اِلَّا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ رَبِّهِ الْاَعْلٰىۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Leyl Sûresi, 20. Ayet
Daralt
X
-
19. "Onun üzerinde birine ait olup karşılığı verilecek bir lütuf yoktur."
20. "Ancak yüce Rabb'inin rızasını kazanmak için verir."
21. "Bu hoşnutluğa da mutlaka erecektir!"
Onun üzerinde birine ait olup karşılığı verilecek bir lütuf yoktur. Ancak yüce Rabb’inin rızasını kazanmak için verir. [Birincisi], yani hiçbir kimse, Allah Teâlâ katında karşılığını alacağı bir nimet ya da sevabı hak edeceği bir fiil (el) sahibi değildir. Hal böyle olmakla birlikte kul, Allah’ın kendisine lütfettiği nimetlerinden birini sırf Allah’ın rızasını ve hoşnutluğunu talep ederek bir başkasına vermek suretiyle onun hakkını ifa ederse Cenâb-ı Hak sanki katında bunun karşılığında onu mükâfatlandıracağı bir nimet varmış gibi lütuf ve ihsanının bir sonucu olarak ödüllendirir.
İkincisi: Bu beyanın “malını Allah yolunda verip arınan” meâlindeki âyetle bağlantılı olması mümkündür. Yani o Allah’ın rızasını isteyerek, kendisinin herhangi bir şekilde minnet borcu olmadığı, karşılığını vereceği bir hayır işlemiş olmaksızın yahut kendisine yapmış olduğu bir iyiliğe karşılık olmaksızın bir kimseye tasadduk eder ve zekât verir. Sanki şöyle demiş oluyor: Zekâtı hiçbir kimseye önceden yapılan bir iyiliğe karşılık duyulan bir minnet borcu olarak vermez. Zekât veren, verdiğini bir karşılık olsun diye değil, sırf Allah için verir. Bu beyanda, kişinin, kendisine bir iyilik yapmış ya da bir minnet borcu olan kimseye zekâtını vermeyeceğini belirtir. Çünkü öyle olması halinde salt Allah için olmaz, bir bedel karşılığı elinden çıkarmış gibi olur.
Bu hoşnutluğa da mutlaka erecektir. Kendisiyle mükâfatlandırıldığı nimet ve kendisine sevk edilen sevap ile hoşnut olurlar. “Sevfe” (سَوْفَ), “le‘alle” (لَعَلَّ), “asâ” (عَسَى) kelimeleri eğer Allah için kullanılmışsa o şey vacip demektir. Sanki şöyle demiş gibi: Razı oluncaya kadar kendisine verir.
Bazıları şöyle dedi: Bu âyet -ki o “ve mâ li ehadin indehû min ni‘metin tüczâ” (وَمَا لِأَحَدٍ عِنْدَهُ مِنْ نِعْمَةٍ تُجْزَىٰ) âyetidir- Ebû Bekir es-Sıddîk radıyallahu anh hakkında nazil olmuştur. Kimileri de bu âyetin (cennetteki bir hurma karşılığında bahçesini satan) Ebu’d-Dahdâh (r.a.) hakkında nâzil olduğunu söylemişlerdir... En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
İbtigâ (ابتغاء)
İbn Fâris, kelimenin türediği be-ğ-y kökünün temel etimolojik anlamının bir şeyi aramak, istemek, ona yönelmek ve bazen de sınırı aşmak (bağy) olduğunu belirtir. Ayet bağlamında bu kavramın, bir şeyi elde etmek için harcanan yoğun ve bilinçli çabayı, ruhun bir amaca kilitlenmesini ifade ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "if'ilâl" kalıbında gelerek bir şeyi sadece istemekle kalmayıp, onu büyük bir arzu ve titizlikle talep etmek, o şeye ulaşmak için tüm imkanları seferber etmek manasına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kavramın Kur'an'ın ahlaki psikolojisinde "niyetin saflığını" temsil ettiğini, müminin infak eyleminin arkasındaki yegane itici gücün ve nihai hedefin bu arayış olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada yapılan iyiliğin yönünü ve niteliğini belirlediğini; eylemin sosyal bir prestij veya karşılık için değil, sadece ilahi hoşnutluğu arama gayesiyle yapıldığını vurgulayan teknik bir terim olduğunu ifade eder.
Vech (وجه)
İbn Fâris, kelimenin dayandığı ve-ce-he kökünün temel manasının bir şeyin ön tarafı, yönü, bir varlığın görünen yüzü ve ona yönelinen ciheti olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin etimolojik kökenindeki "yüz" anlamının Kur'an'da sıklıkla bir varlığın bizzat kendisini, özünü (zât) ve rızasını ifade etmek üzere mecazen kullanıldığını belirtir. Ayet bağlamında "Vechullah" (Allah'ın yüzü) ifadesinin, Allah'ın zatını ve O'nun mutlak hoşnutluğunu simgelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kavramın Allah ile kul arasındaki "yüz yüze" gelme ve tam bir odaklanma halini anlattığını, müminin eyleminin odağına sadece ilahi varlığı yerleştirmesini temsil eden semantik bir zirve olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin burada ontolojik bir yönelimi ifade ettiğini; insanın yaptığı fedakarlıkla aslında eşyaya değil, varlığın mutlak kaynağına ve hakikatine (zat-ı ilahi) döndüğünü, sadece O'nun rızasını hedeflediğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "vech" kelimesinin burada sembolik olarak "rıza" ve "onay" manasına geldiğini, kişinin eyleminin yegane kabul mercii olarak Allah'ı gördüğünü belirttiğini ifade eder.
Rabb (رب)
İbn Fâris, kelimenin türediği re-be-be kökünün temel etimolojik manasının bir şeye sahip olmak, onu yönetmek, ıslah etmek, büyütmek ve kemale erdirmek olduğunu belirtir. Bu kökün, bir varlığı başlangıcından sonuna kadar koruyup geliştiren otoriteyi temsil ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "terbiye" köküyle bağına dikkat çekerek, Allah'ın varlıkları kademe kademe olgunlaştıran ve onlara ihtiyaçlarını lütfeden "Besleyici ve Maliki" olduğunu açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla ortak Sami dil mirasına ait olduğunu; Aramicede rabbâ, Süryanicede rabo formlarıyla "büyük, efendi, usta" manalarında kullanıldığını, Arapçada ise uluhiyetin yaratma ve yönetme vasfını kapsayan en temel isimlerden birine dönüştüğünü ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal dünyasında "Rabb" kelimesinin kul ile Yaratıcı arasındaki mutlak bağlılık ve itaat ilişkisini kuran merkezi bir kutup olduğunu, müminin infak ederken aslında kendisini yetiştiren ve mülkün gerçek sahibi olan otoriteye yöneldiğini analiz eder.
A'lâ (الأعلى)
İbn Fâris, kelimenin dayandığı ayn-le-ve kökünün temel manasının yükseklik, üstünlük, yücelik ve fiziksel veya manevi olarak her şeyin üzerinde olma durumu olduğunu belirtir. Kelimenin "en yüce", "en üstün" anlamında üstünlük derecesi (ism-i tafdil) olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin Allah'ın hem zatı hem de sıfatları itibarıyla her türlü eksiklikten münezzeh olduğunu, kudret ve şan bakımından ulaşılabilecek en yüksek mertebede bulunduğunu ifade ettiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin kökenindeki "yükseklik" vurgusunun kadim Ortadoğu inançlarındaki tanrı tasavvurlarıyla da uyumlu olduğunu, ancak Kur'an'da bu yüceliğin mutlak bir tenzih ile (hiçbir şeye benzememe) birleştirildiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "A'lâ" sıfatının ayet sonunda yer almasının müminin arayışının (ibtigâ) ulaştığı metafiziksel zirveyi gösterdiğini; insanın en aşağılık tutku olan cimrilikten kurtulup "en yüce" olana yönelerek varoluşsal bir irtifa kazandığını vurgular. Angelika Neuwirth, kelimenin erken Mekke surelerinde ilahi azameti ve aşkınlığı vurgulayan en güçlü nitelemelerden biri olduğunu, surenin başındaki kozmik yeminlerle kurulan ihtişamın bu sıfatla kemale erdirildiğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla