Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Meryem Sûresi, 25. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Meryem Sûresi, 25. Ayet

    وَهُزّ۪ٓي اِلَيْكِ بِجِذْعِ النَّخْلَةِ تُسَاقِطْ عَلَيْكِ رُطَباً جَنِياًّۘ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vehuzzî ileyki biciż’i-nnaḣleti tusâkit ‘aleyki rutaben ceniyyâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “(Şu) hurma ağacını da kendine doğru silkele ki, üzerine taze, olgun hurma dökülsün.”

      (Şu) hurma ağacını da kendine doğru silkele ki, üzerine taze, olgun hurma dökülsün. Bu beyan, kazanç elde etmenin gerekli olduğuna delildir. Çünkü Allah Teâlâ Meryem’e üzerine taze olgun hurma dökülsün diye hurma ağacını silkelemesini emretmiştir. Allah dileseydi hurmalar Meryem’in üzerine onun herhangi bir çabası olmadan da dökülür ve o da bunları yerden toplardı. Zekeriyya’nın (a.s.) bakımı altında iken rızkını zorluk çekmeden elde ediyor idiyse bu da ona daha kolay ve daha hafif olurdu. Âyet, bir kimsenin yiyeceğini kazanacak kadar bir kuvvete sahip olduğu takdirde başkalarından dilenmesinin caiz olmadığına da delildir. Âyetten Hz. Zekeriyya’nın (a.s.) Allah katında Meryemden daha faziletli ve mertebesinin daha yüksek olduğu da anlaşılmaktadır. Çünkü o Zekeriyya’nın (a.s.) bakımı altında iken yüce Allah kendisini Zekeriyyaya (a.s.) herhangi bir külfet ve masraf yüklemeden rızıklandırmıştı. Ama ondan ayrılınca çalışıp kazanç elde etmesini emretti. Âyetten anlaşılan bir başka husus da Allah Teâlanın peygamberlerin gösterdikleri mûcizeleri peygamber olmayan müminlerin ellerinde yaratmasının mümkün olduğudur. Çünkü Cenâb-ı Hak, Meryem için kuru hurma ağacını altından dere akıtarak meyve veren yaş hurma ağacına çevirmiştir. Bir de Zekeriyyanın (a.s.) bakımı altında iken hiçbir çaba harcamaksızın onu rızıklandırmıştır. Bu açıdan belirtilen olaylar peygamberlerin gösterdikleri mûcizelere benzer ve onlara yakındır. Çünkü yüce Allah “Ey Meryem! Allah seni seçti, seni tertemiz kıldı ve seni bütün dünyadaki kadınlardan üstün eyledi” meâlindeki beyanla, onu dünyadaki kadınlara üstün kılmış ve “Onun annesi dürüst ve inançlı bir kadındır” anlamına gelen beyanla da ona “sıddîka” ismini vermiştir. Bu isim insanlardan ancak doğruluğun ve sabrın zirvesine çıkan kimselere verilir. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ve huzzî (وَهُزِّي)

        İbn Fâris, "h-z-z" kökünün temel manasının bir şeyi şiddetle sarsmak, silkelemek ve ileri geri hareket ettirmek olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "hezz" eyleminin bir nesneyi güç kullanarak sallamak manasına geldiğini ifade eder. Doğum sancılarıyla bitkin düşmüş, takati kalmamış bir kadına (Meryem'e) devasa bir hurma kütüğünü "silkele" (huzzî) emrinin verilmesindeki teolojik inceliğe dikkat çeker. Bu emir, Allah'ın mucizesinin gerçekleşmesi için dahi insanın kendi cüz'i iradesiyle ve eylemiyle (kesb) sürece dâhil olması, rızkı için sembolik de olsa bir çaba göstermesi gerektiği ilkesini yansıtır.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu fiilin kullanımındaki varoluşsal (ontolojik) boyutu analiz eder. Meryem'den istenen fiziksel sarsma eylemi, gerçekte tabiat kanunlarına göre o kütüğü kımıldatmaya yetmeyecek cılız bir dokunuştur. Ancak mucize, insanın mutlak acziyeti ile ilahi kudretin kesiştiği o "çaba" anında başlar. "Huzzî" (silkele) emri, Meryem'in çaresizlik girdabından çıkarak yeniden eyleme geçmesi ve ilahi inayetle senkronize olması için verilen psikolojik bir silkiniş talimatıdır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, silkele, sars, hareket ettir manalarına gelen emir fiilinin, Hz. Meryem'in mucizevi rızka kavuşması için yapması gereken asgari beşeri gayreti ve fiziki yönelimi ifade ettiğini kaydeder.

        İleyki (إِلَيْكِ)

        Râgıb el-İsfahânî, yönelme bildiren "ilâ" edatı ile "ki" (sen - müennes) zamirinin birleşmesinden oluşan bu kelimenin, eylemin yönünü belirlediğini açıklar. Meryem'e ağacı herhangi bir yöne değil, "kendisine doğru" (ileyki) çekerek sarsması emredilir. Bu durum, sığınmak için tutunduğu ağaç gövdesini şimdi kendi beslenmesi için bir çekim merkezine dönüştürdüğünü gösterir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, sana doğru, kendine doğru manalarına gelen bu edatın, silkeleme eyleminin mekaniğini ve meyvelerin doğrudan Meryem'in bulunduğu noktaya hedeflendiğini bildiren bir gramatik unsur olduğunu aktarır.

        Biciz'i (بِجِذْعِ)

        İbn Fâris, "c-z-a" kökünün bir şeyi tutmak, hapsetmek ve ayakta durmasını sağlamak manalarına geldiğini belirtir. Ağacın dallarını ve yükünü taşıyan, onun toprağa sağlamca tutunmasını sağlayan ana gövdesine (kütüğüne) bu kökten hareketle bu isim verilmiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, kelimenin ağacın en kalın, hareketsiz ve sağlam kısmı olduğunu ifade eder. Fiile bağlanan "bi" (ile) harf-i ceri, Meryem'in eyleminin salt bir dokunuş olmadığını, o gövdeyle bütünleşerek, ona sımsıkı sarılarak (kütük vasıtasıyla) bir silkeleme işlemi gerçekleştirdiğini gösterir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, ağaç kütüğü, ana gövde manalarına gelen kelimenin, Meryem'in zayıf bedeniyle sarsması istenen devasa ve normal şartlarda kımıldatılamaz olan fiziki kütleyi işaret ettiğini kaydeder.

        En-Nahleti (النَّخْلَةِ)

        İbn Fâris, "n-h-l" kökünün temel manasının bir şeyi elemek, süzmek ve en iyisini/safını seçmek olduğunu açıklar. Hurma ağacına "nahl" denilmesinin sebebi, Arap coğrafyasındaki florada meyvesinin besleyiciliği, gövdesinin dayanıklılığı ve her parçasının işe yaraması bakımından bitkilerin "en seçkini" olarak görülmesidir.

        Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki köklerine inerek, Aramice ve Süryanicede de hurma ağacını nitelemek üzere fonetik olarak akraba formlarda kullanıldığını tespit eder. Kelime, Orta Doğu'nun hem tarımsal hem de dini terminolojisinin ayrılmaz bir parçasıdır.

        Gabriel Said Reynolds, hurma ağacı motifinin Kur'an anlatısı ile Geç Antik Çağ edebiyatı arasındaki diyalojik bağına temas eder. "Sahte Matta İncili" (Pseudo-Matthew) gibi Hristiyan apokrif metinlerinde, Meryem'in Mısır'a kaçışı sırasında bir hurma ağacının altında dinlendiği ve İsa'nın emriyle ağacın dallarının Meryem'in ayaklarına kadar eğilerek meyvesini sunduğu anlatılır. Kur'an, bu bilindik coğrafi/teolojik motifi alır, ancak Meryem'in pasif kaldığı efsanevi anlatıyı reddederek; Meryem'in ağacı "kendi elleriyle silkelemesi" gerektiğini (beşeri çaba ve iradeyi) merkeze alan sarsılmaz bir tevhid ve tevekkül kurgusuna dönüştürür.

        Angelika Neuwirth, Geç Antik Çağ bağlamında hurma ağacının hayatı, vahayı ve kuraklığın (ölümün) ortasındaki ilahi inayet eksenini (axis mundi) temsil ettiğini vurgular. Meryem'in ıssızlıkta bu ağacın altında konumlanması, ölüm (çaresizlik) ile yaşam (mucize) arasındaki geçişin estetik bir tablosudur.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, hurma ağacı manasına gelen kelimenin, Meryem'in gölgesine ve gövdesine sığındığı, Allah'ın da onu taze meyvesiyle rızıklandırdığı mukaddes ve bereketli ağacı tanımladığını kaydeder.

        Tusâkıt (تُسَاقِطْ)

        İbn Fâris, "s-k-t" kökünün temel anlamının yüksek bir yerden aşağıya düşmek, inmek ve dökülmek olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "sukut" eyleminin yukarıdan aşağıya doğru gerçekleşen fiziksel bir düşüş olduğunu ifade eder. Fiilin bu özel kalıbı (mufa'ale/tefâ'ul veznindeki varyasyonları), eylemin bir defaya mahsus değil; art arda, kesintisiz ve bol miktarda gerçekleştiğini bildirir. Meryem'in zayıf bir silkelemesine karşılık, ağacın adeta meyvelerini cömertçe ve sağanak halinde onun üzerine dökerek ilahi emre itaat ettiğini gösterir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik (sesbilimsel) i'câzına dikkat çeker. "Tusâkıt" kelimesinin telaffuzundaki ritim, ağır ve tatlı hurma tanelerinin peş peşe kopup yere, Meryem'in etrafına patır patır düşme anının akustik bir yansımasıdır. Kelimenin yapısı, eylemin (dökülmenin) bereketiyle kusursuz bir uyum içindedir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, döksün, düşürsün, üzerine indirsin manalarına gelen bu muzari fiilin, silkeleme eyleminin doğal bir sonucu gibi görünse de aslında tamamen ilahi bir mucizenin neticesi olarak hurmaların Meryem'in istifadesine sunulmasını ifade ettiğini aktarır.

        Aleyki (عَلَيْكِ)

        Râgıb el-İsfahânî, "alâ" (üzerine) edatı ile "ki" (sen) zamirinin birleşiminin, düşen hurmaların hedef noktasını bildirdiğini açıklar. Meyveler rastgele çevreye saçılmaz; bizzat Meryem'in kolayca uzanıp alabileceği şekilde, doğrudan onun bulunduğu alana, adeta onun kucağına (üzerine) yönlendirilerek dökülür.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, senin üzerine, sana doğru manalarına gelen bu edatın, ilahi lütfun ve rızkın doğrudan Meryem'i hedef aldığını ve onun hiçbir zahmet çekmeden bu nimetten faydalanmasını sağlayan yön tayin edici bir ifade olduğunu kaydeder.

        Rutaben (رُطَبًا)

        İbn Fâris, "r-t-b" kökünün kurumanın (yübuset) tam zıddı olarak yaşlık, ıslaklık, tazelik ve yumuşaklık anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "rutab" kelimesinin hurmanın koruk (çağla) hali ile tamamen kurumuş (temr) hali arasındaki en olgun, en sulu, en tatlı ve taze evresini nitelediğini ifade eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin tarihsel ve biyolojik bağlamına dikkat çeker. Hicaz kültüründe taze, sulu hurma (rutab), içerdiği yüksek enerji, doğal şeker ve kolay sindirilebilir yapısıyla doğum yapan bir kadının (loğusanın) kanamasını azaltan, kaybettiği enerjiyi hızla yerine koyan ve anne sütünü artıran en ideal gıda olarak bilinir. İlahi inayet, Meryem'e sıradan bir meyve değil, onun bedensel travmasını hızla onaracak en spesifik ve kusursuz rızkı (rutab) sunmuştur.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, çeviri ve tefsir geleneğinde bu kelimenin önemini vurgular. Meryem'in sığındığı ağacın aslında o mevsimde kurumuş bir kütük (ciz') olduğu, ancak ilahi kudretin "Kün" (Ol) emriyle ağacın aniden yeşerip en taze meyvesini (rutab) verdiği yönündeki klasik tefsir yorumları, kelimenin mucizevi yönünü güçlendirir. Meyve, mevsimin veya ağacın doğal bir döngüsü değil, o ana ve Meryem'e tahsis edilmiş taptaze bir yaratılıştır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, taze hurma, sulu ve olgun hurma manalarına gelen bu kelimenin, yalnız başına ve son derece zor şartlarda doğum yapan Hz. Meryem'e Allah'ın ikram ettiği şifa verici ve besleyici mucizevi nimeti tanımladığını kaydeder.

        Ceniyyâ (جَنِيًّا)

        İbn Fâris, "c-n-y" kökünün ağaçtan meyveyi dalından koparmak, toplamak ve devşirmek anlamlarına geldiğini açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, "cenâ" kavramının, meyvenin tam olgunluğa eriştiği, henüz bozulmadığı ve yenilmek için en ideal kıvama geldiği zaman dilimini ifade ettiğini belirtir. "Ceniyy" sıfatı, yere düşen hurmaların çürük, ham veya kuşlar tarafından yenilmiş hastalıklı meyveler değil; adeta özenle bir el tarafından dalından yeni koparılmışçasına kusursuz, pırıl pırıl ve yemeye hazır bir kalitede olduğunu gösterir.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin barındırdığı varoluşsal estetiğe ve psikolojik zıtlığa temas eder. Bir önceki ayette kederinden ezilen, "nesyen mensiyyâ" (tamamen unutulmuş bir hiç) olmayı dileyen Meryem; bu ayette varoluşun en tatlı, en özenle hazırlanmış (ceniyy), taptaze nimetiyle baş başa bırakılır. "Ceniyy" kelimesi, Allah'ın unutulmayı dileyen kuluna, onu asla unutmadığını, aksine onun için kâinatın en taze sofrasını kurduğunu gösteren somut ve lezzetli bir ilahi okşamadır. Ölümün ve acının (doğum sancısının) ortasında, hayatın ve tatlılığın şahikasıdır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, taze devşirilmiş, tam kıvamında olgunlaşmış ve yemeye hazır manalarına gelen bu sıfatın, dökülen taze hurmaların (rutab) kalitesini ve mükemmelliğini vurgulayarak ilahi ikramın kusursuzluğunu beyan ettiğini kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X