وَاِنّ۪ي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَٓاء۪ي وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً فَهَبْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ وَلِياًّۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Meryem Sûresi, 5. Ayet
Daralt
X
-
5-6. Doğrusu ben, arkamdan iş başına geçecek olan yakınlarımdan endişe ediyorum; karım da kısırdır. Tarafından bana yerimi alacak bir halef ver; o, Yâkup hanedanına da vâris olsun; Rabbim, onu rızana erdir!”
Doğrusu ben, arkamdan iş başına geçecek olan yakınlarımdan endişe ediyorum, Hasan-ı Basrî der ki: Zekeriyya (a.s.) yakınlarının malına vâris olacaklarından korkmuştu. Buna karşılık ilmi ve peygamberliği miras olarak kalacak şeylerden değüdir. Ebû Bekir el-Esam ise şöyle demiştir: Bu yaklaşım sahih değildir. Zekeriyya’nm (a.s.) mallarının vârislerine kalacağından korkup da bu sebeple Rabb’inden çocuk istemesi ihtimal dâhilinde değildir. Aksine akrabalarının kendisinden sonra dini ve sünneti üzere hareket etmeyeceklerinden korkmuş ve Rabb’inden dinini ve sünnetini muhafaza konusunda yerine geçmesi için bir evlat istemiş olabilir. Ebû Bekir el-Esam, onun malına vâris olunması ihtimal dâhilinde olmadığını söyledi. Çünkü bir hadiste Hz. Peygamber şöyle demiştir: “Biz peygamberler topluluğu miras bırakmayız. Geriye bıraktığımız mal, sadakadır”. Bu iki ihtimalden biri gündeme gelir. Ya bu hüküm başka peygamberlerin değil, özel olarak onun malı hakkında idi ya da Zekeriyya (a.s.) peygamber değildi. Peygamber olduğuna göre Zekeriyya (a.s.) muhtemelen yakınlarının malına mirasçı olacaklarından değil, ilmine vâris olup onu tahrif edeceklerinden endişe ediyordu. Netice olarak o, “benden sonra akrabalarımın ilmimi zayi edeceklerinden endişe ediyorum” demiş olmaktadır. Zekeriyya’nın (a.s.) Doğrusu ben, arkamdan iş başına geçecek olan yakınlarımdan endişe ediyorum demesinin ve çocuk istemesinin bir başka açıklaması daha olabilir. Buna göre söz konusu duayı etmesinin sebebi, Rabb’inin razı olacağı temiz bir çocuk istemektir. Böyle bir çocuğu vefatından sonra hayatta iken yaptığı işlerle ve faaliyetlerle anılmak, kendisine dua edilmek için istemiş olabilir. Duayı da halk arasında ismi hep anılsın ve kendisine sürekli dua edilsin diye arzulamış olabilir. Halk arasında bilinen âdet budur. İnsanlar, salih bir çocuğa sahip oldukları zaman hayatta iken yaptıkları iyilikler dolayısı ile dua alırlar ve isimleri unutulmaz. Zekeriyyanm (a.s.) çocuk istemesi halk içindeki bu âdetten dolayı idi denilebilir. En doğrusunu Allah bilir. Karım da çocuk doğuramayan kısır bir kadındır. Tarafından bana yerimi alacak, yani yerime geçecek bir halef ver. O, Yâkup hanedanına da vâris olsun. Bazı müfessirler bizim söylediğimiz şeyleri söylemişler ve şöyle bir açıklama yapmışlardır: Bana vâris olup malımı miras olarak alacak ve Yâkup hanedanından da miras yoluyla peygamberliği alacak bir halef ver. Zekeriyya (a.s.) şöyle demişti: Tarafından bana yerimi ve ilmimi alacak bir halef, yani vâris ve Yâkup hanedanından (intikal edecek) iktidarı miras olarak devralacak bir halef ver. Çünkü Yâkup hanedanı hükümdar idi ve dayıları oluyordu. Zekeriyya da (a.s.) âlimdi. Bunu en doğru şekilde Allah bilir. Fakat “yerisuni” “yerimi alacak” fiili ile “Zekeriyyada (a.s.) bulunan ilim, hikmet, din ve başka şeyler”; “ve yerisu min âl-i Ya'kûp” (مِنْ آلِ يَعْقُوبَ) “Yâkup hanedanına vâris olsun” meâlindeki cümle ile de onlarda bulunan ilim ve başka şeyler kastedilmiş olabilir. Yâkup hânedanının Zekeriyyanın (a.s.) dayıları oldukları sabit olduğu takdirde âyet, zevi’l-erhâmın birbirine mirasçı olduklarına delil olur. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
İnnî (إِنِّي)
Râgıb el-İsfahânî, "inne" edatının cümleye kattığı tahkik (pekiştirme) ve kesinlik işlevine dikkat çeker. Bu bağlamda kelime, Zekeriya'nın iç dünyasındaki endişenin şüphe götürmez bir gerçeklik olduğunu ve ilahi makama arz edilirken hiçbir tereddüt barındırmadığını ifade eder.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), edebi tefsir metoduyla bu edatın psikolojik ve retorik boyutunu analiz eder. Cümlenin başında "innî" (muhakkak ki ben) şeklinde güçlü bir vurgu kullanılmasının, Zekeriya'nın yaşlılık ve çaresizlik halindeki varoluşsal sarsıntısını, endişesinin ağırlığını muhatabın (okurun) zihnine doğrudan ve sarsıcı bir şekilde aktarma amacı taşıdığını belirtir.
