وَبَراًّ بِوَالِدَت۪يۘ وَلَمْ يَجْعَلْن۪ي جَبَّاراً شَقِياًّ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Meryem Sûresi, 32. Ayet
Daralt
X
-
“Ve anneme saygılı olmayı emretti, beni zorba ve isyankâr yapmadı.”
Anneme saygılı olmayı emretti. Yani beni anneme saygılı kıldı. Bu cümle az önce geçen “Ve beni peygamber yaptı ve bereketli kıldı”“ cümlesi ile bağlantılıdır. Ve anneme saygılı olmayı emretti, beni zorba ve isyankâr yapmadı. Bu beyanın mânasını Yahya kıssasını anlatırken açıklamıştık.
Yorumu Yorumla
-
Ve berran (وَبَرًّا)
İbn Fâris, "b-r-r" kökünün iki temel manası olduğunu belirtir: Birincisi, yeryüzünün genişliği ve enginliği (kara/berr); ikincisi ise doğruluk, şefkat ve iyiliğin genişliğidir. İnsanın ahlaki tavrının ve şefkatinin, yeryüzü kadar geniş ve kapsayıcı bir iyiliğe ulaşması durumuna lügatte bu isim verilir.
Râgıb el-İsfahânî, "birr" kavramının, ihsan ve iyilikte son derece geniş ve cömert davranmak olduğunu ifade eder. İnsan için kullanıldığında, özellikle ebeveyne ve yaratıcıya karşı sevgi, hürmet ve itaatle yoğrulmuş derin bir bağlılığı tanımlar. Beşikteki bebeğin (İsa'nın) kendisini bu sıfatla nitelemesi, onun peygamberlik donanımının sadece mucizelerden ibaret olmadığını, aynı zamanda insan fıtratının en temel ahlaki yasası olan ebeveyne (anneye) itaati de kusursuz bir şekilde yerine getireceğini gösterir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki sisteminde "birr" kelimesinin, dindarlığın ve kulluk bilincinin (takvanın) dışa dönük, sosyal ve pratik yansıması olduğunu vurgular. İsa'nın bizzat Allah'ın mucizesi ve "kelimesi" olması, onu beşeri ahlakın ve şefkatin yeryüzündeki yükümlülüklerinden (annesine hizmetten) muaf tutmaz.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte iyilik eden, itaatkâr, vefalı ve şefkatli manalarına gelen bu kelimenin, Hz. İsa'nın annesi Meryem'e karşı ömrü boyunca sergileyeceği derin saygıyı ve merhameti nitelediğini kaydeder.
Bivâlidatî (بِوَالِدَتِي)
İbn Fâris, "v-l-d" kökünün doğurmak, dünyaya getirmek ve bir neslin türemesi anlamlarına geldiğini açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, "vâlide" kelimesinin doğrudan biyolojik anneyi (doğurtanı) ifade ettiğini belirtir. Kelimenin sonuna eklenen "yâ/tî" (benim) zamiriyle "bivâlidatî" (benim anneme) formunda kullanılması, İsa'nın şefkat ve itaat eyleminin dünyevi olarak bağlandığı yegâne ve tekil muhatabını (Meryem'i) gramatik olarak sabitler.
Gabriel Said Reynolds, bu kelimenin kullanımındaki muazzam metinlerarası ve yapısal inceliğe (Kur'an'ın kendi içindeki diyaloguna) dikkat çeker. Aynı surenin (Meryem Suresi) 14. ayetinde Yahya peygamber övülürken onun için "Ve berran bivâlideyhi" (Anne-babasına itaatkârdı / dual/ikil form) denilmişti. Ancak sıra İsa peygambere geldiğinde, Kur'an kelimesi kelimesine aynı cümleyi kurar fakat "anne-baba" (vâlideyn) kelimesini kusursuz bir teolojik müdahaleyle tekil forma (vâlidatî / sadece anneme) çevirir. Bu dilbilimsel değişim, İsa'nın biyolojik bir babası olmadığı (bakire doğum) gerçeğinin bizzat beşikteki bebeğin kendi diliyle ve gramerin riyazesiyle (matematiğiyle) ispat edilmesidir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kıssadaki teolojik vurgusunu teyit eder. Kur'an, İsa'nın babasız yaratılışını sadece meleğin "Sana hiçbir beşer dokunmadı" müjdesiyle değil, aynı zamanda İsa'nın kendi şeceresini tanımlarken "baba" faktörünü cümleden tamamen dışlayarak (sadece anneme diyerek) sarsılmaz bir metinsel tutarlılıkla (i'câz) ortaya koyar. İsa'nın yeryüzündeki yegâne kökü annesidir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, anneme manasına gelen bu kelimenin, Hz. İsa'nın bir babası olmadığı için iyilik ve hürmetle mükellef olduğu yegâne ebeveyninin Hz. Meryem olduğunu, bu hitabın aynı zamanda Meryem'in iffetini temize çıkaran bir şahadet niteliği taşıdığını aktarır.
Ve lem (وَلَمْ)
Râgıb el-İsfahânî, "lem" edatının, muzari fiilin başına gelerek onu anlamca kesin bir maziye (geçmiş zamana) çeviren ve mutlak bir olumsuzluk katan (cezm eden) bir harf olduğunu ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, gramatik bir olumsuzluk bağlacı olan kelimenin, ayetin devamında zikredilecek olan zorbalık ve isyankârlık gibi yıkıcı karakter özelliklerinin Hz. İsa'nın fıtratında ve kaderinde ilahi irade tarafından kesinlikle var edilmediğini bildirmek üzere kullanıldığını kaydeder.
Yec'alnî (يَجْعَلْنِي)
İbn Fâris, "c-a-l" kökünün temel manasının bir şeyi var etmek, ona nitelik kazandırmak, bir statüye atamak ve bir halden başka bir hale dönüştürmek olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ca'l" eyleminin sıradan bir yaratma değil, varlığa işlevsel ve kalıcı bir özellik yüklemek olduğunu kaydeder. İsa'nın "Beni kılmadı/yapmadı" demesi, onun karakterindeki iyiliğin veya uzak olduğu kötülüklerin sadece sosyolojik bir ahlak eğitimi değil, doğrudan doğruya Allah'ın varoluşsal tasarrufu (ca'l etmesi) ve fıtratına yaptığı ilahi kodlama olduğunu gösterir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, beni kılmadı, beni yapmadı manalarına gelen fiilin, Hz. İsa'nın ahlaki temizliğinin faili olarak yine Allah'ı işaret ettiğini ve mucizevi şahsiyetin O'nun takdiriyle şekillendiğini aktarır.
Cebbâran (جَبَّارًا)
İbn Fâris, "c-b-r" kökünün temel manasının, bir kimseyi kendi iradesi dışında bir işe zorlamak, tahakküm kurmak, kırmak veya kırılanı zorla eski haline getirmek olduğunu açıklar. Kelimenin özünde mutlak bir kuvvet ve başkasının sınırlarını ihlal eden bir baskı yatar.
Râgıb el-İsfahânî, "cebbâr" kavramının, öfke, kibir ve güç kullanarak insanları (veya ebeveynini) kendi heva ve hevesine boyun eğmeye zorlayan, merhametten yoksun kişi olduğunu belirtir. Bu sıfat sadece mutlak kudret sahibi Allah'a nispet edildiğinde övgü ifade eder; noksan bir insan için kullanıldığında ise kibrin, zulmün ve ilahi hududu aşmanın en şiddetli, en çirkin formunu tanımlar.
Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki (özellikle Aramice ve Süryanicedeki "gabbara") kökenini inceleyerek, kahraman, dev, güçlü adam veya zalim/zorba hükümdar manalarında kullanıldığını tespit eder. Kur'an'ın bu kelimeyi alarak, insani zayıflığını unutup yeryüzünde tanrılık taslayan, şefkatten yoksun egoist karakterleri niteleyen güçlü bir teolojik terminoloji inşa ettiğini belirtir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın değerler sisteminde "cebbâr" kelimesinin, ayetin başındaki "abd" (boyun eğen kul) kavramının ve "berran" (şefkatli/itaatkâr) sıfatının ontolojik ve ahlaki açıdan tam zıddı olduğunu vurgular. Kendisini Allah'ın kulu (Abdullah) olarak tanımlayan İsa'nın, zorunlu olarak "cebbâr" olmaktan uzak olması gerekir; çünkü ubudiyet (kulluk) ile cebbârlık (zorbalık) aynı bedende birleşemez. İsa, annesine veya insanlığa karşı hiçbir zaman tahakküm kuran, egosunu dayatan bir zorba kılınmamıştır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte zorba, diktatör, kibirli ve acımasız güç kullanıcısı manalarına gelen kelimenin, Hz. İsa'nın ne annesine ne de tebliğ edeceği insanlara karşı hiçbir zaman kırıcı, baskıcı ve bencil bir tavır sergilemeyeceğini kesin bir dille ortaya koyduğunu kaydeder.
Şekıyyâ (شَقِيًّا)
İbn Fâris, "ş-k-y" kökünün temel anlamının mutluluğun, rahatlığın ve huzurun zıddı olarak; zorluk çekmek, bedbaht olmak, meşakkat, eziyet ve hüsrana uğramak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "şekâvet" kavramının "saâdet" (mutluluk/ilahi lütuf) kelimesinin tam karşıtı olduğunu ifade eder. Kur'an bağlamında şekıyy; ilahi inayet ve rahmetten mahrum kalmış, isyanı ve kibri yüzünden hem dünyada hem de ahirette mutlak bir huzursuzluğa, ziyana ve perişanlığa mahkûm olmuş kişidir.
Dücane Cündioğlu, kelimenin varoluşsal ve felsefi trajedisine temas eder. "Şekıyy" olmak, salt dünyevi bir üzüntü veya başarısızlık değil; ontolojik bir yoksulluk, varlığın ilahi merkezden koparak savrulması, "merhametsizliğin" getirdiği içsel bir çürümedir. Önceki kelimeyle (cebbâr) birlikte okunduğunda; yeryüzünde zorbalık (cebbârlık) yapan herkes, aslında kendi ruhunda derin bir cehennem yaşayan, ilahi rahmetten kopmuş bir bedbahttır (şekıyyâ). İsa, merhametin ve tevazunun peygamberi olarak varoluşun bu karanlık, lanetli uçurumundan bütünüyle tenzih edilmiştir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin bu kelimeyle sonlanmasındaki anlamsal bütünselliğe dikkat çeker. "Mübarek", "berr" ve "abd" kılındığını ilan eden İsa'nın karakter portresi, bu negatif sıfatların reddiyle tamamlanır. İtaatsizlik, zorbalık ve ilahi rızadan kopuş (şekâvet), peygamber fıtratına asla bulaşmamış, Allah onu "cebbâr ve şekıyy" kılığından bütünüyle arındırmıştır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, bedbaht, isyankâr, hüsrana uğramış, şaki ve hayırsız manalarına gelen bu sıfatın, Hz. İsa'nın ilahi rahmetten uzaklaştırılmış, annesine eziyet eden ve asi bir evlat olmaktan Allah'ın lütfuyla korunduğunu, onun mutlak bir huzur, itaat ve saadet numunesi olduğunu beyan ederek ayeti tamamladığını kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla