Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Meryem Sûresi, 16. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Meryem Sûresi, 16. Ayet

    وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مَرْيَمَۢ اِذِ انْتَبَذَتْ مِنْ اَهْلِهَا مَكَاناً شَرْقِياًّۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veżkur fî-lkitâbi meryeme iżi-ntebeżet min ehlihâ mekânen şarkiyyâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Kitap’ta Meryem’i de okuyup an. Hani o, evinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti.”

      Hz. Meryem’in Hz. İsa’ya Hamile Kalması ve Doğurması

      Kitap’ta Meryem’i de okuyup an. Hasan-ı Basrî der ki: Bu beyan, daha önce geçen “Bu, Rabb’inin Zekeriyya kuluna lütfettiği rahmetin anlatımıdır” meâlindeki âyetle bağlantılıdır. Bana göre mâna şöyle olur: “Bu, Rabb’inin Meryem’e rahmetinin anlatımıdır”. Bazıları da âyete “Meryem’in kitaptaki haberini ve kıssasını an” anlamını vermişlerdir. Hani o, evinden ayrılarak doğu tarafında, yani doğu tarafına doğru bir yere çekilmişti. Öte yandan “izintebezet min ehlihâ” (إِذِ انْتَبَذَتْ مِنْ أَهْلِهَا) cümlesinin, Meryem ergenlik çağma erdiğinde kan akrabalarından evlenmesi haram olmayanlardan kimsenin gözü ona ilişmesin, kimse kendisini görmesin ve hiçbir bakış üzerine değmesin diye ailesinden ayrıldı ve uzaklaştı anlamına gelmesi muhtemeldir. Bazı müfessirler “mekânen şarkıyyen” (مَكَانًا شَرْقِيًّا) cümlesini şöyle açıklamıştır; “Meryem, güneşlenecek bir yere oturdu. Çünkü mevsim kıştı”.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Vezkur (وَاذْكُرْ)

        İbn Fâris, "z-k-r" kökünün bir şeyi zihinde muhafaza etmek, hatırlamak ve dille ifade etmek, anmak gibi iki temel veçhesi olduğunu belirtir. Bu kelimenin özünde, unutmanın ve gafletin zıddı olan bir uyanıklık ve bilginin taze tutulması eylemi yatar.

        Râgıb el-İsfahânî, "zikr" kavramının bilginin kalpte/zihinde korunması (hıfz) ve bunun dilde tezahür etmesi olduğunu ifade eder. Emir kipli "üzkür" (an/hatırla) fiilinin başındaki "ve" (ve) bağlacıyla birlikte kullanılması, önceki Zekeriya ve Yahya kıssalarından yeni bir anlatıya, Hz. Meryem'in hikayesine geçiş yapıldığını gösterir. Bu hitap doğrudan Hz. Muhammed'edir ve ondan bu ilahi haberi insanlara okuması/anlatması istenir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Kur'an'ın kıssa anlatım tekniğine ve edebi formuna dikkat çeker. "Vezkur" (Kitap'ta an) emri, tarihsel bir malumatın salt aktarımından ziyade, muhatabın (Hz. Peygamber ve onun şahsında inananların) dikkatini kıssanın barındırdığı ahlaki ve teolojik mesaja çekmek için kullanılan sarsıcı bir "sahne açılış" veya "yeni bölüme geçiş" retoriğidir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, an, hatırla ve anlat manalarına gelen emir fiilinin, Hz. Meryem kıssasına bir giriş teşkil ettiğini, Kur'an'ın bu ibareyle kendisinden önceki ilahi metinlerde (İncil'de) yer alan bir hadiseyi vahiy merkezli yeni bir tasavvurla sunmaya başladığını kaydeder.

        El-Kitâbi (الْكِتَابِ)

        İbn Fâris, "k-t-b" kökünün temel anlamının dağınık olan şeyleri toplamak, bir araya getirmek ve dizmek olduğunu açıklar. Harflerin ve kelimelerin anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde birleştirilmesinden dolayı yazılı belgelere ve ilahi vahiylere bu ismin verildiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kitap" kavramının ilahi vahyi, Allah'ın kelamını ve yazılı metni ifade ettiğini kaydeder. Zekeriya kıssasında Yahya'ya "Kitab'a (Tevrat'a) sarıl" denilirken, bu ayette Hz. Peygamber'e "Kitap'ta (Kur'an'da) an" denilmesi, aynı kelimenin farklı bağlamlarda o anki vahyin en üst formunu, yani Kur'an-ı Kerim'i nitelediğini gösterir.

        Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökeninin Sami dil ailesine uzandığını, Aramice ve Süryanicedeki "kethaba" kelimesinden Arapçaya dini bir terim olarak geçtiğini tespit eder. Kur'an'ın bu terimi, Geç Antik Çağ'ın mukaddes metin (scripture) geleneğine uygun olarak, ilahi otoriteyi ve değişmez yasayı temsil eden kapsamlı bir kavram olarak kullandığını belirtir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde "El-Kitâb" kelimesinin sıradan bir nesneden (yazılı sayfalardan) çok daha fazlası olduğunu, Levh-i Mahfuz'daki mutlak ilahi bilginin insanlığa inzal edilmiş, okunabilen ve idrak edilebilen formunu (revelation) temsil ettiğini vurgular.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte yazılı belge manasına gelen kelimenin, burada doğrudan Kur'an-ı Kerim'i veya Allah'ın nezdindeki ana kitabı (Levh-i Mahfuz) kastettiğini, Meryem'in anılmasının da bu mukaddes metnin bir parçası olarak ebedileştirildiğini aktarır.

        Meryeme (مَرْيَمَ)

        El-Cevâlîkî, El-Muarrab adlı eserinde bu özel ismin Arapça kökenli (aslî) olmadığını, yabancı bir dilden Arapçaya geçmiş (muarrab) acemi bir isim olduğunu belirtir ve gayr-ı munsarif (tenvin almayan) yapısına dikkat çeker.

        Arthur Jeffery, ismin etimolojisinde İbranice "Miryam" kelimesinin bulunduğunu doğrular. Ancak Kur'an metnindeki "Meryem" (Maryam) telaffuzunun doğrudan İbraniceden değil, Geç Antik Çağ'daki Arami ve Hristiyan Süryani kültürel havzasındaki kullanım formlarından süzülerek Arapça sesbilimine yerleştiğini dilbilimsel kanıtlarla savunur.

        Christoph Luxenberg, Syro-Arami okuma bağlamında bu ismin kökeninin Süryani Hristiyan geleneğindeki litürjik (ayin) metinlerinde yer alan figürle aynı olduğunu, Kur'an'ın bu ismi doğrudan o havzadan alarak kendi Arapça-Kuranik evrenine taşıdığını ileri sürer.

        Gabriel Said Reynolds, Kur'an'ın İncil metinleriyle kurduğu diyalojik ilişkiye temas eder. "Meryem" isminin Kur'an'da ismen zikredilen tek kadın olması tesadüf değildir. Kur'an, Geç Antik Çağ'da Hristiyanlığın (özellikle Meryem ana kültünün) merkezinde yer alan bu figürü alır, ismini zikrederek onu onurlandırır, ancak onun etrafındaki ilahlık/tanrı anası iddialarını reddederek onu tevhid inancının mutlak itaatkâr, dindar ve seçilmiş bir kulu (ideal mümin modeli) olarak yeniden kurgular.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, İbranice kökenli olup dindar kadın, rabbine hizmet eden ve acı çeken gibi manalara geldiği rivayet edilen bu ismin, Hz. İsa'nın annesi olan, iffeti ve mabetteki adanmışlığıyla Kur'an'da övülen müstesna peygamber annesinin bizzat adı olduğunu kaydeder.

        İz (إِذِ)

        Râgıb el-İsfahânî, "iz" edatının geçmiş zaman dilimini nitelemek için kullanıldığını, geçmişte yaşanmış spesifik ve önemli bir anı işaret ettiğini belirtir. Ayette bu kelimenin kullanılması, Meryem'in bütün hayatının değil, onun varoluşsal serüvenindeki en kritik dönüm noktasının (mabedden ayrılıp uzlete çekildiği o dramatik anın) anlatımın merkezine alındığını gösterir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, edebi bir araç olarak "iz" edatının, muhatabın (dinleyicinin/okurun) dikkatini bir anda geçmişteki o çarpıcı sahneye çekmek, anlatılan olayı adeta "şu an yaşanıyormuş gibi" gözler önüne sermek için kullanılan güçlü bir "sahne aydınlatma" vurgusu olduğunu ifade eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, geçmiş zaman zarfı olan bu edatın, Meryem'in ailesinden ayrıldığı o özel vakti ve durumu hatırlatarak kıssanın ana olay örgüsünü başlattığını aktarır.

        İntebezet (انْتَبَذَتْ)

        İbn Fâris, "n-b-z" kökünün temel anlamının bir şeyi elden çıkarmak, fırlatıp atmak ve bir kenara bırakmak olduğunu belirtir. Bu kelimenin özünde bir uzaklaşma, terk etme ve dışarıda bırakma hali yatar.

        Râgıb el-İsfahânî, "nebez" kavramının önemsenmeyen bir şeyi atmak manasından evrilerek, insanın kendi isteğiyle toplumdan ayrılması, uzak bir köşeye çekilmesi (uzlet/inziva) manasını kazandığını ifade eder. Ayetteki "intebezet" (çekildi, ayrıldı) fiili, Meryem'in salt mekânsal bir yer değiştirmesini değil; kalabalıklardan, dünyevi meşguliyetlerden ve sıradan hayattan koparak kendi varlığını adeta yalnızlığın içine "attığı" derin bir ruhsal tecridi tanımlar.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi bağlamdaki sarsıcı gücüne dikkat çeker. Meryem "zehebet" (gitti) veya "haracet" (çıktı) gibi sıradan fiillerle değil, "intebezet" fiiliyle anlatılır. Bu fiil, Meryem'in o anki ruh halini, telaşını, ilahi bir sırrı (müjdeyi) taşımaya hazırlanırken hissettiği o devasa sosyal kopuşu ve sığınma ihtiyacını kelimenin fonetiği ve etimolojik şiddetiyle (kendini bir kenara atma/saklanma) kusursuz bir zarafetle resmeder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, ayrılmak, çekilmek ve bir kenara geçmek manalarına gelen fiilin, Meryem'in ibadet etmek veya bedensel bir ihtiyacını gidermek amacıyla ailesinden ve insanların gözünden uzaklaşıp tek başına kaldığı gizlilik halini ifade ettiğini kaydeder.

        Min (مِنْ)

        Râgıb el-İsfahânî, bu edatın ayrılma (ibtidâ-i gaye) ve başlangıç noktası bildirdiğini açıklar. İntebezet fiiliyle birlikte, Meryem'in fiziksel ve sosyal olarak koptuğu, arkasında bıraktığı çevreyi (ailesini) belirlemek üzere yön tayin edici bir gramatik işlev görür.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, -den, -dan manalarına gelen edatın, uzletin ve tecridin kimlerden yapıldığını gösteren bir ayrılık bildirimi olduğunu aktarır.

