تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْحَك۪يمِۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Lokman Sûresi, 2. Ayet
Daralt
X
-
“Bunlar, hikmetli kitabın âyetleridir.”
Bunlar, kitabın ayetleridir. Bazıları şöyle demiştir: Bunlar sözü, önceki peygamberlerin kavimlerine yönelik müjdelerine işaret etmektedir. O, şöyle buyurmaktadır: Bu müjdeler, kitabın âyetleridir. Yani bu Kur’ân. Bazıları şöyle demiştir: Bunlar, gökte olan kitabın âyetleridir. Bir kısmı ise şöyle demiştir: Ayrı ayrı indirilen bu âyetler, birleştirilmiş ve böylelikle Kur’ân haline gelmiştir. En doğrusunu Allah bilir.
Hikmetli kitap. Cenâb-ı Hak kitabı hikmetli, değeri çok yüce, şânı büyük ve benzeri sıfatlar ile nitelemiştir. Kur’ân’ın hikmetli olarak nitelenmesinin çeşitli yönleri bulunmaktadır. Bunlardan biri Kur’ân’ın sağlam ve muhkem oluşu dolayısıyladır. Yani Kur’ân, sağlam ve muhkemdir; değişikliğe uğramaz. O, Cenâb-ı Hakk’ın nitelediği gibidir: “Asılsız bir şey ona ne önünden ne arkasından yaklaşabilir. O, hikmet sahibi, övgüye lâyık olan Allah katından indirilmiştir”.
İkincisi, Cenâb-ı Hak Kur’ân’ı hikmetli olarak nitelemiştir, çünkü ona tutunan ve içerdiği hükümlerle amel eden kimse hikmet sahibi, değerli ve şânı yüce olur.
Üçüncüsü, Cenâb-ı Hak Kur’ân'ı hikmetli olarak nitelemiştir, çünkü o, hikmet sahibi biri tarafından indirilmiştir. Tıpkı şu ilâhı beyanda belirtildiği gibi: “O, hikmet sahibi, övgüye lâyık olan Allah katından indirilmiştir.
Yorum
-
Tilkê (تِلْكَ)
Râgıb el-İsfahânî, Müfredât adlı eserinde bu kelimenin dişil tekil veya akılsız çoğullar için kullanılan bir ism-i işaret olduğunu belirtir. Bu bağlamda kelime, devamında gelen "âyât" kavramına işaret etmektedir. Râgıb el-İsfahânî'ye göre kelimenin yapısında bulunan ve uzaklık bildiren harfler, işaret edilen nesnenin fiziki mesafesinden ziyade, onun değer, makam ve şan bakımından yüceliğini vurgulamak gayesi taşır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu işaret zamirinin metin içi ve tarihsel bağlamdaki işlevine dikkat çekerek, muhatapların zihninde beliren veya o an okunmakta olan ayetlerin yüceliğine, saygınlığına ve kaynağının tartışılmaz konumuna dikkat çeken retorik bir araç olduğunu ifade eder.
Âyâtu (آيَاتُ)
İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga sözlüğünde kelimenin e-y-y (veya e-y-e) kökünden türediğini ve sözlükteki temel anlamının bir şeyi diğerlerinden açıkça ayıran belirgin alamet, nişan ve işaret olduğunu aktarır.
Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi görünmeyen bir gerçeğe veya gizli bir anlama delalet eden görünür ve idrak edilebilir işaretler olarak tanımlar. Kur'an bağlamında bu kelimenin, Allah'ın kudretine, varlığına ve vahyine dair birer kesin delil niteliği taşıyan anlamlı metin parçalarını ifade ettiğini belirtir.
Arthur Jeffery, kelimenin kökeni üzerine tarihi-eleştirel bir tahlil yaparak, Arapçadaki dini kullanımının Süryanice veya Aramice "ayetha" kelimesiyle doğrudan bağlantılı olabileceğini ileri sürer. Jeffery'nin analizine göre bu kelime, ilahi bir iletişim veya mucizevi bir işaret anlamında Hristiyan ve Yahudi toplulukların edebi mirasından Arap dilinin dini terminolojisine aktarılmış kelimelerdendir.
Christoph Luxenberg, Süryani-Arami merkezli okuması çerçevesinde kelimenin, geç antik çağ litürjik metinlerinde ve dini ayinlerde okumayı yönlendiren işaretler veya duraklar kökeninden evrildiğini iddia eder.
Toshihiko Izutsu, kelimenin semantik evrimini ve Kur'an'daki ontolojik yapısını inceleyerek, "ayet" kavramının Kur'an'ın dünya görüşünde en temel ve merkezi rolü oynadığını savunur. Izutsu'ya göre bu kelime, Allah'ın insanlıkla doğa olayları (kozmik ayetler) ve dilsel vahiyler (linguistik ayetler) aracılığıyla kurduğu kesintisiz iletişimin temel taşıdır ve ilahi olanın beşeri boyutta nasıl okunabilir hale geldiğini temsil eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin mucize, ibret, alamet ve Kur'an'ın yapısal birimleri anlamlarındaki gelişimini detaylandırarak, metnin ilahi kaynağını ispatlayan ve her bir biriminin kendi başına bir hakikat delili olduğunu tescilleyen kavramsal işlevini aktarır.
el-Kitâbi (الْكِتَابِ)
İbn Fâris, k-t-b kökünün asıl anlamının dağınık halde bulunan şeyleri bir araya getirmek, toplamak ve birbirine eklemek olduğunu belirtir. Yazı yazma eyleminin de dağınık harfleri ve kelimeleri anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde dizmek ve toplamak olduğundan bu kökten türediğini tahlil eder.
Râgıb el-İsfahânî, bu toplama ve bir araya getirme kök anlamından yola çıkarak, kelimenin sadece fiziksel ve materyal yazıyı değil, aynı zamanda ilahi hükümleri, farz kılınan dînî yükümlülükleri ve indirilmiş olan vahyin tamamını (cemi) kapsayacak şekilde geniş bir kavramsal çerçeveye oturduğunu ifade eder.
Arthur Jeffery, kelimenin k-t-b kökünün Sami dillerinde ortak ve kadim olduğunu kabul etmekle birlikte, kelimenin doğrudan "Kutsal Yazı" veya "İlahi Kitap" (Scripture) anlamında kurumsallaşmasının, Aramice "kthaba" veya Süryanice eşdeğerlerinin çevre kültürlerdeki yaygın kullanımının etkisiyle geliştiğini savunur.
Toshihiko Izutsu, kavramı semantik ve sosyolojik açıdan değerlendirerek, "el-kitab" sözcüğünün Arap toplumunu yalnızca sözlü geleneğe (şifahi) dayalı bir yapıdan çıkarıp, metin merkezli (scriptural) bir dini paradigmaya taşıyan en kritik terim olduğunu vurgular. Ona göre vahyin yazılı ve kalıcı bir form kazanması, ilahi otoritenin insanlık tarihindeki en somut müdahalesidir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi nüzul dönemi bağlamı içinde ele alarak, "el-kitab" ile doğrudan Hz. Muhammed'e inmekte olan Kur'an vahyinin kastedildiğini belirtir. Bu isimlendirmenin, inen metni hem Ehlikitap geleneğindeki önceki kutsal metinlerle aynı zincire bağladığını hem de Arap yarımadasındaki müşrik muhataplara karşı onun uydurma bir söz değil, tescilli bir "ilahi kelam" olduğunu kanıtladığını değerlendirir.
el-Hakîm (الْحَكِيمِ)
İbn Fâris, h-k-m kökünün temelinde "engellemek, alıkoymak ve menetmek" manası bulunduğunu açıklar. Atı yönlendiren ve onu dizginleyen gem parçasına "hakeme" denilmesinin nedeni budur. Bilgelik, adalet ve hüküm anlamları da, kişinin cehaletten, haksızlıktan ve yanlıştan kendini veya başkalarını alıkoyması, işleri doğru yere koyması bağlamında bu kökten neşet etmiştir.
Râgıb el-İsfahânî, bu kelimeyi nesnelerin hakikatini kavramak ve bu bilgiye uygun sağlam ve eksiksiz işler yapmak olarak tanımlar. Kur'an'ın bir sıfatı olarak kullanıldığında, metnin her türlü dış müdahaleden, bozulmadan, içsel çelişkiden ve batıldan korunmuş olduğunu; gayet muhkem, hikmetli ve sarsılmaz bir yapıda dizayn edildiğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu, "hikmet" kavramını Cahiliye döneminin kaba bilgisizliği, kör tutkuları ve kibrine karşıt bir ahlaki ve entelektüel duruş olarak analiz eder. Ona göre "el-Hakîm" olan kitap, salt katı ve yasal kurallar bütünü değil; evrensel ahlaki düzeni ve ilahi rasyonaliteyi yansıtan, okuyucusunu ahlaki dengeye ve olgunluğa yönelten derinlikli bir metindir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kavramın hem Allah'ın doksan dokuz isminden (Esmâ-i Hüsnâ) biri hem de doğrudan Kur'an'ın bir sıfatı olduğuna dikkat çeker. Kur'an'ın "hakîm" olarak nitelendirilmesi, onun içerdiği dini ve hukuki hükümlerin kusursuzluğunu, lafız ile mana uyumundaki felsefi tutarlılığı ve zaman aşımına uğramayacak evrensel geçerliliğini simgelediğini aktarır.
Yorum
Yorum