Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Lokman Sûresi, 1. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Lokman Sûresi, 1. Ayet

    الٓمٓ۠​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Elif-Lâm-Mîm

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Elif-lâm-mîm’

      Elif-lâm-mîm. Daha önce başka yerlerde bunun yorumunu ve bu harfler hakkında ortaya konulan görüşleri belirttik.

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 3192

        #4
        Elif Lâm Mîm (الم)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kur'an'ın yirmi dokuz suresinin başında yer alan ve kesik harfler anlamına gelen hurûf-ı mukattaa bağlamında bu ifadeyi inceler. Ansiklopedi, bu harflerin İslam alimleri tarafından genellikle ilahi bir sır olarak kabul edildiğini, aynı zamanda Kur'an'ın edebi yönüne dikkat çekmek için kullanıldığını aktarır. Buna göre söz konusu harfler, Kur'an'ın muhataplarının her gün kullandığı seslerden oluşmasına rağmen onların benzerini getirmekten aciz kaldıklarını gösteren bir meydan okuma (tahaddi) ifade eder. Ayrıca bu harflerin Allah'ın isim ve sıfatlarının, örneğin Elif'in Allah, Lâm'ın Latîf, Mîm'in Mecîd kelimelerinin kısaltması olabileceği yönündeki tefsir geleneklerine de yer verir.

        Râgıb el-İsfahânî, bu harflerin Kur'an'ın lafzi malzemesine ve varlık zeminine işaret ettiğini belirtir. Ona göre bu sesler, insanların kendi lisanlarında kullandıkları temel yapı taşlarıdır ve bu harflerle dizilen ilahi kelamın, beşer sözünden ayrılan yapısını vurgulamak gayesi taşır. Mucizevi niteliğin, herkesin bildiği bu basit unsurlardan bir araya getirilmiş olmasından kaynaklandığını savunur.

        Celaleddin el-Suyuti, bu harflerin mahiyeti hakkında çok sayıda görüşü tasnif etmiş olmakla birlikte, en sağlam yaklaşım olarak bunların Kur'an'daki ilahi sırlar olduğunu ve gerçek anlamını yalnızca Allah'ın bilebileceğini savunan geleneksel görüşü öne çıkarır. Bununla birlikte, İbn Abbas'tan nakledilen semantik analizleri de aktararak bu harflerin "Ben her şeyi en iyi bilen Allah'ım" cümlesinin bir kısaltması olabileceği yönündeki yorumlara yer verir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), edebi tefsir ekolünün bir temsilcisi olarak, kelimenin Kur'an'ın mucizevi doğasını ispat etme amacı taşıdığını belirtir. Ona göre bu harfler, vahyin ulaşılamaz ve taklit edilemez yapısını, tam da Arapçanın en temel ve bilinen unsurlarını kullanarak ortaya koyar; Arap dili ustalarına, kendi dillerinin alfabeleriyle oluşturulmuş bu metnin edebi üstünlüğünü kabul ettiren dilbilimsel bir araçtır.

        Arthur Jeffery, bu harflerin kökenini mushafın derlenme süreciyle ilişkilendiren tarihi-eleştirel bir yaklaşım sergiler. Ona göre bu harfler vahyin asıl metnine dahil olmayıp, Zeyd bin Sabit'in Kur'an'ı kitap haline getirirken yararlandığı yazılı belgelerin asıl sahiplerini veya metinleri istinsah eden katipleri gösteren kişisel redaksiyon işaretleri ve kısaltmalardır.

        Theodor Nöldeke, çalışmalarının başlarında bu harflerin şahıs isimlerinin baş harfleri olduğu teorisini ileri sürmüştür. Ancak Nöldeke daha sonra bu fikrinden vazgeçmiş ve kelimenin, surelerin metnine eklenmiş mistik semboller veya metnin derlenmesi sırasındaki teknik tasnif işaretleri olabileceği kanaatine varmıştır.

        Christoph Luxenberg, Kur'an'ın kökenlerini Süryani-Arami diline dayandıran okuması bağlamında, bu harflerin Süryanice dini metinlerdeki litürjik yönlendirmelerin kalıntıları olduğunu iddia eder. Ona göre bu ibare, ayinler sırasında metnin nasıl okunacağını belirten veya Mezmurlar'daki gibi belirli dualara işaret eden kadim Hristiyan ritüellerine ait kısaltmalardır.

        Angelika Neuwirth, kelimenin vahyin işitsel ve performatif yapısıyla doğrudan ilgili olduğunu savunur. Ona göre mukattaa harfleri, Kur'an'ın sözlü bir metin olarak litürjik bağlamda okunması sırasında dinleyicinin dikkatini çeken, dünyevi iletişimi kesip ilahi kelamın başladığını ilan eden akustik işaretlerdir ve metnin kutsallığını tesis eden bir işleve sahiptirler.

        Gabriel Said Reynolds, Kur'an'ı Geç Antik Çağ'ın dini ortamı bağlamında okuyarak, mukattaa harflerinin Yahudi ve Hristiyan metinlerindeki harf sembolizminin bir devamı niteliğinde olduğunu ifade eder. Reynolds, bu harflerin belirli kelimelerin dilbilimsel kısaltması olmaktan ziyade, metne kutsal ve esrarengiz bir otorite kazandıran işaretler olduğunu değerlendirir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, klasik tefsir geleneğindeki meydan okuma (tahaddi) görüşünü tarihi bağlamda ele alır. Öztürk'e göre, özellikle vahyin ilk dönemlerinde müşriklerin Kur'an'ı dinlemeyi engellemek için gürültü yapmaları karşısında, bu harfler hem dinleyicileri sarsıcı birer seslenme edatı işlevi görmüş hem de muhataplara kendi kullandıkları harfleri hatırlatarak edebi bir aciz bırakma maksadı taşımıştır.

        Yorum

        İşleniyor...
        X