وَبَراًّ بِوَالِدَيْهِ وَلَمْ يَكُنْ جَبَّاراً عَصِياًّ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Meryem Sûresi, 14. Ayet
Daralt
X
-
“Anne babasına çok iyi davranırdı; zorba ve âsi değildi.”
Anne babasına çok iyi davranırdı. Bu beyan “ona hikmeti verdik” anlamındaki “ve âteynâhu’l-hükme” (وَآتَيْنَاهُ الْحُكْمَ) cümlesi üzerine mâtuftur. Yani biz ona ana-babasma iyilik etme karakteri verdik. Zorba ve âsi değildi, aksine Allah’a boyun eğen, onun karşısında zelil ve Rabb’ine itaat eden biriydi. Hasan-ı Basrî ise zorba ve âsi değildi meâlindeki beyanı insanları Allah’a isyan etmeye zorlayan biri değildi diye açıklamıştır. Müfessirler “lem yekûn cebbâran” (لَمْ يَكُنْ جَبَّارًا) cümlesinin, çok öldüren değildi mânasına olduğunu söylemişlerdir. Yani o, öfkelenip de öldüren ve öfkesine kapılıp da başkasına vuran biri değüdi. Onun asıl karakteri belirttiğimiz gibidir. Çünkü o, sözü edilenin aksine Allah’a boyun eğen ve itaat eden biriydi. Belirtildiği gibi hiçbir günah işlememiş ve işlemeyi aklından da geçirmemişti.
Yorumu Yorumla
-
Ve berran (وَبَرًّا)
İbn Fâris, "b-r-r" kökünün iki temel manası olduğunu belirtir: Birincisi, yeryüzünün genişliği ve enginliği (kara/berr); ikincisi ise doğruluk, şefkat ve iyiliğin genişliğidir. İnsanın ahlaki tavrının, yeryüzü kadar geniş ve kapsayıcı bir iyiliğe ulaşması durumuna bu isim verilir.
Râgıb el-İsfahânî, "birr" kavramının, ihsan ve iyilikte son derece geniş ve cömert davranmak olduğunu ifade eder. İnsan için kullanıldığında, özellikle anne-babaya ve yaratıcıya karşı sevgi, hürmet ve itaatle yoğrulmuş derin bir bağlılığı, her türlü kötülükten uzak durarak fazilette derinleşmeyi tanımlar.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki sisteminde "birr" kelimesinin, sıradan bir sosyal nezaketin ötesinde, dindarlığın ve takvanın en pratik, en dışa dönük yansıması olduğunu vurgular. Yahya'ya atfedilen bu vasıf, onun içsel arınmışlığının (zekât) ve şefkatinin (hanân), sosyal ilişkilerde, özellikle de en yakınlarına karşı eyleme dönüşmüş ontolojik halidir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte iyilik eden, itaatkâr ve şefkatli manalarına gelen bu kelimenin, ayette Hz. Yahya'nın ebeveynine karşı sergilediği kusursuz saygıyı, derin muhabbeti ve onlara hizmetteki eşsiz vefayı nitelediğini kaydeder.
Bivâlideyhi (بِوَالِدَيْهِ)
İbn Fâris, "v-l-d" kökünün doğurmak, dünyaya getirmek ve bir neslin türemesi anlamlarına geldiğini açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, "vâlid" kelimesinin doğrudan biyolojik babayı (doğurtanı), "vâlide"nin ise anneyi ifade ettiğini; kelimenin tesniye (ikil) formu olan "vâlideyn"in ise anne ve babayı birlikte kapsayan bir tamlama olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, Yahya'nın ahlaki sorumluluğunun en birincil muhataplarının onu dünyaya getiren ebeveynleri olduğunu gramatik olarak sabitler.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul ortamı ve Kur'an'ın genel ahlak vurgusu içindeki yerine dikkat çeker. Tevhid inancından hemen sonra ebeveyne (vâlideyn) iyiliğin emredilmesi, vahiy geleneğinin (İsrailoğulları şeriatı dahil) değişmez bir yasasıdır. Yahya'nın bu ilkeye olan sarsılmaz bağlılığı, onun peygamberlik donanımının en temel sosyo-ahlaki zeminini oluşturur.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, anne-babasına manasına gelen bu kelimenin, Yahya'nın iyilik ve şefkatinin en yoğun şekilde yöneldiği, yaşlılıkları sebebiyle özel bir ihtimama muhtaç olan Zekeriya ve eşini işaret ettiğini aktarır.
Ve lem (وَلَمْ)
Râgıb el-İsfahânî, "lem" edatının, muzari fiilin başına gelerek onu anlamca maziye (geçmiş zamana) çeviren ve kesin bir olumsuzluk bildiren (cezm eden) bir harf olduğunu ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, gramatik bir olumsuzluk edatı olan kelimenin, ayetin devamında zikredilecek olan kötü ve yıkıcı ahlaki vasıfların, Yahya peygamberin geçmişteki hiçbir yaşam evresinde asla bulunmadığını kati bir surette reddetmek için kullanıldığını kaydeder.
Yekun (يَكُنْ)
İbn Fâris, "k-v-n" kökünün var olmak, meydana gelmek ve varlık sahasına çıkmak manalarını taşıdığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin (kevn) insanın yapısal bir durumunu veya ontolojik bir halini ifade ettiğini kaydeder. Olumsuzluk edatıyla (lem yekun) birlikte kullanıldığında, zorbalık ve isyanın Yahya'nın fıtratında, karakterinde veya eylemlerinde hiçbir zaman "varlık bulmadığını", onun tabiatına asla nüfuz edemediğini bildirir.
Dücane Cündioğlu, fiilin varlık felsefesi açısından taşıdığı anlama temas eder. "Olmadı" fiili, salt geçmişte yapılan bir eylemin inkarı değil, o eylemin dayandığı kötü karakterin (zorbalığın) ontolojik bir imkânsızlık olarak Yahya'nın varoluş alanından tamamen silinmiş (yok) olduğunu gösteren bir varlık beyanıdır.
Cebbâran (جَبَّارًا)
İbn Fâris, "c-b-r" kökünün temel manasının, bir kimseyi kendi iradesi dışında bir işe zorlamak, baskı kurmak, kırmak veya kırılan bir kemiği zorla eski haline getirmek (cebire) olduğunu açıklar. Kelimenin özünde mutlak bir kuvvet ve tahakküm (baskı) yatar.
Râgıb el-İsfahânî, "cebbâr" kavramının, öfke, kibir ve güç kullanarak insanları kendi heva ve hevesine boyun eğmeye zorlayan kişi olduğunu belirtir. Bu sıfat, mutlak güç sahibi olduğu için sadece Allah'a nispet edildiğinde övgü ifade eder; aciz bir insan için kullanıldığında ise kibrin, zulmün ve ilahi hududu aşmanın en şiddetli, en çirkin formunu tanımlar.
Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki kökenini inceleyerek, Aramice ve Süryanicede (gabbara) güçlü adam, dev, kahraman veya zalim hükümdar manalarında kullanıldığını tespit eder. Kur'an'ın bu kelimeyi alarak, insani zayıflığını unutup tanrılık taslayan, merhametten yoksun zalim karakterleri niteleyen teolojik bir zemin inşa ettiğini belirtir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın değerler sisteminde "cebbâr" kelimesinin, peygamberlerin en temel vasfı olan "abd" (boyun eğen kul) kavramının ontolojik ve ahlaki açıdan tam zıddı olduğunu vurgular. Cebbâr, ilahi otoriteyi ve diğer insanların varoluşsal haklarını tanımayan, egosunu mutlaklaştıran kişidir. Yahya'nın bu sıfattan uzak olması, onun mutlak teslimiyetini belgeler.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte zorba, diktatör, kibirli ve merhametsiz güç kullanıcısı manalarına gelen kelimenin, Yahya'nın hem ebeveynine hem de insanlara karşı hiçbir zaman tahakküm edici, kırıcı ve egosantrik bir tavır sergilemediğini kesin bir dille ortaya koyduğunu kaydeder.
Asiyyâ (عَصِيًّا)
İbn Fâris, "a-s-y" kökünün temel anlamının direnmek, itaat etmemek, sertleşmek ve bükülmemek olduğunu belirtir. Kurumuş ve bükülmeyen ağaç dalına (bastona) bu kökten hareketle "asâ" denilmiştir. "İsyan" eden kişi de esnekliğini ve uyumunu yitirip ilahi emre karşı kaskatı kesilen, boyun eğmeyen kişidir.
Râgıb el-İsfahânî, "isyan" kavramının, itaat yolundan çıkmak, emri reddetmek ve yaratıcının koyduğu hudutlara başkaldırmak olduğunu ifade eder. Mübalağa formu olan "asiyy", bu başkaldırıyı alışkanlık haline getirmiş, inatçı ve sürekli isyankâr karakteri nitelemektedir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), edebi tefsir bağlamında bu kelimenin metnin fonetik ve anlamsal ritmindeki (i'câz-ı beyanî) kusursuz yerine dikkat çeker. Önceki ayetlerde Yahya'nın sahip olduğu pozitif değerler ("hanânen", "zekâten", "tekiyyâ") sayılırken; bu ayette onun uzak olduğu negatif uçurumlar ("cebbâran", "asiyyâ") şiddetli bir tezatla verilerek karakter portresi estetik bir dengeyle tamamlanmıştır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte çok isyan eden, başkaldıran, dikbaşlı ve itaatsiz manalarına gelen bu kelimenin, Hz. Yahya'nın ne Allah'ın şeriatına ne de anne-babasının meşru isteklerine karşı hiçbir zaman itaatsizlik, dikbaşlılık veya saygısızlık etmediğini beyan ederek onun ruhsal ve ahlaki portresini mühürlediğini aktarır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla