hitaptaki muazzam edebi ve psikolojik uçuruma (tezata) dikkat çeker. Önceki ayetlerde Hz. İbrahim, putperest babasına dört kez üst üste, şefkat ve merhametle titreyerek "Yâ ebeti" (Ey babacığım) diye seslenmiştir. Fakat baba, oğlunun bu fıtri ve içten sevgisine, onu babalıktan evlatlıktan reddedercesine, buz gibi soğuk, resmi ve tehditkâr bir "Yâ İbrâhîm!" (Ey İbrahim!) nidasıyla karşılık verir. İdeolojik taassup (putperestlik), insanın içindeki en temel fıtri şefkati (babalık duygusunu) bile yok edecek kadar acımasızdır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, ey İbrahim manasına gelen bu seslenişin, babanın evladına karşı tüm şefkat bağlarını kopardığını ve ona artık bir "düşman/yabancı" gibi hitap ettiğini aktarır.

        Lein (لَئِنْ)

        Râgıb el-İsfahânî, kasem (yemin/vurgu) bildiren "le" harfi ile şart bildiren "in" (eğer) edatının birleşiminden oluştuğunu açıklar. Babanın tehdidinin sıradan bir öfke patlaması olmadığını, yeminle pekiştirilmiş, kesin ve dönüşü olmayan bir ültimatom olduğunu gramatik olarak sabitler.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, andolsun ki eğer, şayet manalarına gelen bu yapının, şiddetli bir ceza vaadinin şart cümlesini başlattığını kaydeder.

        Lem (لَمْ)

        Râgıb el-İsfahânî, muzari fiili maziye çeviren ve kesin bir olumsuzluk katan (cezm eden) edat olduğunu belirtir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, -mezsen, yapmazsan manalarına gelen olumsuzluk ve şart bağlacı olduğunu aktarır.

        Tentehi (تَنْتَهِ)

        İbn Fâris, "n-h-y" kökünün temel manasının bir şeyin nihayete ermesi, son bulması, bir eylemden vazgeçmek, durmak ve engellenmek olduğunu açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, "intihâ" kavramının, içinde bulunulan bir duruma veya eyleme kesin olarak son vermek olduğunu ifade eder. Babanın "lem tentehi" (vazgeçmezsen/son vermezsen) şartı; İbrahim'den sadece susmasını değil, putlara yönelik bu rasyonel eleştiriyi, bu tevhidi isyanı bütünüyle kalbinden ve dilinden söküp atmasını talep eden zorbaca bir dayatmadır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, vazgeçmezsen, son vermezsen, durmazsan manalarına gelen bu fiilin, putperest otoritenin hakikat arayışına karşı tahammülsüzlüğünü ve susturma politikasını nitelediğini kaydeder.

        Leercumenneke (لَأَرْجُمَنَّكَ)

        İbn Fâris, "r-c-m" kökünün temel manasının taşa tutmak, fırlatmak ve taşlayarak öldürmek olduğunu belirtir. Mecazi olarak; birine ağır sözler söylemek, iftira atmak, lanetlemek ve kovmak manalarında da kullanılır. Ancak asıl manası fiziksel infazdır (taşlamaktır).

        Râgıb el-İsfahânî, "recm" eyleminin insanı taşlayarak öldürmek gibi en ilkel ve vahşi cezalandırma yöntemi olduğunu ifade eder. Fiilin başındaki kasem (yemin) lâmı "le" ve sonundaki şeddeli pekiştirme nûnu "nne" ile birlikte "Seni yemin olsun ki kesinlikle taşa tutacağım" manasını kazanır. Tehdidin şiddeti gramerin her hücresine işlenmiştir.

        Arthur Jeffery, kelimenin kökenindeki Sami dil ailesi (Aramice/İbranice "r-g-m") karşılıklarına temas ederek, "recm" eyleminin Geç Antik Çağ'da ve kadim Ortadoğu'da özellikle "dini sapkınlık, tanrılara küfür veya kutsala hakaret" (blasphemy) suçlarına verilen en standart, toplumsal linç ve infaz yöntemi olduğunu tespit eder. Baba, İbrahim'i sıradan bir cinayetle değil, dönemin en ağır "dini infaz" yöntemiyle tehdit etmektedir.

        Gabriel Said Reynolds, kıssadaki bu kelimenin barındırdığı sarsıcı ironiye dikkat çeker. İbrahim, babasına "Sana Rahman'dan (sonsuz şefkat sahibinden) bir azap dokunmasından korkuyorum" derken; baba, kendi öz oğluna "Seni taşa tutup ezeceğim" karşılığını verir. Tevhidin ve vahyin dili merhamet iken; putperestliğin ve aklın körleştiği yerin dili daima şiddet, linç ve recmdir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, yemin olsun ki seni taşa tutarım, seni taşlayarak öldürürüm manalarına gelen bu ağır tehdit fiilinin, şirkin hakikat karşısındaki argümansızlığını ve kaba kuvvete sığınışını belgelediğini kaydeder.

        Vahcurnî (وَاهْجُرْنِي)

        İbn Fâris, "h-c-r" kökünün temel manasının iki şeyin birbirinden ayrılması, bağın koparılması, terk etmek ve uzaklaşmak olduğunu açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, "hecr" kavramının bedensel, lisanen veya kalben birinden bütünüyle kopmak olduğunu ifade eder. Fiilin sonuna eklenen "nî" (beni) zamiriyle "Beni terk et / benden uzaklaş" manasına gelir. Babanın bu emri, sadece aynı evi terk etme talebi değil; kan bağını, evlatlık hukukunu ve bütün toplumsal aidiyeti koparıp atan mutlak bir "sürgün" fermanıdır.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin "sıddîk" olan bir peygamberin dünyevi faturasına temas eder. Hakikati savunmanın (tevhidin) bedeli, yeryüzündeki en güvenli liman olan baba ocağından kovulmak, yalnızlığa ve meçhule (hecr/hicret) itilmektir. İbrahim'in nübüvveti, putperest dünyanın merkezinden kopuş (hecr) acısıyla tescillenmiş ve bu sürgün emriyle yeryüzündeki evrensel yolculuğu (hicreti) başlamıştır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, beni terk et, benden uzak dur, yanımdan defol manalarına gelen bu emir fiilinin, tevhidi davetin putperest aile yapısında yarattığı o kesin ve acımasız kırılmayı (ayrılığı) ifade ettiğini aktarır.

        Meliyyâ (مَلِيًّا)

        İbn Fâris, "m-l-v" kökünün temel manasının zamanın uzaması, gece ve gündüzün birbirini izleyerek uzun bir müddetin geçmesi olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "meliyyen" kelimesinin zamanın uzunluğunu niteleyen bir zarf olduğunu ve "uzun bir süre, çok uzun bir müddet" anlamına geldiğini ifade eder.

        Celaleddin el-Suyuti, kelimenin tefsir geleneğindeki iki farklı anlamsal boyutuna dikkat çeker. Birinci ve en yaygın mana zamansal uzantıdır; "Beni uzun bir süre (ebediyen) terk et, gözüme bir daha görünme." İkinci mana ise kelimenin servet, güç ve sağlık (m-l-e) köküyle olan bağlantısından hareketle; "Seni cezalandırmadan, sen henüz güvende ve sağ salim iken yanımdan çek git" şeklindeki zımni bir tehdittir. Her iki bağlamda da kelime, sürgünün kesinliğini ve babanın kararındaki acımasızlığı mühürler.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, uzun bir süre, ebediyen, bir an evvel (sağ salimken) manalarına gelen bu zaman/durum zarfının, babanın verdiği sürgün kararının katılaşmış yapısını ve İbrahim ile olan bağlarını sonsuza dek kopardığını ilan ederek ayeti sonlandırdığını kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X