Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Meryem Sûresi, 3. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Meryem Sûresi, 3. Ayet

    اِذْ نَادٰى رَبَّهُ نِدَٓاءً خَفِياًّ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İż nâdâ rabbehu nidâen ḣafiyyâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Hani o, alçak sesle Rabb’ine yalvarmıştı.

      Hani o, alçak sesle Rabb’ine yalvarmıştı. Bazı müfessirler alçak sesle anlamına gelen “nidâen hafiyyen” kelimelerini, yalvarmasını kelimelere döküp telafiuz etmeksizin ihlasla kalbinden geçirdi diye açıklamışlardır. Bazıları da bu beyanı şöyle yorumlamıştır: Kavminden ve yanında bulunanlardan gizleyerek alçak sesle yalvardı. Öte yandan bu cümlenin iki anlama gelmesi muhtemeldir. Birincisine göre Hz. Zekeriyya yakarışını sırf Allah Teâlâ’ya yönelik ve sadece O’na yapılmış olsun diye gizlemiş ve yanında bulunanlara hissettirmemişti. İkinci ihtimale göre ise Hz. Zekeriyya yaşının ilerlediği ve çocuk yapmaktan ümidini kestiği bir zamanda Rabb’inden çocuk istemesi dolayısıyla kendisini ayıplamalarından utanç duyduğu için yakarışını gizlemiş ve onlara sezdirmemiştir. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İz (إِذْ)

        Râgıb el-İsfahânî, "iz" edatının geçmiş zaman dilimini işaret etmek için kullanıldığını, "izâ" edatının ise geleceği bildirdiğini belirtir. Bu bağlamda kelime, Zekeriya'nın duasının tarihsel bir gerçeklik olarak geçmişte vuku bulduğunu ve anlatının odak noktasını o spesifik ana sabitlediğini ifade eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Kur'an kıssalarındaki edebi işlevine dikkat çekerek, bu edatın muhatabın dikkatini doğrudan geçmişteki o dramatik sahneye çekmek için bir tür "sahne açılış" veya "hatırla o anı" vurgusu taşıyan retorik bir araç olduğunu belirtir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, dilbilimsel olarak geçmiş zaman zarfı olan kelimenin, kendisinden önceki "zikr" (hatırlatma/anlatım) kelimesiyle bağlantılı olarak, ilahi rahmetin tecelli ettiği o özel zaman dilimine ve hadiseye atıfta bulunduğunu kaydeder.

        Nâdâ (نَادَىٰ)

        İbn Fâris, "n-d-y" kökünün temel anlamının seslenmek, çağırmak ve bir topluluğun bir araya gelmesi (nadi/meclis) olduğunu belirtir. Bu kelimenin, bir kimseye sesini duyurmak amacıyla yapılan eylemi ifade ettiğini söyler.

        Râgıb el-İsfahânî, "nidâ" kavramının, sesi yükselterek birine seslenmek anlamına geldiğini, "nâdâ" fiilinin ise bu eylemin gerçekleştirilmesini anlattığını ifade eder. Ayette Zekeriya'nın Allah'a yönelişi, içsel bir talebin dışa vurumu ve acziyetin ilahi makama arz edilmesi olarak fiiliyata dökülmüştür.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında "nâdâ" fiilinin, insan ile aşkın olan Allah arasındaki iletişimsel eylemin en belirgin formlarından biri olduğunu vurgular. Bu eylem, insanın dünyevi çaresizliğini idrak ettiği sınır durumlarında varoluşsal bir yakarış olarak ortaya çıkar.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte çağırmak manasına gelen fiilin, burada kulun Rabbine olan tazarru ve niyazını, samimi bir yakarışla halini arz etmesini bildirdiğini aktarır.

        Rabbehû (رَبَّهُ)

        İbn Fâris, "r-b-b" kökünün bir şeyi ıslah etmek, gözetmek ve bir şeyin maliki/efendisi olmak manalarına geldiğini ifade eder. Kelimenin özünde sahiplenme ve terbiye etme anlamları barınır.

        Râgıb el-İsfahânî, Rabb kelimesinin bir şeyi derece derece kemaline (olgunluğa) ulaştırmak demek olduğunu belirtir. Ayette kelimenin sonuna eklenen "hû" (o/onun) zamiriyle Zekeriya'ya nispet edilmesi, Allah ile peygamberi arasındaki özel terbiyevi, koruyucu ve himaye edici ilişkiye (rububiyet) işaret eder.

        Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökeninin Sami dillerine dayandığını, Aramice ve Süryanicede "rabba" formunda efendi, büyük anlamlarında kullanıldığını belirtir. Kur'an'ın bu kelimeyi alıp mutlak Yaratıcı ve Terbiye Edici anlamında teolojik bir merkeze yerleştirdiğini ifade eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, sahip olmak, eğitmek ve korumak anlamlarını taşıyan kökten türeyen Rabb isminin, burada doğrudan Zekeriya'nın sığındığı, hayatını tanzim eden ve umut bağladığı yegâne otoriteyi ifade ettiğini kaydeder.

        Nidâen (نِدَاءً)

        Celaleddin el-Suyuti, fiil ile aynı kökten gelen bu kelimenin masdar (meful-i mutlak) olarak kullanılmasının, Arap dil kuralları çerçevesinde eylemi pekiştirme (tekid) amacı taşıdığını belirtir. Bu kullanım, Zekeriya'nın yakarışındaki ısrarı, yoğunluğu ve eylemin ciddiyetini gramatik olarak vurgular.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), edebi tefsir bağlamında bu kelimenin kullanımındaki i'câz-ı beyanîye (edebi mucize) dikkat çeker. "Nâdâ" fiilinin ardından "nidâen" masdarının getirilmesi, metnin ritmik ve fonetik yapısını güçlendirirken, okuyucunun zihninde bu yalvarışın yankısını artırarak dramatik etkiyi zirveye taşır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, sesleniş ve çağrı anlamına gelen kelimenin, fiili destekleyerek duanın sıradan bir istek değil, bütün benlikle yapılan güçlü ve derin bir yakarış olduğunu ortaya koyduğunu ifade eder.

        Hafiyyâ (خَفِيًّا)

        İbn Fâris, "h-f-y" kökünün bir şeyi gizlemek, örtmek veya bir şeyin derinine nüfuz edip bilmek manalarına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, sesin veya eylemin başkalarından saklanması, gizli tutulması yönündedir.

        Râgıb el-İsfahânî, "hafâ" kelimesinin açık ve aşikar olmanın (celî) zıddı olduğunu belirtir. "Gizli bir sesleniş" (nidâen hafiyyâ), duanın gösterişten (riya) uzak, tamamen ihlasla ve sadece Allah'ın duyabileceği bir mahremiyet içinde yapıldığını gösterir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin duanın psikolojik ve spiritüel boyutunu yansıttığını ifade eder. Zekeriya'nın sesini gizlemesi, onun ilahi huzurdaki edebi, acziyetini derinden hissetmesi ve kalbiyle yönelmesinin bir tezahürüdür; sessizlik, burada imanın ve samimiyetin en gür sedası haline gelir.

        Dücane Cündioğlu, "hafiyyâ" kelimesinin şiirsel ve varoluşsal derinliğine inerek, nida (çağırma) ile hafi (gizli/sessiz) kelimelerinin yan yana gelmesindeki paradoksal güzelliği vurgular. Bu durum, dilin sustuğu yerde kalbin konuşmaya başlaması, en büyük çığlığın en derin sessizlik içinde atılması halidir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin gizli, sessiz ve içten gelen anlamlarına vurgu yaparak, Zekeriya'nın duasını kalabalıklardan uzak, riyadan arınmış salt bir samimiyetle gerçekleştirdiğini kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X