اُو۬لٰٓئِكَ عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Lokman Sûresi, 5. Ayet
Daralt
X
-
İşte Rab’lerinden gelen doğru yol üzerinde olanlar onlardır; kurtuluşa erenler de yalnız onlardır.
İşte Rab’lerinden gelen doğru yol üzerinde olanlar onlardır. Burada hidâyetin yorumu belirttiğimiz üzere başarılı kılma, koruma ve yardımdır. Kurtuluşa erenler de yalnız onlardır. Bunun yorumunu da daha önce belirttik.
Yorum
-
Ulâike (أُولَٰئِكَ)
Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin çoğul ve akıllı varlıklar için kullanılan bir ism-i işaret olduğunu belirtir. Kur'an'ın anlamsal bütünlüğü içinde bu işaret zamiri, bir önceki ayette vasıfları sayılan ve iyilik üzerine bir yaşam inşa eden kimselerin (muhsinler) şerefli konumlarına ve farklılıklarına dikkat çekmek üzere tahsis edilmiştir. Uzaklık bildiren bu işaret, onların ulaştığı manevi mertebenin yüceliğini vurgular.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet içindeki retorik işlevini analiz eder. Öztürk'e göre "ulâike" zamirinin ayet içinde iki kez tekrarlanması (أُولَٰئِكَ ... وَأُولَٰئِكَ), kurtuluşun ve ilahi rehberliğin sıradan bir durum olmadığını, yalnızca söz konusu ahlaki ve eylemsel şartları yerine getiren bu özel gruba has kılındığını pekiştiren güçlü bir tekit (vurgu) sanatıdır.
Huden (هُدًى)
İbn Fâris, h-d-y kökünün birine yol göstermek, rehberlik etmek ve onu hedefine yöneltmek anlamlarına geldiğini aktarır.
Râgıb el-İsfahânî, hidayet kavramını hedefe zarafet ve şefkatle ulaştıran bir kılavuzluk olarak tanımlar. Bu ayette kelimenin "alâ" (üzerinde) edatıyla birlikte kullanılmasına dikkat çeken Râgıb, bu kullanımın, söz konusu müminlerin ilahi rehberlik üzerinde sarsılmaz bir biçimde sabitkadem olduklarını, adeta sağlam bir bineğe binmiş ve yolculuğuna tam bir hakimiyetle devam eden bir süvari gibi hidayeti kuşandıklarını ifade ettiğini belirtir.
Toshihiko Izutsu, kavramın bu ayetteki ontolojik konumunu tahlil eder. Ona göre "huden" içinde olmak, Cahiliye'nin belirsiz, yönsüz ve kaotik çöl hayatından çıkıp, ilahi otoritenin aydınlattığı rasyonel ve ahlaki bir düzleme sağlam bir şekilde yerleşmektir. Bu durum, ilahi nurun insanın tüm varoluşsal yönelimlerini kuşattığı aktif ve sürekli bir aydınlanma halidir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, hidayet kelimesinin bu bağlamda hem başlangıçtaki yönlendirmeyi hem de o yol üzere kalmadaki sebatı kapsadığını aktarır. "Alâ huden" ifadesi, rehberliğin sadece zihinsel bir kabulden ibaret kalmadığını, pratik hayatta yaşanan ve kişiyi çepeçevre saran bir yaşam tarzına dönüştüğünü gösterir.
Rabbihim (رَّبِّهِمْ)
İbn Fâris, r-b-b kökünün asıl manasının bir şeyi ıslah etmek, gözetmek, terbiye etmek ve onu yavaş yavaş, aşama aşama kemale (olgunluğa) erdirmek olduğunu belirtir. Malik olmak ve efendi olmak anlamları da bu sahiplenme ve koruyup büyütme eyleminden doğmuştur.
Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" isminin salt bir yaratıcılıktan (Hâlık) öte, yarattığı varlığın ihtiyaçlarını karşılayan, onu eğiten ve hedefine ulaşması için sürekli bir inayetle destekleyen aktif bir mürebbî (eğitici/yetiştirici) manasına geldiğini açıklar. Ayette hidayetin doğrudan "Rabb" ismine izafe edilmesi, bu rehberliğin insanı manevi olgunluğa ulaştıran şefkatli bir terbiyenin sonucu olduğunu gösterir.
Arthur Jeffery, kelimenin tarihi kökenlerini incelerken, Arapçadaki kullanımının Aramice veya Süryanicedeki "Rabba" (büyük, efendi, üstat) kelimeleriyle bağlantılı olduğunu ileri sürer. Ancak Jeffery, Kur'an'ın bu kelimeyi dönemin Yahudi din adamları veya dünyevi efendiler için kullanılan genel bir unvan olmaktan çıkarıp, doğrudan ve yalnızca kainatın tek hakimi ve mutlak terbiye edicisi olan Allah'a has kılarak semantik bir dönüşüm gerçekleştirdiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu, "Rabb" kavramının Kur'an'ın Tanrı tasavvurundaki merkezi rolünü analiz eder. Izutsu'ya göre Cahiliye dönemi Arapları yaratıcı bir "Allah" inancına sahip olsalar da, bu Tanrı insan hayatına müdahale etmeyen pasif bir güçtü. Kur'an ise "Rabb" kavramıyla, inananların hayatını ilmek ilmek dokuyan, onlara rehberlik eden, ödüllendiren ve himaye eden, insanla son derece dinamik ve kişisel bir bağ kuran yeni bir ilahi otorite profili çizmiştir.
el-Muflihûn (الْمُفْلِحُونَ)
İbn Fâris, f-l-h kökünün "yarmak, kesmek, toprağı sürüp açmak" manalarına geldiğini ifade eder. Çiftçiye toprağı yardığı ve tohumu ektiği için "fellah" denilir. Kurtuluş ve başarı anlamındaki "felah" da, kişinin karşılaştığı zorlukları, engelleri ve sıkıntıları yararak/aşarak arzuladığı sonuca ve refaha ulaşması fikrinden türemiştir.
Râgıb el-İsfahânî, felah kelimesini insanın dünyevi ve uhrevi arzularına kavuşması, korktuğu şeylerden emin olması şeklinde açıklar. Dünyevi felah, kişiyi ebedi mutluluğa taşıyacak erdemleri ve amelleri kazanmaktır; uhrevi felah ise ebedi hayatta, zenginlikte ve ilahi rızada baki kalmaktır. Râgıb'a göre muflihûn, nefislerinin ve dünyanın engellerini yarıp geçerek bu nihai başarıya ulaşanlardır.
Toshihiko Izutsu, felah kavramını Kur'an'ın eskatolojik (ahiret eksenli) ahlak sisteminin nihai zafer noktası olarak değerlendirir. Izutsu'ya göre bu kelime, mutlak ziyani ve iflası temsil eden "hüsran" kavramının tam karşıtıdır. Toprağı süren çiftçi metaforundan hareketle muflihûn, dünya tarlasında iman ve ihsan ile ektikleri tohumların ahiretteki sonsuz hasadını toplayan, ilahi sınavdan yüz akıyla çıkan yegane gruptur.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul ortamındaki sosyolojik karşılığına değinir. Çöl şartlarında hayatta kalmayı, maddi kazancı ve güvenliği en büyük başarı sayan Bedevi Arap zihniyetine karşı Kur'an, "felah" kelimesini kullanarak gerçek başarının ve kurtuluşun sınırlarını ölüm ötesine genişletmiş; başarıyı salt dünyevi bir refah olmaktan çıkarıp, ahlaki bir arınma ve ilahi hoşnutluğa erişme zeminine oturtmuştur.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, felah kavramının Kur'an'da kurtuluşu ve ebedi saadeti ifade eden en kapsamlı şemsiye terimlerden biri olduğunu belirtir. Kelimenin ism-i fâil formunda ve harf-i tarif (el) ile çoğul olarak kullanılması (el-muflihûn), bu sıfatı hak edenlerin kesinleşmiş, tescillenmiş ve nihai kurtuluşu tekellerine almış kamil müminler olduğuna işaret eder.
Yorum
Yorum