Hıftu (خِفْتُ)
İbn Fâris, "h-v-f" kökünün temel anlamının ürkmek, sakınmak ve emniyette olmamanın zıddı bir tedirginlik hali olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, havf kavramının, beklenen veya ihtimal dahilinde olan bir kötülükten ötürü kalpte meydana gelen ıstırap ve huzursuzluk hali olduğunu ifade eder. Meryem suresindeki bu kullanımda, Zekeriya'nın hissettiği korkunun canına veya malına yönelik sıradan, dünyevi bir korku olmadığını; dini emanete ve mabede sahip çıkılamayacağı, ilahi mesajın tahrif edileceği yönündeki ulvi bir endişe olduğunu kaydeder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik alanında havf kelimesinin genellikle salt biyolojik veya psikolojik bir reaksiyonun ötesine geçerek, geleceğe matuf varoluşsal ve teolojik bir sorumluluk bilincini imlediğini vurgular. Zekeriya'nın bu korkusu, peygamberlik misyonunun devamlılığına dair derin bir uyanıklık durumunu yansıtır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, korkmak ve endişe etmek anlamlarına gelen fiilin, burada peygamberin kendisinden sonra dinin selametine ve İsrailoğulları'nın dini durumuna dair taşıdığı samimi ve ağır kaygıyı dile getirdiğini aktarır.
El-Mevâliye (الْمَوَالِيَ)
İbn Fâris, "v-l-y" kökünün iki şeyin arasında herhangi bir boşluk veya engel kalmayacak şekilde birbirine yakın olması (yakınlık, dostluk, bitişiklik) manasına geldiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "mevlâ" kelimesinin çok anlamlı bir yapıya sahip olduğunu; azat eden efendi, azatlı köle, amca oğlu, müttefik ve komşu gibi anlamlarda kullanıldığını belirtir. Ayetin bağlamında bu kelimenin, asabe denilen baba tarafı hısımları, yakın akrabaları (özellikle amca oğullarını) ifade ettiğini kaydeder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul ortamı ve tarihsel bağlamdaki anlamına dikkat çekerek, Zekeriya'nın "mevâlî" ile kastettiği kişilerin, mabedin (Beytülmakdis) idaresini elinde tutan veya oraya varis olma potansiyeli taşıyan akrabaları olduğunu belirtir. Bu akrabaların dini yönden yozlaşmış veya liyakatsiz olmaları, Zekeriya'nın onlar hakkındaki derin endişesinin asıl gerekçesini oluşturur.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin sözlükte dost, sahip ve akraba manalarına geldiğini, bu ayette ise Zekeriya'nın kendi vefatından sonra geride kalacak olan ve dini sorumlulukları layıkıyla taşıyamayacağından endişe ettiği asabesi/amca çocukları anlamında kullanıldığını kaydeder.
Verâî (وَرَائِي)
İbn Fâris, "v-r-e" kökünün bir şeyin arkası, gerisi, ötesi ve gözden uzak, gizli kalan kısmı gibi anlamları ihtiva ettiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "verâ" kelimesinin hem zaman hem de mekân bildiren bir zarf olabileceğini aktarır. Bu ayette mekânsal bir arka/geri anlamından ziyade, zamansal bir sonralığı, yani Zekeriya'nın "ölümümden sonraki zaman dilimi"ni anlattığını ifade eder.
Celaleddin el-Suyuti, Kur'an'da eşanlamlı ve yakın anlamlı kelimelerin kullanımı bağlamında, bu ayette geçen "min verâî" ifadesinin doğrudan "min ba'dî" (benden sonra) manasına geldiğini ve kelimenin tefsir geleneğinde genel olarak bu yalın anlamla anlaşıldığını nakleder.
İmraetî (امْرَأَتِي)
İbn Fâris, "m-r-e" kökünün insan, adam ve eş anlamlarına geldiğini; "imrâe" kelimesinin ise doğrudan kadını veya bir erkeğin nikahlı eşini ifade etmek üzere kullanıldığını kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, kelimenin erkeğin mukabili olan kadın manasının yanı sıra, burada özel olarak aidiyet ekiyle (imraetî - karım/eşim) Zekeriya'nın zevcesini, yani kendi ailesinin yapıtaşı olan hayat arkadaşını nitelediğini belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, sözlükte eş, kadın manalarına gelen bu kelimenin, ayette Zekeriya'nın dua metnindeki fiziksel imkânsızlık tablosunun ikinci ayağını (kendi yaşlılığının yanında eşinin durumu) oluşturduğunu aktarır.
Âkıran (عَاقِرًا)
İbn Fâris, "a-k-r" kökünün temel manasının bir şeyi kesmek, temelinden vurmak, yaralamak ve kökünden koparmak olduğunu açıklar. Nesli kesik, çocuk doğurmayan kadın için bu kelimenin kullanılmasının sebebinin, soy ağacının bir nevi oradan kesilmesi ve doğal yolla devam etmemesi olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin ağaç ve insan için kullanımlarındaki metaforik ilişkiye dikkat çeker. Meyve vermeyen, kurumuş ağaca "âkır" denildiği gibi, üreme ve doğurganlık vasfını yitirmiş (kısır) kadına da mecazi bir bağlamda bu ismin verildiğini kaydeder.
Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri içerisindeki etimolojik geçmişini incelediğinde, kökün hem Aramice hem de İbranicede (akar) verimsizlik, kökünden sökülmüşlük ve kısırlık anlamlarında benzer fonetik formlarda bulunduğunu, Kur'an'ın bu ortak Sami kökünü Arapça sesbilimsel yapısı içinde dönüştürerek kullandığını tespit eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte kısır, çocuk doğuramayan kadın anlamına gelen kelimenin, Zekeriya'nın sadece kendi ihtiyarlığı sebebiyle değil, eşinin de biyolojik olarak anne olmaya elverişsizliği sebebiyle çocuk sahibi olmalarının zahiren mutlak imkânsızlığını vurgulayan bir durum tespiti olarak yer aldığını kaydeder.
Feheb (فَهَبْ)
İbn Fâris, "v-h-b" kökünün, bir şeyi karşılıksız ve bedelsiz olarak vermek, bağışlamak ve lütufta bulunmak anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "hibe" kavramının, verenin hiçbir ivaz (maddi veya manevi karşılık) beklemeksizin bir nimeti başkasına temlik etmesi (mülk edindirmesi) olduğunu ifade eder. Zekeriya'nın bir çocuk talep ederken sıradan bir var etme veya doğma fiilini değil de bu kökü kullanması, söz konusu çocuğun biyolojik yeterliliğin bir sonucu olarak değil, tamamen ilahi bir bağış, mutlak bir lütuf (hediye) olarak var olabileceği bilincini yansıtır.
Arthur Jeffery, bu kökün Güney Arabistan kitabelerinde ve diğer Sami dillerinde de ilahi bir lütuf, tanrısal ihsan bağlamında sıkça kullanıldığını; Kur'an'ın da bu kelimeyi peygamberlerin dualarında ilahi bağışlanmayı ve mucizevi nimetleri niteleyen özel bir terim olarak işlediğini doğrular.
Ledünke (لَدُنْكَ)
Râgıb el-İsfahânî, "ledün" zarfının, "inde" (yanında) zarfına benzemekle birlikte ondan çok daha hususi ve derin bir mana taşıdığını vurgular. "İnde" genel bir aidiyet veya mekân bildirirken, "ledün" doğrudan doğruya ilahi zata, mutlak kaynağa vasıtasız bir bitişikliği ve manevi aidiyeti ifade eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik haritasında "ledün" kavramının, olağan tabiat kanunlarının ve biyolojik nedensellik bağlarının askıya alındığı, bilginin veya nimetin vasıtasız bir biçimde doğrudan Allah'ın aşkın katından inzal edildiği özel bir ontolojik alanı imlediğini belirtir. Bu kelimenin kullanımı, imkânsızın ilahi kudretle mümkün kılındığı mucizevi müdahale talebini temsil eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin yüce makam, özel kat anlamlarında olduğunu; "kendi katından" manasındaki bu tabirin, sebeplerin ve umutların tükendiği noktada sadece Allah'ın sonsuz kudreti ve hazinesinden gelen sıradışı bir lütfun beklentisini dile getirdiğini aktarır.
Veliyyâ (وَلِيًّا)
İbn Fâris, "v-l-y" kökünün yakınlık, dostluk, koruma ve arada kopukluk olmama hallerini ifade ettiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, velî kelimesinin bir başkasının işlerini deruhte eden, ona yardım eden, koruyan ve ardından gelen kişi manalarına sahip olduğunu kaydeder. Bu ayetteki velî talebi, Zekeriya'nın yerine geçecek, onun peygamberlik ve mabedi gözetme misyonunu kesintisiz sürdürecek, kendisine hem biyolojik hem de manevi anlamda bitişik (varis) olacak salih bir evlat arzusudur.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin buradaki kullanımında teolojik ve sosyo-dini boyutun öne çıktığını belirtir. Zekeriya'nın istediği velî, sadece ona yaşlılığında bakacak veya neslini devam ettirecek sıradan bir varis değil; akrabalarındaki muhtemel yozlaşmaya karşı mabedin (dini geleneğin) temsilini üstlenecek liyakatli, otorite sahibi bir halef talebidir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, dost, yardımcı, destekçi ve varis gibi anlamları olan velînin, burada Zekeriya'nın ölümünden sonra dini yaşantıyı ve İsrailoğulları'nı irşad görevini üstlenecek, ilahi lütufla donatılmış güvenilir bir manevi mirasçı manasında kullanıldığını kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla