Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Meryem Sûresi, 23. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Meryem Sûresi, 23. Ayet

    فَاَجَٓاءَهَا الْمَخَاضُ اِلٰى جِذْعِ النَّخْلَةِۚ قَالَتْ يَا لَيْتَن۪ي مِتُّ قَبْلَ هٰذَا وَكُنْتُ نَسْياً مَنْسِياًّ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Feecâehâ-lmeḣâdu ilâ ciż’i-nnaḣleti kâlet yâ leytenî mittu kable hâżâ vekuntu nesyen mensiyyâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      22. “Derken Meryem ona hamile kaldı, işte bu sebeple karnında bebeği ile uzak bir yere çekildi.”

      23. “Sonra doğum sancısı onu bir hurma ağacının dibine yöneltti. Meryem, 'Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim' dedi!’

      Derken Meryem ona hamile kaldı, işte bu sebeple karnında bebeği ile uzak bir yere çekildi. Bu ifade bize Meryem’in doğurmasmm hamile kalmasının hemen ardından olmadığmı, fakat doğumla hamilelik arasmda belli bir sürenin geçtiğini göstermektedir. Ancak bu sürenin ne kadar olduğu sadece Cenâb-ı Hakk’m bildirmesiyle bilinebilir. Bazı müfessirler İşte bu sebeple karnında bebeği ile uzak bir yere çekildi meâhndeki cümleyi ailesinden utandığı için karnında bebeği ile uzak bir yere çekildi diye açıklamışlardır. Bazıları da aynı cümleye, Karnında bebeği ile uzak bir yere çekildi anlamını vermişlerdir. Sonra doğum sancısı onu bir hurma ağacının dibine yöneltti. İbn Kuteybe “fe ecâehe’l-mehâdu” (فَأَجَاءَهَا الْمَخَاضُ) âyetindeki “ecâehâ” (أَجَاءَهَا) fiilini “câe bihâ” (جَاءَ بِهَا) şeklinde açıklamıştır. Yani doğum sancısı onu bir ağacın dibine getirdi, oraya yöneltti. “Câet bi el-hâcetü ileyke” (جَاءَتْ بِي الْحَاجَةُ إِلَيْكَ) ve “ecâetnî el-hâcetü” (أَجَاءَتْنِي الْحَاجَةُ) denilir ki her iki cümlenin mânası da ihtiyaç beni sana getirdi demektir. îbn Kuteybe “el-mehâd” kelimesinin “doğum (sancısı)” anlamına geldiğini söylemiştir. İşte bu sebeple karnında bebeği ile uzak bir yere çekildi meâhndeki cümle, doğum sancısının Meryem’i sığındırdığı hurma ağacının -tevil âlimlerinin de ifade ettikleri üzere- kuru bir ağaç olduğunu gösterir. Çünkü o, sırf ailesinden utandığı için uzak bir yere çekilmiş ve onlardan uzaklaşmıştır. Meryem’in sığındığı hurma ağacı meyve veren yaş bir ağaç olsaydı insanlar da o ağaca sığınırlar ve onun bulunduğu yerde ikamet ederlerdi. Dolayısıyla Meryem’in yanı başında insanların barınaklarının bulunduğu böyle bir ağaca sığınma ihtimali yoktur. Öte yandan onun ağaca sığınması, kadınların doğum esnasında çektikleri şiddetli doğum sancısından destek alacakları bir şeye ihtiyaç duymaları gibi ondan destek ve yardım almak amaçlı idi. En doğrusunu Allah bilir. Meryem, ‘Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim!’ dedi. Bu beyan, keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim, yani tanınmaz ve bilinmez olsaydım anlamına gelmesi muhtemel olduğu gibi keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim, öldükten sonra böyle amlmasaydım mânasına da gelebilir. Çünkü Meryem’in şerefli, onurlu ve peygamberlik ailesine mensup bir kadın olduğu belirtilir. Bundan dolayı daha sonra kötü anılmamak ve iftiraya uğramamak için tanınmayan bir kimse olmayı temenni etmiştir. Müfessirler unutulup gitseydim anlamına gelen “küntü nesyen mensiyyen” (كُنْتُ نَسْيًا مَنْسِيًّا) cümlesine, atılan hayız (âdet kanı) bezi olsaydım mânasını vermişlerdir. Ebû Avsece de aynı açıklamayı yapmış ve “en-nesyü” “el-haydu” yani “âdet kanı” mânasmadır demiştir. Ebû Bekir el Esam ise şöyle demiştir: Kelimenin bu anlama gelmesi ihtimali yoktur. Çünkü Hz. Meryem Allah katındaki değerini biliyordu. Dolayısıyla böyle bir temennide bulunması ihtimal dışıdır. Fakat insan sıkıştığı zaman büyük bir şeyi temenni edebilir. Meselâ insan, başına gelen musibetin büyüklüğünden dolayı bazı zamanlar ölmeyi temenni edebilir. Buna göre Hz. Meryem’in, müfessirlerin belirttiği hususu temenni etmesi yadırganacak bir şey olmaz. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Fe-ecâehâ (فَأَجَاءَهَا)

        İbn Fâris, "c-y-e" kökünün temel anlamının gelmek, ulaşmak ve varmak olduğunu belirtir. Bu fiilin "if'âl" kalıbındaki formu olan "ecâe", birini bir yere gelmeye zorlamak, mecbur bırakmak, itmek ve sürüklemek manalarına gelir.

        Râgıb el-İsfahânî, "mecî" (gelme) eyleminin fiziki bir intikal olduğunu; "ecâe" formunun ise Meryem'in kendi iradesiyle yürümesini değil, doğum sancısının şiddetiyle çaresiz kalarak o ağacın gövdesine adeta "sürüklenmesini" ve oraya sığınmaya mecbur kalmasını ifade ettiğini kaydeder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin psikolojik ve fizyolojik bir zorunluluğu yansıttığını belirtir. Doğum sancılarının aniden bastırması Meryem'in iradi adımlarını elinden almış, onu dayanabileceği fiziksel bir destek aramaya zorlamıştır. Fiilin başındaki "fe" takibi de bu zorunluluğun aniliğini ve şiddetini gösterir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "onu getirdi, onu mecbur etti" manalarına gelen fiilin, sancıların Meryem'i çaresizce bir hurma ağacının gövdesine tutunmaya ve oraya sığınmaya ittiğini bildirdiğini aktarır.

        El-Mehâdu (الْمَخَاضُ)

        İbn Fâris, "m-h-d" kökünün aslî manasının, içindeki yağı çıkarmak için sütü şiddetle çalkalamak, sarsmak ve hareket ettirmek olduğunu açıklar. Hamile kadının rahmindeki şiddetli kasılmalara ve doğum sancısına da bedeni derinden sarstığı ve kıvrandırdığı için bu isim verilmiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin kadının doğum esnasında yaşadığı devasa fizyolojik sarsıntıyı ve ağrıyı tanımladığını belirtir. Sütün yayıkta çalkalanması gibi, bedenin de yeni bir hayatı dışarı atmak için gösterdiği şiddetli ve sarsıcı eylemdir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik ve edebi (kinaye) boyutuna dikkat çeker. "Mehâd" kelimesi, Meryem'in mutlak yalnızlık içinde yaşadığı o ürkütücü ve kontrol edilemez bedensel sarsıntıyı, kelimenin içerdiği o şiddetli "çalkalanma/sarsılma" imgesiyle okuyucunun zihnine kusursuz bir belagatle aktarır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, doğum sancısı manasına gelen bu kelimenin, Meryem'in hem fiziksel olarak dayanılmaz bir acı çektiğini hem de yalnız başına tecrübe ettiği bu zorlu doğum sürecinin ağırlığını yansıttığını kaydeder.

        İlâ (إِلَىٰ)

        Râgıb el-İsfahânî, bir eylemin, yönelimin veya hareketin varış noktasını (gaye) bildiren bir edat olduğunu belirtir. Meryem'i sürükleyen sancının, onu en nihayetinde nerede durdurduğunu ve nereye sığındırdığını göstermek üzere mekânsal bir sınır çizer.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, -e/a, -e doğru manalarına gelen yönelme edatının, çaresizlik içindeki yönelişin hedefini gramatik olarak sabitlediğini aktarır.

        Ciz'i (جِذْعِ)

        İbn Fâris, "c-z-a" kökünün temel manasının bir şeyi hapsetmek, tutmak ve dik durmasını sağlamak olduğunu; bu bağlamda ağacın ayakta durmasını sağlayan ana gövdesine (kütüğüne) bu ismin verildiğini açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, kelimenin doğrudan hurma ağacının veya başka bir ağacın ana gövdesini nitelediğini belirtir. Meryem'in dallara veya yapraklara değil de doğrudan gövdeye sığınması, doğumun getirdiği şiddetli sarsıntı karşısında sarsılmaz ve sabit bir dayanak bulma ihtiyacını (tutunma refleksini) gösterir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kütük, ana gövde manalarına gelen kelimenin, sancılar içindeki Meryem'in dayanmak ve güç almak için sımsıkı tutunduğu fiziksel desteği işaret ettiğini kaydeder.

        En-Nahleti (النَّخْلَةِ)

        İbn Fâris, "n-h-l" kökünün bir şeyi elemek, ayıklamak ve en iyisini seçmek manalarına geldiğini belirtir. Hurma ağacına "nahl" denilmesinin sebebi, Arap coğrafyasındaki ağaçlar içinde meyvesi ve dayanıklılığıyla en seçkin, en soylu ağaç olarak kabul edilmesidir.

        Arthur Jeffery, kelimenin Sami dil ailesindeki kökenini inceleyerek, Aramice ve Süryanicede de hurma ağacını nitelemek üzere benzer fonetik formlarda kullanıldığını tespit eder. Kelime, Orta Doğu tabiatının ve Geç Antik Çağ beslenme kültürünün en temel, en köklü unsurlarından biridir.

        Gabriel Said Reynolds, hurma ağacı motifinin Kur'an ile Geç Antik Çağ Hristiyan edebiyatı arasındaki diyalojik bağına dikkat çeker. "Pseudo-Matthew" (Sahte Matta) gibi apokrif İncil metinlerinde, Meryem'in Mısır'a kaçış yolculuğunda bir hurma ağacının altında dinlendiği ve ağacın eğilerek ona meyve verdiği anlatılır. Kur'an, bu bilindik motifi alıp doğrudan İsa'nın doğum anına (mucizeye) yerleştirerek anlatıyı kendi teolojik ekseninde (Allah'ın rızık vericiliği ve inayetinde) yeniden kurgular.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, hurma ağacı manasına gelen kelimenin, Meryem'in doğum eylemini gerçekleştirdiği ve ilahi bir mucizeyle (kurumuşken taze hurma dökerek) rızıklandırılacağı o kutsal ve ıssız mekânın ana dekorunu oluşturduğunu aktarır.

        Kâlet (قَالَتْ)

        İbn Fâris, "k-v-l" kökünün insanın zihninde beliren bir düşünceyi, ruhsal durumu veya hissettiği devasa bir acıyı kelimelere dökerek dışa vurması anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, söylemek manasındaki bu fiilin, ayetin bağlamında sıradan bir ifadeyi değil, fiziksel sancının ve ondan daha da ağır olan "iffetine iftira atılma" korkusunun (psikolojik sancının) dayanılmaz hale geldiği o uçurum anında, Meryem'in dudaklarından dökülen varoluşsal bir çığlığı başlattığını kaydeder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, dedi, söyledi manalarına gelen fiilin, Meryem'in çektiği acı ve toplumun yargılayıcı bakışlarına dair taşıdığı büyük dehşet karşısındaki çaresiz yakarışını bildirdiğini aktarır.

        Yâ (يَا)

        Râgıb el-İsfahânî, normalde bir nida (seslenme) edatı olmasına rağmen, burada muhatabı olan birine seslenmekten ziyade, içsel bir acının, teessüfün ve derin bir kederin dışa vurumu (nüdb/ah vah etme) amacıyla kullanıldığını belirtir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, ey, ah manalarına gelen bu edatın, cümlenin devamındaki çaresiz dileğin duygusal şiddetini ve Meryem'in ızdırabını vurgulayan bir ünlem olduğunu kaydeder.

        Leytenî (لَيْتَنِي)

        Râgıb el-İsfahânî, "leyte" kelimesinin gerçekleşmesi imkânsız olan veya son derece zor olan arzuları (temenni) ifade eden bir edat olduğunu belirtir. Sonundaki "nî" (beni/ben) zamiriyle "keşke ben" manasına gelir. Meryem, var olan durumu değiştiremeyeceğini bilmesine rağmen, ruhundaki acının tahammül edilemezliği yüzünden imkânsız bir "yok oluş" arzulamaktadır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, keşke, ne olurdu manalarına gelen temenni edatının, Meryem'in içinde bulunduğu sarsıcı durumdan duyduğu şiddetli pişmanlık (hamile kalmaktan değil, bu durumu insanlara açıklayamayacak olmaktan doğan çaresizlik) hissini yansıttığını aktarır.

        Mittu (مِتُّ)

        İbn Fâris, "m-v-t" kökünün hayatiyetin sona ermesi, bedenin hareketsiz kalması ve canlılık enerjisinin mutlak surette tükenmesi manalarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "mevt" kavramının ruhun bedenden ayrılması olduğunu ifade eder. Meryem'in ölümü temenni etmesi, Allah'ın takdirine bir isyan değil; fıtratındaki o muazzam iffet duygusunun, namusuna leke sürüleceği korkusu karşısında biyolojik yaşamdan daha ağır basmasıdır. İffeti zedelenerek yaşamaktansa ölmüş olmayı yeğleyen mutlak bir ahlaki duruşun tezahürüdür.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin psikolojik ve felsefi dehasına dikkat çeker. Yeryüzünün en dindar, en muttaki (tekiyy) kadını, ilahi bir mucizeyi rahminde taşımasına rağmen "yok olmayı, ölmeyi" (mittu) dilemektedir. Bu durum, insan aklının ve sosyolojinin (halkın kınamasının) insan ruhunda yaratabileceği o korkunç baskıyı gösterir. Meryem'in ölümü istemesi bir zafiyet değil, onun dindarlığının ve iffetine olan düşkünlüğünün ne kadar devasa olduğunu gösteren varoluşsal bir delildir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, öldüm, ölmüş olsaydım manalarına gelen fiilin, Meryem'in kucağında babasız bir çocukla kavminin karşısına çıkmanın vereceği utancı yaşamaktansa ölmeyi tercih ettiğini bildiren dramatik bir yakarış olduğunu kaydeder.

        Kable (قَبْلَ)

        İbn Fâris, "k-b-l" kökünün yönelmek, karşılamak anlamlarının yanı sıra, zaman veya mekân bakımından bir şeyin önünde, gerisinde ve öncesinde bulunmak manasına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, zaman zarfı olan bu kelimenin, işaret edilen olayın (doğumun veya hamileliğin) gerisinde kalan zaman dilimini nitelediğini ifade eder. Meryem, ölümü şu an için değil, bu imtihanla hiç yüzleşmemiş olmak adına, "çok daha önceden" gerçekleşmiş olmasını dilemektedir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, önce, daha evvel manalarına gelen zarfın, Meryem'in keşke bu mucizevi ancak bir o kadar da ağır imtihanla karşılaşmadan evvel dünyadan göçmüş olsaydım şeklindeki zaman vurgusunu aktardığını kaydeder.

        Hâzâ (هَٰذَا)

        Râgıb el-İsfahânî, "bu" manasına gelen işaret zamirinin, konuşanın hemen yakınındaki bir duruma veya nesneye işaret ettiğini belirtir. Meryem bu kelimeyle; çektiği doğum sancısını, yalnızlığını, çaresizliğini ve en önemlisi az sonra doğacak olan bebeğin varlığını ve bunun doğuracağı iftira fırtınasını (hepsini birden) işaret ederek bu bütünsel yıkımı nitelemektedir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, "bu, bundan" manasına gelen işaret isminin, Meryem'in içinde bulunduğu sarsıcı halin tamamını özetleyen gramatik bir işaret olduğunu kaydeder.

        Ve kuntu (وَكُنْتُ)

        İbn Fâris, "k-v-n" kökünün var olmak, bir halde bulunmak ve meydana gelmek manalarını taşıdığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kâne" nakıs fiilinin birinci tekil şahıs formu olan bu kelimenin, Meryem'in ölmekle de yetinmeyip geçmişindeki ontolojik statüsüne dair daha radikal bir durum (hiç olmamış olma durumu) tahayyül ettiğini ifade eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, idim, olsaydım manalarına gelen fiilin, Meryem'in çaresizliğinin boyutunu artırarak cümlenin devamındaki "unutulmuşluk" arzusuna zemin hazırladığını aktarır.

        Nesyen (نَسْيًا)

        İbn Fâris, "n-s-y" kökünün unutmak, bir şeyi zihinden silmek ve terk etmek manalarına geldiğini belirtir. "Nesy", insanların değer vermediği, bir köşeye attığı, arkada unutulup bırakılan (hayız bezi, eski bir ip veya değersiz bir eşya gibi) hakir ve önemsiz şeylere verilen bir isimdir.

        Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin, hatırlanmaya veya zikredilmeye değmeyecek kadar değersiz, tabiatı gereği zaten hafızalardan silinmeye mahkûm nesneleri ifade ettiğini kaydeder. Meryem, kendisinin hiç yaşamamış olmayı dilemekle yetinmez; bir zamanlar var olduysa bile, insanların dönüp bakmadığı, tamamen değersiz, isimsiz ve dikkate alınmayan bir varlık ("nesy") olmuş olmayı arzular.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, değersiz şey, unutulan ve adı anılmayan nesne manalarına gelen kelimenin, Meryem'in iffetini savunmak zorunda kalacağı o korkunç anı yaşamamak için toplumsal hafızada hiçbir değeri olmayan bir hiçe dönüşme arzusunu bildirdiğini kaydeder.

        Mensiyyâ (مَنْسِيًّا)

        İbn Fâris, aynı "n-s-y" kökünden türeyen bu kelimenin ism-i mef'ul (edilgen ortaç) olduğunu ve üzerinden zaman geçerek kesin bir şekilde unutulmuş, hafızalardan tamamen silinmiş olan şeyi tanımladığını açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "nesyen" kelimesiyle aynı kökten gelip art arda kullanılmasının (nesyen mensiyyâ) sıradan bir tekrar olmadığını; bunun Arap belagatinde manayı zirveye taşıyan bir mübalağa ve tekit (pekiştirme) olduğunu vurgular. Bu, "unutulmuşların en unutulmuşu, yoklukların en koyusu" demektir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu ifadedeki varoluşsal çöküşe dikkat çeker. Meryem "ölmek" ister, yetmez; "değersiz bir şey (nesy) olmak" ister, o da yetmez; o değersiz şeyin de "mutlak surette unutulmuş/silinmiş" (mensiyyâ) olmasını diler. Bu, isminin lekelenmesi ihtimali karşısında bir insanın kendi varoluşuna karşı uygulayabileceği en şiddetli zihinsel imhadır.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi ihtişamını analiz eder. "Nesyen mensiyyâ" tamlamasındaki o fısıltılı ve silik sesler (sîn harfleri), Meryem'in arzuladığı o "görünmezliği, hiçliği ve silinip gitmeyi" fonetik olarak mükemmel bir biçimde yansıtır. Namus endişesi, yeryüzünün en büyük mucizesini taşıyan anneyi, tarihten ve hafızalardan mutlak bir hiçlik olarak kazınma duasına itmiştir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, bütünüyle hatırdan çıkarılmış, tamamen unutulmuş manalarına gelen kelimenin, Meryem'in yaşadığı psikolojik baskının (sosyal lincin/iftiranın ağırlığının) onu kendi varlığından tamamen vazgeçecek, adının dahi anılmamasını temenni edecek bir çaresizlik noktasına sürüklediğini ifade ederek ayeti noktaladığını kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X