قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِياًّ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Meryem Sûresi, 8. Ayet
Daralt
X
-
“Zekeriyya, ‘Rabbim!’ dedi. ‘Karım kısır olduğu, ben de ihtiyarlığın son sınırına vardığım halde, benim nasıl oğlum olabilir?”’
Zekeriyya, “Rabbim!” dedi. “Karım kısır olduğu, ben de ihtiyarlığın son sınırına vardığım halde, benim nasıl oğlum olabilir?” Hasan-ı Basri der ki; “Ey Allah’ın kulları! Zekeriyya (a.s.) Rabb’inden kendisine bir çocuk bahşetmesini istedi. Allah da duasını kabul etti ve kendisine bunun müjdesini verdi. Zekeriyya (a.s.) ‘Benim nasıl oğlum olabilir?’ dedi ve bunun için bir alâmet talep etti. Ve “Rabbim! Oyle ise bana bir işaret ver” dedi. Allah Teâlâ bu yüzden Zekeriyya’yı (a.s.) ayıplamadı, azarlamadı, fakat ona merhamet etti.” Ya da Hasan-ı Basri buna benzer bir şeyler söyledi. Bir başkası da şöyle demiştir. Yüce Allah’ın Zekeriyya’nm (a.s.) dilini tutması ve konuşmasını engellemesi, aldığı müjdeye işaret istemesini cezalandırmak içindi. Bu konuda açıklama yapanların tümü bunu Zekeriyya’nm (a.s.) bir sürçmesi (zelle) olarak kabul etmişlerdir. Ancak Hasan-ı Basrî şöyle der: Cenâb-ı Hak bundan dolayı Zekeriyyayı (a.s.) ne ayıplamış ve ne de cezalandırmıştır. Fakat kendisine yönelik bir rahmet olarak bunları belirtti. Diğer açıklama yapan ise bunu işaret istemesine karşılık bir ceza olarak kabul etmiştir. Bu beyanın, onların dediklerinden başka türlü yorumlanması da mümkündür. Buna göre “Ennâ yekûnu lî gulâmun” (أَنَّى يَكُونُ لِي غُلَامٌ) âyeti, “benim hangi durumda oğlum olacak? Şu durumda mı, yoksa gençlik halime döndürüleceğim de o halde mi oğlum olacak?” demektir. Bu son açıklamaya göre âyet, çocuk sahibi olabileceği hali sorma ve bilgi isteme kabilinden olur. Yoksa Allah Teâlâ’nm yaşlılık halinde sebebe dayalı veya sebep olmaksızın çocuk yaratmaya kadir olduğunu bilmemesinden kaynaklanmış olmaz. Zekeriyyanm (a.s.) sözü bu doğrultuda yorumlanır. Ona dediği yerde Cenâb-ı Hakk’m sözü bu anlama gelir. Ebû Avsece şu açıklamayı yapmıştır: “Âkır ve akim” (عَاقِرٌ وَعَقِيمٌ) çocuk doğuramayan kadın demektir. “îtiyyen” (عِتِيًّا) kelimesi ihtiyarlığın son sınırı anlamına gehr. Yani çok yaşlı demektir. “el-Mihrâb” kelimesini “mihrab” olarak kabul etmek mümkün olduğu gibi, “saray” ve “konak” olarak kabul etmek de imkân dâhilindedir. İbn Kuteybe ise şöyle der: “îtiyyen” “ümitsiz” demektir. “îtiyyen” (عِتِيًّا) ve “utiyyen” (عُتِيًّا) aynı mânayadır. Aynı kökten türeme olarak “melikün âtin” (مَلِكٌ عَاتٍ) deyimi vardır. Mânası katı kalpli yumuşak olmayan kişi demektir. “Seviyyen” (سَوِيًّا), sağlam [dilsiz olmayan] demektir.
Yorumu Yorumla
-
Kâle (قَالَ)
İbn Fâris, "k-v-l" kökünün insanın iç dünyasındaki bir düşünceyi, niyeti veya duyguyu dille dışa vurması anlamına geldiğini belirtir. Bu ayetin bağlamında fiil, Zekeriya'nın ilahi müjde karşısında yaşadığı ani şaşkınlığın, ontolojik sarsıntının ve aklın sınırlarını zorlayan bu haber karşısındaki psikolojik tepkinin anında söze dökülmesini ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, söylemek ve ifade etmek manasındaki bu fiilin, burada salt bir bilgi aktarımı değil, bir istifham (soru sorma) ve taaccüp (hayret etme) eyleminin başlangıcı olduğunu kaydeder. Müjdeyi alan peygamberin, haberi inkar etmemekle birlikte insan doğasının bir gereği olarak olayın nasıllığına dair duyduğu derin şaşkınlığı yansıtır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, fiilin "dedi, söyledi" manasıyla, Zekeriya'nın ilahi kudretin vaadi ile kendi biyolojik gerçekliği arasındaki devasa zıtlığı idrak ettiği andaki ilk sözlü tepkisini, Rabbine yönelik hayret dolu nidasını başlattığını aktarır.
Rabbi (رَبِّ)
İbn Fâris, "r-b-b" kökünün malik olmak, koruyup gözetmek ve ıslah etmek manalarını taşıdığını ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" isminin bir varlığı derece derece olgunluğa eriştiren ve terbiye eden mutlak kudret olduğunu belirtir. Bu ayette Zekeriya'nın cümlesine doğrudan "Rabbim" diyerek başlaması, bir isyan veya itiraz değil; tam aksine kendi acizliğini, bedensel çöküşünü O'nun mutlak terbiyevi gücüne ve yaratıcılığına arz ederken duyduğu teslimiyet yüklü bir sığınmadır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal alanında bu nidanın, insan ile Yaratıcı arasındaki en mahrem iletişim formu olduğunu vurgular. Zekeriya'nın akıl almaz bir müjde karşısında yaşadığı şok anında bile doğrudan "Rabbi" kelimesine tutunması, onun varoluşsal referans noktasının her şartta ilahi otorite olduğunu gösteren semantik bir kanıttır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin terbiye eden, sahip olan anlamlarıyla burada Zekeriya'nın hayret makamında Rabbine yönelişini, O'nun gücünün sınırsızlığını kabul etmekle birlikte fiziki dünyanın kuralları içindeki imkânsızlığı dile getirmeden önceki saygı hitabını oluşturduğunu kaydeder.
Ennâ (أَنَّىٰ)
Râgıb el-İsfahânî, bu edatın "nasıl, ne şekilde, nereden" anlamlarında kullanıldığını belirtir. Ayetteki kullanımı bir inkar (reddetme) değil, "istib'ad" yani insanın alışageldiği tabiat kanunları ve sebepler dairesinde konuyu uzak/imkânsız görmesinden kaynaklanan meşru bir hayret ifadesidir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Kur'an'ın insan psikolojisini yansıtmadaki gerçekçiliğine dikkat çekerek, bu edatın kullanımını analiz eder. Peygamber dahi olsa insanın tabiat kanunlarına (sünnetullah) olan zihinsel alışkanlığının ne kadar güçlü olduğunu, olağanüstü bir durum (mucize) karşısında ilk tepkinin "Nasıl olur?" şeklindeki insani sarsıntı olduğunu vurgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, soru edatı olan kelimenin "nasıl, ne suretle" manalarına gelerek, Zekeriya'nın ilahi vaadin biyolojik engelleri (yaşlılık ve kısırlık) nasıl aşıp da somut bir gerçekliğe dönüşeceğini anlama çabasını ve şaşkınlığını yansıttığını kaydeder.
Yekûnu (يَكُونُ)
İbn Fâris, "k-v-n" kökünün bir şeyin vuku bulması, meydana gelmesi, varlık sahasına çıkması (hudus) manalarını taşıdığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin yokluktan varlığa geçişi anlattığını ifade eder. "Nasıl olur da benim bir oğlum olur?" (Ennâ yekûnu lî) cümlesindeki kullanımı, Zekeriya'nın kendi zayıf bedeninden ve eşinin kurumuş rahminden yeni bir hayatın "varlık bulması" (kevn) eyleminin nedensellik bağlamında nasıl gerçekleşeceğine dair zihinsel düğümlenmeyi işaret eder.
Dücane Cündioğlu, kelimenin varoluşsal ağırlığına temas ederek, fiilin "olmak" anlamının altındaki felsefi çelişkiyi vurgular. İhtiyarlığın ve kısırlığın getirdiği fizyolojik "yokluk" hali ile müjdelenen çocuğun "var olma" (yekûnu) potansiyeli arasındaki gerilim, aklın bittiği ve mucizenin başladığı ontolojik sınırı çizer.
Gulâmun (غُلَامٌ)
İbn Fâris, "ğ-l-m" kökünün bedensel dinçlik, şehvet, büyüme enerjisi ve gençlik manalarını ihtiva ettiğini açıklar.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), edebi bağlamda metnin zıtlıklar (tezat) üzerine kurulu retorik yapısını (mutaabakat) analiz eder. Ayetteki "gulâm" (büyüme enerjisi taşıyan taze hayat/genç çocuk) kelimesi ile metnin devamındaki "el-kiber" (yaşlılık/çöküş) ve "itiyyâ" (kuruma/çürüme) kelimeleri arasında muazzam bir estetik kontrast vardır. Hayatın en canlı formu ile en solmuş formu aynı cümlede çarpıştırılarak ilahi mucizenin azameti edebi bir tabloya dönüştürülür.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, erkek çocuk ve genç manalarına gelen bu kelimenin, Zekeriya'nın kendisine müjdelenen ve neslini devam ettirecek taze bir hayatın varlığını, kendi tükenmiş bedenine rağmen nasıl elde edeceğini sorguladığı cümlenin ana nesnesi olduğunu kaydeder.
İmraetî (امْرَأَتِي)
İbn Fâris, "m-r-e" kökünün kadın veya bir erkeğin eşi manasına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, kelimenin sonundaki "yâ" (benim) zamiriyle Zekeriya'nın kendi zevcesini, hayat arkadaşını işaret ettiğini belirtir. Ayette çocuğun varlığı önündeki engeller sayılıp dökülürken, erkeğin tek başına yeterli olamayacağı, biyolojik eşinin (imraetî) de bu imkânsızlık tablosunun temel bir parçası olduğu vurgulanır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, eşim, karım anlamına gelen kelimenin, çocuk sahibi olamama probleminin ortak ve nesnel bir durum olduğunu göstermek üzere, Zekeriya'nın hayret mazeretlerinden ilki olarak zikredildiğini aktarır.
Âkıran (عَاقِرًا)
İbn Fâris, "a-k-r" kökünün temel anlamının kesmek, kökünden koparmak, yaralamak ve mahrum bırakmak olduğunu açıklar. Nesli kesik, doğurganlık vasfını yitirmiş kadın için bu kökün kullanılması, onun soy ağacını devam ettirme eyleminden fizyolojik olarak "kesilmiş" olmasındandır.
Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökeninin Sami dil ailesine uzandığını, Aramice ve Süryanicede (akar) verimsizlik, kısır olma ve ürün vermeme manalarında benzer fonetik ve anlamsal yapılarla kullanıldığını tespit eder. Kur'an'ın bu ortak terminolojiyi, ilahi mucizenin arka planını (rahmin verimsizliğini) vurgulamak için seçtiğini belirtir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin ayetteki varoluşsal fonksiyonuna dikkat çeker. "Âkır" (kısır) kelimesi, doğanın ve biyolojik nedenselliğin iflas ettiği, insan bedeni açısından hayatın bittiği (kesildiği) noktayı temsil eder. Zekeriya'nın bu kelimeyi zikretmesi, gelecek olan çocuğun sebepler dairesinde değil, mutlak ilahi yaratımla (yoktan var etme) gerçekleşeceğinin altını çizen bir durum tespitidir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte kısır, çocuk doğurmayan kadın manasına gelen kelimenin, eşinin doğal yollarla anne olabilme ihtimalinin sıfırlandığını, dolayısıyla vaat edilen gulâmın (çocuğun) varlık sahnesine çıkışındaki fiziki imkânsızlığı ifade etmek üzere zikredildiğini kaydeder.
