وَاقْصِدْ ف۪ي مَشْيِكَ وَاغْضُضْ مِنْ صَوْتِكَۜ اِنَّ اَنْكَرَ الْاَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَم۪يرِ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Lokman Sûresi, 19. Ayet
Daralt
X
-
Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini yükseltme; çünkü seslerin en çirkini eşeğin anırmasıdır!'
Yine yürüyüşünde ölçülü ol, sesini yükseltme meâlindeki ilâhı beyan belirtmiş olduğumuz iki yoruma gelmesi muhtemeldir. Bunlardan biri yürüyüşte ölçülü olma ve sesi yükseltmeme emrinin, hakikat mânasına göre yürüme ve ses hakkında olmasıdır. İkincisi, bunun insanlar arasındaki ilişkilerin keyfiyeti ve mahiyetinden kinâye olmasıdır. Eğer hakikat mânasındaki yürüme ve ses hakkında ise O şöyle buyurmaktadır: Yani insanlar arasında yürüyüşünde ölçülü ol, büyüklenerek ve insanlara eziyet vermek için onları hakir ve küçük görerek yürüme. Sesini yükseltme. Yani sesini onların sesinden fazla yükseltme. Yoksa sesinle onlara eziyet verirsin. Aksine onlara yumuşak söz söyle. Bazıları şöyle demiştir: Yumuşak ve teenniyle, başını eğerek, senin için caiz olmayan yerlere değil, önüne bakarak yürü. İnsanlara karşı sesini yükseltme ki onlara eziyet vermeyesin. Böyle yaparsan onlar açısından senin sesin belirtildiği gibi eşek sesine benzemiş olur. Eşek sesi nasıl çirkin görülüyorsa senin sesin de öyle çirkin görünür. Eğer bu beyan, iyiliği emretme, kötülükten alıkoymaya dair insanlar arası ilişkilerde kinâye ise şu anlama gelir: Yani iyiliği emredin, kötülükten de alıkoyun ve bu hususta kendiniz için bir ululuk, sözünüzün geçerliliğini ve kabul edilirliğini talep etmeyin. Bilakis bu konuda kendiniz için bir üstünlük, sözünüzün geçerliliğini ve kabul edilirliğini talep etmek söz konusu olmaksızın adil olunuz. Ebû Avsece şöyle demiştir: Yürüyüşünde ölçülü ol. Yani mutedil bir şekilde yürü. Sesini yükseltme. Yani sesin ölçülü olsun, şiddetli bir ses tonuyla konuşma. Bu şekilde konuşmak da çalım satmaktır.
Çünkü seslerin en çirkini eşeğin anırmasıdır. Bu beyanın iki mânaya gelmesi muhtemeldir. Bunlardan biri belirttiğimiz durumdur. Yani insanlara karşı sesini yükseltme ki eşeklerin eziyet verdiği gibi onlara eziyet vermeyesin. Böyle yaparsan senin sesin eşeğin sesi gibi olur. Veya Cenâb-ı Hak bunu bildirmiştir, çünkü eşek kendi ihtiyacı ve şehveti sebebiyle anırmaktadır. İnsanlar ise kendi ailesinin ihtiyacından dolayı bağırmaktadır. Böylece Cenâb-ı Hak, şöyle bildirmektedir: Eğer siz iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarsanız, bunu kendi menfaatiniz veya ihtiyacınız için yapmayın. Aksine bunu Allah için yerine getirin. Veya belirttiğimiz durumdan dolayı. Yahut Cenâb-ı Hak eşek sesini özellikle bildirmiştir, çünkü eşeğin sesi dışındaki bütün seslerde mutlaka bir zevk veya yararlanma bulunmaktadır. Eşeğin sesinde ise ne bir yarar ne de bir zevk bulunmaktadır. Veya O, şöyle denildiği için bunu belirtmiştir: Eşek sesinin başı iç çekmek (zefir), sonu ise nefes vererek ses çıkarma (şehîk)’dir. Dolayısıyla Cenâb-ı Hak, bu sesi, cehennemliklerin acıdan dolayı iç çekerek feryat etmelerine benzetmiştir.
Muhammed b. İshak şöyle demektedir: Yürüyüşünde ölçülü ol. Yani uygun şekilde yürü. Başıbozuk yürüme ve sana helâl olmayanlara bakma. Yükseltme, yani düşür. Sesini, yani sözlerini. Lokman, oğluna yürüyüş ve konuşmasında mutedil davranmasını emretmektedir. Sonra da o, yüksek sese bir örnek vermiş ve şöyle demiştir: Çünkü yüksekliğinden dolayı seslerin en çirkini eşeğin anırmasıdır.
İbn Kuteybe şöyle demiştir: Seslerin en çirkini. Seslerin en kötüsü. O, oğluna karşılıklı görüşmede sesin yüksek oluşunun çirkinliğini anlattı.
