قَالَ اِنّ۪ي عَبْدُ اللّٰهِ۠ اٰتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَن۪ي نَبِياًّۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Meryem Sûresi, 30. Ayet
Daralt
X
-
30. “Cevabı çocuk verdi: ‘Ben Allah’ın kuluyum; O, bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı.’”
31. “Nerede olursam olayım, o beni kutlu ve bereketli kıldı; yaşadığım sürece bana namazı, zekâtı emretti.”
Cevabı çocuk verdi. Ben Allah’ın kuluyum. O bana kitabı verdi. Yani o bana kitabın ilmini verdi dedi. Söz konusu kitabın hangi kitap olduğunu, încil mi, Tevrat mı yoksa bir başka kitap mı olduğunu söylemiyoruz. Çünkü yüce Allah bir başka âyette meâlen “Rabb’in ona yazmayı, hikmeti Tevrat’ı ve Incil’i öğretecek” ifadesini kullanmış, Kitab’ı, yanında da Tevrat ve Incil’i belirtmiştir. Bu beyan, âyette geçen kitabın Tevrat ve încil’den başka bir kitap olduğunu bize göstermektedir, Ve beni peygamber yaptı. Nerede olursam olayım, o beni kutlu ve bereketli kıldı. Bu beyan bize Îsâ’nın (a.s.) bu kelimelerden sonra konuştuğunu göstermektedir. Yoksa müfessirlerin dediği gibi bu kelimeleri söylemiş ve sonra çocukların konuştukları yaşa erişinceye kadar bir daha konuşmamış değildir. Çünkü Allah Teâlanın kendisini bir peygamber ve bereketli yaptığını haber vermektedir. Netice olarak Hz. Îsa'nın peygamber olması, konuşmaması ve insanları Allah’ın dinine davet etmemesi ihtimal dışı bir şeydir. Hz. îsâ herhangi bir hayır sözcüğü konuşmadığı takdirde onda ne gibi bir bereket olabilir? Bu da bize gerçeğin onların dedikleri gibi olmadığını göstermektedir. Arapça’da “el-berake” her türlü hayır ve iyiliğe verilen isimdir. En doğrusunu Allah bilir. Yaşadığım sürece bana namazı, zekâtı emretti. Burada geçen “namaz” ve “zekâf’ın bilinen namaz ve zekât olması muhtemeldir. Bunun yanında namazın her zaman ve her mekânda Allah Teâlâ’yı övme ve ona dua etme, zekâtın da nefsi arındıran, salih kılan ve her türlü hayırla geliştiren bir ibadet anlamına gelmesi ihtimali de vardır. Eğer bu kelimelerden kastedilen bilinen namaz ve zekât olursa, bu takdirde Hz. Îsâ’ya onları insanlara öğretmesinin emredildiği anlaşılmalıdır. Bu durumda Hz. îsâ sanki şöyle demiş olur: Allah bana yaşadığım sürece insanlara zekâtın hükmünü bildirmemi ve öğretmemi emretti. Çünkü Hz. Îsa'nın zekâtını vermek gerekecek kadar malı yoktu. Netice olarak beyan, kendisine zekâtın hükmünü bildirmesi emredilmiştir diye yorumlanır. Ya da bu emir, insanlarla birlikte az çok ne varsa vermesinin emredilmesi (muvâsât) diye de açıklanabilir. Zekât kelimesi ile ikinci mâna kastedildiği takdirde Hz. Îsâ ve başkaları eşit şekilde zekât vermekle yükümlü olurlar. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Kâle (قَالَ)
İbn Fâris, "k-v-l" kökünün insanın iç dünyasındaki bir gerçeği, bilgiyi veya iradeyi ses ve kelimeler aracılığıyla dışa vurması anlamına geldiğini belirtir. Bu ayetin bağlamında fiil, beşikteki bir bebeğin (Hz. İsa'nın) biyolojik sınırları ve tabiat kanunlarını aşarak, annesine yönelik ağır suçlamaları durdurmak ve kendi hakikatini ilan etmek üzere mucizevi bir şekilde konuşmaya başladığı o sarsıcı anı ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, söylemek ve beyan etmek manasındaki bu fiilin, burada beşeri bir yeteneğin değil, doğrudan ilahi bir "konuşturma" eyleminin sonucu olduğunu kaydeder. İsa'nın henüz bir bebekken (sabî) "Kâle" diyerek söze başlaması, kelâmın biyolojik bir süreçten ziyade ilahi bir bağış (mevhibe) olduğunu gösteren ontolojik bir mucizedir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, fiilin "dedi, konuştu" manasıyla, Hz. İsa'nın kendisine yönelik şaşkınlık ve inkar dolu bakışlar altında, annesinin iffetini savunmak ve kendi peygamberlik misyonunu bildirmek üzere gerçekleştirdiği ilk mucizevi hitabı başlattığını aktarır.
İnnî (إِنِّي)
Râgıb el-İsfahânî, cümleye kesinlik, pekiştirme ve tahkik (doğrulama) katan "inne" edatı ile "ben" manasındaki "yâ" zamirinin birleşiminden oluşan bu kelimenin, konuşan öznenin kimliğini ve otoritesini en güçlü şekilde vurguladığını belirtir. Beşikteki bir bebeğin söze "Muhakkak ki ben..." diyerek başlaması, muhatapların zihnindeki "Bu çocuk kim?" sorusuna verilmiş en sarsıcı ve tartışma götürmez cevaptır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, "şüphesiz ben, muhakkak ki ben" manalarına gelen bu pekiştirmeli ifadenin, Hz. İsa'nın kendi varoluşsal statüsünü ve Allah ile olan bağını ilan ederken kullandığı ilk ve en temel vurgu olduğunu kaydeder.
Abdu (عَبْدُ)
İbn Fâris, "a-b-d" kökünün boyun eğmek, itaat etmek, zelil (alçakgönüllü) olmak ve bir otoriteye mutlak bağlılık göstermek anlamlarına geldiğini belirtir. Üzerinden geçilerek ehlileştirilmiş ve düzlenmiş yola da bu kökten hareketle "muabbed" denilmiştir.
Râgıb el-İsfahânî, "ubûdiyet" (kulluk) kavramının tevazu ve teslimiyetin en ileri derecesi olduğunu ifade eder. Hz. İsa'nın beşikteki ilk sözünün "Ben Allah'ın kuluyum" (Abdullâh) olması, Hristiyan teolojisindeki "Tanrı'nın oğlu" veya "Tanrı" iddialarına Kur'an'ın nüzul ortamından verilmiş en köklü ve önleyici teolojik cevaptır. O, mucizevi bir şekilde konuşsa da, varoluşsal olarak ancak bir "abd" (kul) statüsündedir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın değerler sisteminde "abd" kelimesinin Allah-İnsan ilişkisindeki en ideal ve olması gereken konumu temsil ettiğini vurgular. İsa'nın kendisini bu sıfatla tanımlaması, onun ontolojik olarak Yaratıcı'dan tamamen bağımsız olmadığını ve O'nun iradesine mutlak bir bağımlılık (dependent) içinde olduğunu gösteren semantik bir sınırdır.
Gabriel Said Reynolds, "Abdullâh" ifadesinin Kur'an'ın polemikçi üslubu içindeki yerine dikkat çeker. Beşikte konuşan bebek, henüz hayatının başında kendi "insan/kul" doğasını tescil ederek, gelecekteki olası ilahlaştırma çabalarına karşı bizzat kendi diliyle bir tevhid kalkanı oluşturmaktadır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kul, köle ve itaatkâr manalarına gelen bu kelimenin, Hz. İsa'nın Allah karşısındaki gerçek konumunu belirleyen ve onun uluhiyet (tanrılık) sıfatından tamamen uzak olduğunu bildiren en temel dinsel tanım olduğunu aktarır.
Allâhi (اللَّهِ)
İbn Fâris ve Râgıb el-İsfahânî, bu ismin (Lafzatullah) ibadet edilen, her şeyin kendisine boyun eğdiği ve mutlak otorite sahibi olan Yüce Yaratıcı'nın özel ismi (İsm-i Celâl) olduğunu belirtirler.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, bütün esma ve sıfatları kendinde toplayan Allah isminin, İsa'nın kulluğunun kime yönelik olduğunu ve mucizenin asıl kaynağını bildiren mutlak referans noktası olduğunu kaydeder.
Âtâniye (آتَانِيَ)
İbn Fâris, "e-t-y" kökünün temelinde gelmek, bir şeyi getirmek ve birine bir şey vermek (ita) manalarının bulunduğunu açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, "ita" eyleminin sıradan bir vermeden farklı olarak, genellikle değerli ve yüce bir şeyin üstün bir makamdan (Allah'tan) lütfedilmesini ifade ettiğini belirtir. Fiilin geçmiş zaman (mazi) formunda "bana verdi" (âtâniye) şeklinde kullanılması, Hz. İsa'ya verilecek olan kitabın ve görevin ilahi planda çoktan kararlaştırıldığını, onun fıtratına bu yetkinliğin daha doğuştan yerleştirildiğini (tahkik) gösterir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, bana verdi, bana lütfetti manalarına gelen fiilin, Hz. İsa'ya bahşedilen peygamberlik ve ilahi bilginin tamamen Allah'ın bir seçimi ve bağışı olduğunu bildirdiğini aktarır.
El-Kitâbe (الْكِتَابَ)
İbn Fâris, "k-t-b" kökünün temel anlamının dağınık olan şeyleri toplamak, bir araya getirmek ve dizmek olduğunu belirtir. Anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde birleştirilen ilahi vahiylere bu isim verilir.
Râgıb el-İsfahânî, "kitap" kavramının burada Hz. İsa'ya indirilen İncil'i ifade ettiğini kaydeder. Beşikteki bir bebeğin "Bana kitap verildi" demesi, onun henüz çocukluk yaşlarında bile ilahi vahyin taşıyıcısı ve bilgini kılındığını gösteren mucizevi bir durumdur.
Arthur Jeffery, kelimenin Sami dil ailesindeki (Aramice/Süryanice "kethaba") köklü geçmişine değinerek, Kur'an'ın bu terimi Geç Antik Çağ'ın "kutsal metin" (scripture) algısına uygun bir otorite belgesi olarak kullandığını belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, yazılı metin ve ilahi vahiy manasına gelen kelimenin, Hz. İsa'nın tebliğ etmekle görevlendirildiği İncil'i ve onun içerdiği ilahi hayat nizamını temsil ettiğini aktarır.
Ve ce'alenî (وَجَعَلَنِي)
İbn Fâris, "c-a-l" kökünün var etmek, inşa etmek, bir şeye nitelik kazandırmak ve bir halden başka bir hale dönüştürmek manalarını barındırdığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ca'l" fiilinin bir varlığa belirli bir fonksiyon veya makam yüklemek olduğunu ifade eder. Allah'ın İsa'yı "nebi kılması" (ce'alenî), onun toplumsal ve dini statüsünü bizzat Yaratıcı'nın belirlediğini ve onu özel bir misyon için dönüştürdüğünü gösterir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, beni kıldı, beni yaptı manalarına gelen fiilin, Hz. İsa'nın peygamberlik makamına seçilmesinin ve o vasıfla donatılmasının ilahi bir tasarruf olduğunu bildirdiğini kaydeder.
Nebiyyâ (نَبِيًّا)
İbn Fâris, "n-b-e" kökünün temel manasının haber vermek (nebe) veya yüksekte bulunmak olduğunu açıklar. Peygambere "nebi" denilmesinin sebebi, hem Allah'tan aldığı haberleri insanlara bildirmesi hem de manevi mertebesinin diğer insanlardan yüksekte bulunmasıdır.
Râgıb el-İsfahânî, "nebi" kavramının Allah ile akıl sahibi varlıklar arasında bir elçi, bir haberci ve bir rehber olan seçilmiş kişi olduğunu belirtir. Hz. İsa'nın daha beşikteyken kendisini bu sıfatla tanımlaması, peygamberlik için gereken akli ve ruhsal olgunluğun onda mucizevi bir şekilde erkenden tamamlandığını beyan eder.
Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla Sami dillerindeki (İbranice/Aramice "nabi") ortak peygamberlik terminolojisine dayandığını tespit eder. Kur'an'ın bu kelimeyi kullanarak İsa'yı İsrailoğulları'nın o büyük vahiy geleneğinin (nübüvvet zincirinin) meşru ve somut bir halkası olarak sunduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde "nebi" kelimesinin, ilahi iradenin yeryüzündeki sözcüsü olma statüsünü temsil ettiğini vurgular. Beşikteki bebeğin bu iddiayla ortaya çıkması, annesine atılan zina iftirasını temelinden çökerten en büyük kanıttır; zira Allah, iffetsiz bir soydan peygamber seçmeyecek kadar yücedir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, haber veren, elçi ve Allah tarafından seçilmiş peygamber manalarına gelen bu kelimenin, Hz. İsa'nın hem kimliğini hem de hayatı boyunca yürüteceği mukaddes görevi özetleyerek ayeti muazzam bir peygamberlik beyanıyla tamamladığını kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla