Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Meryem Sûresi, 44. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Meryem Sûresi, 44. Ayet

    يَٓا اَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ عَصِياًّ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yâ ebeti lâ ta’budi-şşeytân(e)(s) inne-şşeytâne kâne lirrahmâni ‘asiyyâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Babacığım! Şeytana kulluk etme! Çünkü şeytan, Rahmân’ın buyruğuna uymamıştır”

      Babacığım! Şeytana kulluk etme! Çünkü şeytan, Rahmân’ın buyruğuna uymamıştır. Onlar akılları sıra şeytana kulluk etmiyorlardı. O zaman şeytana kulluk etmekle nitelenmeleri iki sebebe dayanabilir. Birincisi şudur: Onların kulluk ettikleri putlar, kendilerine kulluk etmelerini emretmiş, çağrıda bulunmuş da onlar da kendilerine kulluk etmiş değillerdi. Onların putlara kulluk etmeleri şeytanın emri ve kendilerini daveti üzerine olmuştu. İşte şeytana kulluk etmekle nitelenmeleri şeytandan gelen bu emir dolayısıyla olmuştur. İkincisi; Anlatıldığına göre şeytan putun içinden konuşuyordu. Ve onlar da şeytanın sözüne kulluk etmişlerdi. Dolayısıyla sanki şeytana kulluk etmiş gibi oldular. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yâ (يَا)

        Râgıb el-İsfahânî, "yâ" edatının muhatabın dikkatini çekmek, ona yönelmek ve son derece hayati bir uyarıyı iletmeden önce onun zihinsel odaklanmasını sağlamak için kullanılan bir nida (seslenme) harfi olduğunu belirtir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, "ey" manasına gelen bu nida edatının, Hz. İbrahim'in babasına yönelteceği o kesin ve sarsıcı yasağın (nehiyin) hemen öncesinde, muhatabı hitaba hazırlayan bir gramatik başlangıç olduğunu kaydeder.

        Ebeti (أَبَتِ)

        İbn Fâris, "e-b-v" kökünün insanın dünyaya gelmesine vesile olan ata (baba) manasına geldiğini, aynı zamanda koruyan, terbiye eden ve otorite sahibi kimseler için de bu kökün kullanıldığını açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, kelimenin orijinalinin "ebî" (benim babam) olduğunu, ancak sonundaki aidiyet zamirinin atılarak yerine şefkat, derin sevgi ve hürmet ifade eden "te" (ta-i te'nis/ivaz) harfinin getirildiğini belirtir. İbrahim'in putperestliğe (şirke) karşı en radikal reddiyesini sunarken bile bu yumuşak hitabı terk etmemesi, onun ahlaki yüceliğini gösterir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Kur'an'daki tebliğ ahlakına dair önemini vurgular. İbrahim, babasının taptığı nesnelerin cansızlığını yüzüne vurduktan sonra, şimdi onu doğrudan "şeytana tapmakla" suçlayacak kadar ağır bir teolojik ithama geçer. Ancak bu ağır itham, ebeveyne hürmetin en estetik formu olan "Yâ ebeti" (Ey babacığım) hitabının içine sarılarak sunulur. Bu, hakikatin tavizsizliği ile nebevi şefkatin muazzam bir dengesidir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, "ey babacığım" manasına gelen bu nidanın, babanın ebedi felaketine duyulan derin üzüntüyü ve onu kurtarma arzusunu barındıran edep yüklü bir sesleniş olduğunu aktarır.

        Lâ (لَا)

        Râgıb el-İsfahânî, "lâ" edatının, muzari fiilin başına gelerek yasaklama ve sakındırma bildiren bir nehiy (olumsuz emir) harfi olduğunu belirtir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, "-me, -ma" manalarına gelen bu edatın, Hz. İbrahim'in babasını şirk eyleminden kesin bir dille menettiğini ve onu bu tehlikeli rotadan acilen geri dönmeye çağırdığını kaydeder.

        Ta'budi (تَعْبُدِ)

        İbn Fâris, "a-b-d" kökünün temel manasının bir otoriteye boyun eğmek, itaat etmek, zelil (alçakgönüllü) olmak ve iradeyi teslim etmek olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ibâdet" kavramının, mutlak bir hürmet ve tazimle (yüceltmeyle) yoğrulmuş en ileri derecedeki itaat eylemi olduğunu ifade eder. Fiilin sonundaki esre (kesra), kendisinden sonraki "el" takısına geçiş (iltika-i sakineyn) kuralı gereğidir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde "ubûdiyet" (kulluk) eyleminin sadece ritüelistik bir tapınma (secde etme) olmadığını, insanın değer sistemini neye göre inşa ettiğiyle ilgili ontolojik bir teslimiyet olduğunu vurgular. İbrahim, babasına "Şeytan'a ibadet etme" diyerek putperestliğin felsefi kökenini ifşa eder. Babası aslında tahta veya taş parçalarına taptığını zannetmektedir; oysa o putları kutsamanın arkasındaki asıl felsefe ve itaat edilen asıl otorite Şeytan'dır. İtaatin yönünü Şeytan'a çevirmek, insanın yeryüzündeki en büyük aldanışıdır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, "tapma, kulluk etme, boyun eğme" manalarına gelen bu nehiy (yasaklama) fiilinin, putların arkasındaki karanlık güce itaati reddetme çağrısı olduğunu aktarır.

        Eş-şeytâne (الشَّيْطَانَ)

        İbn Fâris, bu kelimenin kökeni hakkında dilimcilerin iki farklı görüşü olduğunu belirtir: Birincisi, haktan, rahmetten ve doğrudan uzaklaşmak manasındaki "ş-t-n" kökünden; ikincisi ise öfkeyle yanıp kavrulmak ve helak olmak manasındaki "ş-y-t" kökünden türemiştir. Her iki durumda da kelime, fıtrattan kopmuş, isyankâr ve yıkıcı bir karakteri tanımlar.

        Râgıb el-İsfahânî, "şeytan" mefhumunun, kibirlenerek ilahi emre karşı gelen, insanları haktan saptıran ve Allah'ın rahmetinden uzaklaştırılmış her türlü inatçı ve asi varlık (cin veya insan) için kullanıldığını ifade eder.

        Arthur Jeffery, kelimenin dilbilimsel serüvenine temas ederek, kökeninin Sami dillerindeki (özellikle İbranice ve Aramicedeki "Satan / Satana") "hasım, düşman, suçlayıcı" manalarındaki kelimeye dayandığını tespit eder. Kur'an, Geç Antik Çağ'ın Ortadoğu havzasında dolaşımda olan bu mutlak "kötülük ve düşmanlık" figürünü, tevhid akidesinin karşısına dikilen en büyük felsefi ve ameli engel olarak yeniden formüle etmiştir.

        Gabriel Said Reynolds, "şeytan'a ibadet" tasavvurunun Kur'an'daki polemikçi işlevini analiz eder. Putperest Araplar (veya İbrahim'in babası) fiili olarak "Biz şeytana tapıyoruz" demezler. Onlar melekleri, atalarını veya ulu ruhları temsil ettiğini düşündükleri putlara taparlar. Ancak Kur'an (ve İbrahim), putperestliğin (idolatry) teolojik maskesini düşürür ve Allah'tan başkasına yöneltilen her türlü kutsamanın, özünde "Şeytan'ın projesine hizmet etmek" (ona ibadet etmek) olduğunu sarsıcı bir şekilde ilan eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, haktan uzaklaşmış, isyankâr, kışkırtıcı ve saptırıcı varlık manalarına gelen bu ismin, şirkin ve putperestliğin arkasındaki yegâne ilham kaynağını ve insanın en büyük ontolojik düşmanını nitelediğini kaydeder.

        İnne'ş-şeytâne (إِنَّ الشَّيْطَانَ)

        Râgıb el-İsfahânî, "inne" (şüphesiz, muhakkak) tahkik edatı ile "şeytan" kelimesinin birleşiminden oluşan bu yapının, az önce verilen "Şeytan'a tapma" yasağının (nehiyin) ontolojik gerekçesini (illetini) başlattığını belirtir. İbrahim, babasına sadece kuru bir emir vermez; o emrin arkasındaki felsefi gerçeği "Çünkü Şeytan..." diyerek mutlak bir kesinlikle açıklar.

        Dücane Cündioğlu, bu ifadedeki tekrarın retorik gücüne dikkat çeker. "Şeytana tapma, çünkü Şeytan..." şeklindeki dizilim, tehlikenin boyutunu zihne kazır. Düşmanın kimliği, hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde pekiştirilir ve onun varoluşsal inatçılığı (kibri) deşifre edilmek üzere cümlenin öznesi konumuna oturtulur.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, "şüphesiz şeytan, muhakkak ki o şeytan" manalarına gelen bu vurgulu cümlenin, isyanın ve kötülüğün evrensel sembolünün fıtratındaki o değişmez karanlığı ifşa etmeye başladığını aktarır.

        Kâne (كَانَ)

        İbn Fâris, "k-v-n" kökünün var olmak, mevcudiyet göstermek ve bir halde bulunmak anlamlarını taşıdığını açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, "kâne" nakıs fiilinin genellikle geçmiş zaman bildirse de, bir ismin (öznenin) karakteriyle birlikte kullanıldığında "geçmişten başlayıp devam eden kalıcı ve fıtri bir durumu" (idi ve öyledir) ifade ettiğini belirtir. Şeytan'ın isyanı bir anlık bir hata değil, onun varoluşunu zehirleyen ve kalıcı hale gelen "kronik bir karakter" statüsüdür.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, "idi, o haldedir" manalarına gelen bu fiilin, Şeytan'ın Allah'a karşı takındığı başkaldırı tavrının sürekliliğini ve onun değişmez bir asi olduğunu nitelediğini kaydeder.

        Li'r-rahmâni (لِلرَّحْمَٰنِ)

        İbn Fâris, "r-h-m" kökünün şefkat, acıma, koruma, lütfetme ve iyilik anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "Rahmân" isminin, merhameti tüm varoluşu, mümini ve kafiri, itaatkârı ve asiyi kuşatan, mutlak ve sonsuz şefkat sahibi Allah'a has özel bir isim olduğunu ifade eder.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi tefsir bağlamında ve "asıyy" (isyankâr) kelimesiyle oluşturduğu muazzam tezada (mutaabakat sanatına) dikkat çeker. İbrahim, "Şeytan Allah'a asi oldu" veya "El-Kahhâr'a (Kahrediciye) asi oldu" demez. Bilhassa "Er-Rahmân" ismini seçer. Kendisini var eden, ona sayısız nimet ve fırsat veren o sonsuz merhamet ve şefkat kaynağına (Rahman'a) karşı isyan etmek, nankörlüğün ve kibrin en çirkin, en akıl almaz boyutudur. İbrahim babasına adeta şunu sorar: "O sonsuz merhamet sahibine karşı küstahça nankörlük eden bir varlığın peşinden nasıl gidersin?"

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, "Rahman'a, o sonsuz merhamet sahibine karşı" manalarına gelen bu ifadenin, Şeytan'ın isyan ettiği makamın büyüklüğünü ve şefkatini vurgulayarak, işlenen cürmün (itaatsizliğin) vahametini gözler önüne serdiğini aktarır.

        Asıyyâ (عَصِيًّا)

        İbn Fâris, "a-s-y" kökünün temel manasının bir şeyin bir araya toplanıp sertleşmesi, katılaşması ve esnememesi olduğunu belirtir. Eğilmeyen, sert ağaç dalına (bastona) bu kökten "asâ" denilmiştir. İnsanın emre boyun eğmemesine, inatla direnmesine ve katılaşıp itaat dışına çıkmasına da lügatte "isyan" denilir.

        Râgıb el-İsfahânî, "isyân" kavramının, ilahi emre veya meşru bir otoriteye bilerek ve inatla karşı gelmek, itaat sınırını yırtıp atmak olduğunu ifade eder.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, "Asıyy" kelimesinin morfolojik (biçimbilimsel) gücüne temas eder. Bu kelime sıradan bir ism-i fail (âsî / isyan eden) değil, "fe'îl" vezninde gelen bir sıfat-ı müşebbehe veya mübalağa sîgasıdır. Anlamı "isyanı varoluşsal bir karaktere dönüştürmüş, son derece isyankâr, itaatsizlikte zirveye çıkmış" demektir. Şeytan'ın Adem'e secde etmeyişi tek bir anlık eylem değil, varlığını baştan aşağı "isyan" (katılık/eğilmezlik) ile tanımladığı felsefi bir duruştur. İbrahim, babasına Şeytan'ın bu mutlak "Asıyy" karakterini deşifre ederek, peşinden gidilen rehberin (Şeytan'ın) fıtratındaki o kırılmaz kibri ifşa etmiş ve ayeti sarsıcı bir ahlaki uyarı ile sonlandırmıştır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, "isyankâr, son derece asi, başkaldıran ve itaat etmeyen" manalarına gelen bu sıfatın, Şeytan'ın Allah'ın merhametine karşı takındığı mutlak düşmanca ve nankör tavrı özetleyerek putperestliğin anlamsızlığını mühürlediğini kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X