Unutma ki Allah gurura kapılıp kendini beğenen hiç kimseyi sevmez. Bazıları şöyle demiştir: “el-Muhtâl” büyüklenen ve kendini beğenmiş kimsedir. Bazıları şöyle demiştir: “Muhtâl” aldatan ve hain kişidir. “Kendini beğenen” sözünün mal çokluğuyla övünen kimse mânasına gelmesi mümkündür. Veya hiç kimseyi kendisine denk görmediği için kendini beğenen demektir.
Yorum
-
Vaksıd (وَاقْصِدْ)
İbn Fâris, k-s-d kökünün Arapça sözlükte "dosdoğru olmak, hedefe yönelmek, aşırılıklardan uzak durup orta yolu ve dengeyi bulmak" manalarına geldiğini belirtir. Bir eylemde "kasd" üzere olmak, ifrat (aşırılık) ile tefrit (eksiklik) arasında sarsılmaz bir denge kurmaktır.
Râgıb el-İsfahânî, bu kavramı eylemlerdeki mutlak itidal ve amaçlılık olarak tanımlar. "Yürüyüşünde mutedil ol" (vaksıd fî meşyike) emri, sadece fiziksel bir tempo ayarı değil; ne kibirle koşuşturmayı ne de tembellikle sürünmeyi barındıran, vakar, sükunet ve bilinç dolu dengeli bir ilerleyiştir.
Toshihiko Izutsu, kasd kavramını Kur'an'ın ahlak sistemindeki denge (vasat) arayışı bağlamında tahlil eder. Cahiliye ahlakı ya şımarıkça bir taşkınlığı (merah) ya da zayıflıktan kaynaklanan bir ezikliği yüceltirken; Kur'an, "vaksıd" emriyle insanı, ontolojik acziyetinin farkında olan ancak yeryüzünde onurlu ve kararlı duran yeni bir ahlaki merkeze, rasyonel bir dengeye sabitler.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bir önceki ayetle olan anlamsal bağına dikkat çeker. Yeryüzünde böbürlenerek yürümeyi yasaklayan (muhtâl/fahûr) ilahi uyarı, hemen ardından "vaksıd" fiiliyle bu yasağın yerine konulması gereken pratik ve estetik ahlak kuralını, yani yürüyüşteki mütevazı ve saygın duruşu inşa eder.
Meşyike (مَشْيِكَ)
İbn Fâris, m-ş-y kökünün "ayaklar üzerinde hareket etmek, adım atmak ve bir yerden bir yere ilerlemek" manasına geldiğini aktarır.
Râgıb el-İsfahânî, yürüme eylemini insanın hem fiziksel intikali hem de mecazi olarak dünya hayatındaki genel gidişatı, yaşam tarzı ve tutumu olarak açıklar. Yürüyüş, insanın iç dünyasındaki ruh halinin, ahlaki seviyesinin ve niyetinin bedene yansımış, dışarıdan okunabilen en belirgin biyolojik şifresidir.
Dücane Cündioğlu, meşy (yürüyüş) kavramını antropolojik bir düzlemde okur. Ona göre yürümek, insanın yeryüzündeki varoluşsal imzasını atma biçimidir. İnsanın ayağını toprağa basış şekli, onun evrenle, yaratıcıyla ve diğer insanlarla kurduğu ilişkinin felsefi bir özetidir; dengeli bir yürüyüş, aklı ve ruhu dengeye oturmuş kamil bir karakterin dışavurumudur.
Vağdud (وَاغْضُضْ)
İbn Fâris, ğ-d-d kökünün "bir şeyi eksiltmek, kısmak, aşağı çekmek ve şiddetini azaltmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Gözü haramdan sakınmak için bakışı aşağı indirmeye veya sesi kısmaya bu kökten hareketle "ğadd" denilmiştir.
Râgıb el-İsfahânî, "ğadd" eylemini utanç, tevazu, saygı veya ahlaki bir sınır bilinciyle insanın kendi fiziksel eylemlerini (bakışını veya sesini) iradi olarak frenlemesi, dizginlemesi olarak tanımlar. Bu fiil, bir zayıflık göstergesi değil; gücü ve kapasiteyi ahlaki bir süzgeçten geçirerek kontrollü kullanma erdemidir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin psikolojik derinliğine odaklanır. Kılıç'a göre insanın sesi, egosunun (nefsinin) dış dünyaya uzanan en keskin aracıdır. "Sesini kıs/alçalt" (vağdud) emri, aslında insanın kendi benliğini ve tahakküm arzusunu terbiye etmesi, iletişim kurduğu muhatabına karşı ontolojik bir saygı alanı açması ve medeni bir oto-kontrol (frenleme) mekanizması geliştirmesidir.
Savtike (صَوْتِكَ)
İbn Fâris, s-v-t kökünün "insan, hayvan veya cansız varlıklardan çıkan her türlü ses ve gürültü" manasına geldiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, savt kelimesini havanın titreşimiyle kulakta idrak edilen duyusal olgu olarak tanımlar. İnsanın sesi, onun düşüncelerini, duygularını ve varlığını topluma aktardığı en temel araçtır.
Angelika Neuwirth, Kur'an'ın kendi metinsel akustiği ile sosyal hayatın akustiği arasındaki ilişkiyi inceler. Neuwirth'e göre Kur'an, tilavet edilen (sesli okunan) ve dinlenilmesi gereken estetik bir kelamdır. Bu ayetle birlikte Kur'an, kendi kutsal akustiğini duyurabilmek için sosyal hayattaki kaotik, kibirli ve tahakküm edici gürültülerin kısılmasını, toplumda birbirini dinlemeye dayalı saygılı bir "işitsel alan" oluşturulmasını emreder.
Enkare (أَنْكَرَ)
İbn Fâris, n-k-r kökünün "tanımamak, yadırgamak, fıtratın ve aklın çirkin bularak reddetmesi" anlamına geldiğini aktarır. İyiliğin ve aşinalığın simgesi olan "ma'rûf" kelimesinin tam zıddıdır.
Râgıb el-İsfahânî, "enkar" kelimesinin bu kökten türetilmiş bir ism-i tafdîl (en üstünlük derecesi) olduğunu belirtir. Bu bağlamda kelime, kulakları tırmalayan, insan doğasının en çok tiksindiği, estetikten ve anlamdan en uzak, en çirkin ve yadırganası şey manasına gelir.
Toshihiko Izutsu, n-k-r kökünün ahlaki ve estetik boyutlarını birleştirerek tahlil eder. Kur'an, yersiz bir şekilde yükseltilen kibirli sesi sadece ahlaki bir hata (münker) olarak nitelemekle kalmaz; "enkar" kelimesini kullanarak bu eylemi estetik bir iğrençlik, duyusal bir çirkinlik olarak da mahkum eder. Ahlaki kötülük, aynı zamanda fiziksel ve işitsel bir çirkinliktir.
el-Asvâti (الْأَصْوَاتِ)
İbn Fâris, s-v-t kökünün çoğulu olan bu kelimenin "sesler, gürültüler, bağırışlar" anlamına geldiğini belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, ayetteki "seslerin en çirkini" tamlamasının (enkarel asvâti), genel bir kuralı ifade ettiğini belirtir. Sesin yüksekliği veya şiddeti tek başına bir değer ölçüsü değildir; anlamdan, hikmetten ve nezaketten yoksun, sadece güç gösterisi ve tahakküm amacıyla çıkarılan her türlü gürültü, varlık hiyerarşisinde en alt ve en çirkin kademeye yerleştirilir.
el-Hamîri (الْحَمِيرِ)
İbn Fâris, h-m-r kökünden gelen "hımâr" kelimesinin çoğulu olduğunu ve bilinen "eşek, merkep" hayvanını ifade ettiğini aktarır.
El-Cevâlîkî, Arap dili ve retoriği üzerine yaptığı tahlillerde, hayvan isimlerinin mecazi kullanımına değinir. Eşek, kadim Arap kültüründe ve edebiyatında kaba saba olmanın, anlamsız inatçılığın ve özellikle de çıkardığı aniden yükselen, uyumsuz ve rahatsız edici ses (anırtı) sebebiyle estetik yoksunluğunun sembolü olarak kalıplaşmış bir mecazdır.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu benzetmenin nüzul ortamındaki sosyolojik ve psikolojik sarsıcılığına dikkat çeker. Hitabete, şiire, sözün gücüne ve yüksek sesle övünmeye (mufâhara) taparcasına değer veren, kaba kuvveti ve bağırıp çağırmayı bir asalet göstergesi sayan Cahiliye elitlerinin bu tutumu; Kur'an tarafından doğrudan "eşeklerin anırmasına" benzetilmiştir. Bu durum, kibirli Arap zihniyetine indirilmiş muazzam bir retorik darbedir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, tefsir geleneğindeki yaklaşımları özetleyerek, eşeğin sesinin başlangıcında derin ve rahatsız edici bir hırıltı, sonunda ise çirkin bir çığlık barındırdığını aktarır. İnsanın, iletişim kurmak yerine muhatabını ezmek için sesini yükseltmesi, aklın ve nutkun (konuşma yetisinin) asaletini terk edip, tamamen anlamsız bir hayvani gürültü seviyesine düşmesi olarak tasvir edilmiş ve muhatapta derin bir ahlaki tiksinti uyandırılması hedeflenmiştir.
Yorum
Yorum