        Ehlihâ (أَهْلِهَا)

        İbn Fâris, "e-h-l" kökünün alışkanlık, ünsiyet, yakınlık ve insanın sürekli bir arada bulunmaya alıştığı kimseler manalarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ehl" kelimesinin aynı soyu, aynı mekanı veya aynı dini paylaşan yakın grubu ifade ettiğini kaydeder. Sonundaki "hâ" (onun) zamiriyle Meryem'e nispet edilen "ehlihâ" (onun ailesi/yakınları), Meryem'in mabette bakımını üstlenen Zekeriya'yı ve İsrailoğulları içindeki akrabalarını, yani onun en güvenli ve en alışkın olduğu sosyal çemberi tanımlar.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, aile, yakınlar, hısımlar manalarına gelen kelimenin, Meryem'in kendisinden uzaklaştığı kalabalığın yabancılar değil, bizzat onu tanıyan ve gözeten kendi ailesi olduğunu, dolayısıyla tecridin boyutunun büyüklüğünü vurguladığını kaydeder.

        Mekânen (مَكَانًا)

        İbn Fâris, "k-v-n" kökünden (varlık/oluş) türeyen bu kelimenin, bir varlığın mevcudiyetini sürdürdüğü, yer kapladığı ve bulunduğu fiziksel alanı (yer, mekân) ifade ettiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, mekân kelimesinin cismin kapladığı boşluk olduğunu ifade eder. Meryem'in çekildiği yerin "mekânen" şeklinde nekra (belirsiz) formda kullanılması, o yerin sıradan bir alan olmaktan çıkıp, az sonra Cebrail'in ineceği ve mucizenin gerçekleşeceği olağanüstü, izole ve özel bir coğrafyaya dönüşeceğinin gramatik zeminini hazırlar.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, yer, mahal, bulunulan konum manalarına gelen kelimenin, uzlet ve ibadet eyleminin gerçekleşeceği sınırları çizilmiş fiziksel alanı bildirdiğini aktarır.

        Şarkıyyâ (شَرْقِيًّا)

        İbn Fâris, "ş-r-k" kökünün güneşin doğması, aydınlığın belirmesi ve ufkun aydınlanması anlamlarına geldiğini açıklar. Yön olarak doğu (maşrık), ışığın ve yeni günün ilk ortaya çıktığı taraf olması hasebiyle bu kökten türemiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin güneşin doğduğu tarafı (doğu yönünü) nitelediğini belirtir. Meryem'in doğu tarafına çekilmesi, onun bulunduğu coğrafyaya (Mescid-i Aksa'nın veya Beytüllahim'in doğusu) mekânsal bir koordinat verir.

        Angelika Neuwirth, kelimenin Geç Antik Çağ bağlamındaki litürjik (ayin) önemini vurgular. Erken dönem Hristiyanlığında doğu (ad orientem), cennetin bulunduğu, güneşin (ve mecazi olarak İsa'nın/ışığın) doğduğu kutsal yön olarak kabul edilir ve dualar doğuya dönülerek edilirdi. Kur'an'ın "Meryem doğu tarafında bir mekana çekildi" (mekânen şarkıyyâ) demesi, onun salt güneşe çıkmasını değil, Geç Antik Çağ Yahudi-Hristiyan ibadet pratiğindeki en kutsal ve sembolik yöne doğru yöneldiğini gösteren devasa bir teolojik ve tarihsel inceliktir.

        Gabriel Said Reynolds, "şarkıyyâ" vurgusunun İncil teolojisiyle olan bağlantısını analiz eder. Kudüs mabedinin doğu kapısı, Tanrı'nın ihtişamının gireceği kapı olarak kabul edilirdi. Meryem'in doğu tarafında bir mekana yerleşmesi, Kur'an'ın bu metinlerarası sembolizmi kullanarak onun ruhsal bekleyişini ve ilahi Kelam'ın (İsa'nın) gelişine hazırlanan o mukaddes konumu işaret ettiğini savunur.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, doğuya ait, doğu tarafı manalarına gelen bu sıfatın, Hz. Meryem'in Beytülmakdis'in (Mescid-i Aksa'nın) veya ailesinin evinin güneşin doğduğu tarafına denk gelen özel, sessiz ve ibadete elverişli bir köşesine çekildiğini belirttiğini kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X