Belağtu (بَلَغْتُ)
İbn Fâris, "b-l-ğ" kökünün bir hedefe, bir varış noktasına veya bir sınıra nihai olarak ulaşmak, varmak manalarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "büluğ" kavramının, gidilecek yolun veya zamanın sonuna gelmek olduğunu ifade eder. Zekeriya'nın "ben ulaştım" (belağtu) şeklindeki beyanı, onun insan ömrünün normal işleyişindeki biyolojik son safhaya, geri dönüşü olmayan bir tükeniş noktasına geldiğini bildiren kesin bir tespittir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, erişmek, varmak ve ulaşmak anlamlarındaki fiilin, Zekeriya'nın kendi bedensel zaman çizelgesinde artık üreme ve gençlik aşamalarını çoktan geride bırakıp ömrünün son durağına dayandığını ifade etmek için kullanıldığını aktarır.
El-Kiberi (الْكِبَرِ)
İbn Fâris, "k-b-r" kökünün bir şeyin hacim, yaş veya statü bakımından büyük olması anlamına geldiğini; yaş bağlamında kullanıldığında ise yılların birikimini, ihtiyarlığı ve kocamışlığı ifade ettiğini açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin yaşın ilerlemesiyle bedende meydana gelen zayıflama ve çöküş durumunu tanımladığını belirtir. Zekeriya'nın bu kelimeyi kullanması, biyolojik sürecin doğal, kaçınılmaz ve geri döndürülemez yıpratıcılığına dair bir itiraftır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, yaşlılık, kocamışlık manalarına gelen bu kelimenin, ayette Zekeriya'nın çocuk sahibi olma ihtimalini ortadan kaldıran ikinci büyük fiziksel engeli, yani kendi bedensel yaşlılık gerçeğini Rabbine arz ederken kullandığını kaydeder.
İtiyyâ (عِتِيًّا)
İbn Fâris, "a-t-v" kökünün kurumak, sertleşmek, katılaşmak ve haddi aşmak anlamlarına geldiğini belirtir. Özellikle ağaç dallarının veya kemiklerin yaşlılık sebebiyle suyunu kaybedip kuruması, esnekliğini yitirmesi durumu bu kökle ifade edilir.
Râgıb el-İsfahânî, "utüvv" kavramının, yaşlılıkta ulaşılan en son aşama olduğunu; bedenin kuruması, eklemlerin sertleşmesi ve insanın bedensel işlevlerinin tamamen yitirilerek bir nevi "kurumuş odun" haline gelmesi durumunu anlattığını kaydeder. Bu, sıradan bir yaşlılığın (kiber) ötesinde, fizyolojik kurumayı (bedenin nemini ve hayat suyunu kaybetmesini) ifade eder.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi mucizesine ve ses (fonetik) uyumuna dikkat çeker. "İtiyyâ" kelimesindeki seslerin yapısı, kurumuş ve kırılgan hale gelmiş kemiklerin çatlamasını andıran işitsel bir etki bırakır. Zekeriya'nın çöküşü, salt anlamsal değil, bu kelimenin fonetiğiyle de muhatabın zihninde canlandırılır.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, çeviri ve semantik incelikler bağlamında bu kelimenin doğrudan "yaşlılık" olarak çevrilmesinin eksik olacağını belirtir. "Kiber" kelimesi yaşın büyüklüğünü ifade ederken, "itiyyâ" kelimesi bu yaşlılığın bedende yarattığı kuruma, en ileri derecedeki yıpranma ve bedensel fonksiyonların tamamen iflas etmesi durumunu tanımlayan çok daha şiddetli ve spesifik bir kavramdır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte kurumak, son dereceye varmak ve aşırı yaşlanmak manalarındaki bu kelimenin, Zekeriya'nın yaşlılığının (kiber) sıradan bir seviyede olmadığını, artık biyolojik olarak baba olma ihtimalinin tabiat kanunlarına göre tamamen kuruyup yok olduğu "son sınırı" ifade ettiğini aktarır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla