وَسَيُجَنَّبُهَا الْاَتْقٰىۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Leyl Sûresi, 17. Ayet
Daralt
X
-
17-18. "Malını Allah yolunda verip arınan takvâ ehli ise ondan uzak tutulur."
Allah azze ve celle takvâ sahibi olan kimseyi ateşten uzak tutacağını ve onu ondan koruyacağını haber verdi. Bu İlâhî beyanda şöyle bir işaret vardır: Allah Teâlâ kulunu ancak işledikleri amelleri sebebiyle cehennem ateşinden uzak tutar. Bu da göstermiştir ki kulların fiillerinde Allah’ın dahli vardır, çünkü koruma ve ondan uzak tutmayı kendisine izafe etmiştir. Bu şu İlâhî beyanda belirtildiği gibidir: “İnsanlardan öyleleri de vardır ki, ‘Ey Rabb’imiz! Bize bu dünyada da iyilik ver, öteki dünyada da iyilik ver; bizi cehennem azabından koru’ derler”’.
Yorum
-
Siyücennebü (سَيُجَنَّبُ)
İbn Fâris, kelimenin türediği cîm-nûn-be kökünün temel etimolojik anlamının bir şeyin yan tarafı, kıyısı ve bir şeyden uzaklaşmak, kenara çekilmek olduğunu belirtir. Bu kökün temelinde bir varlığın diğerinden mekansal veya mahiyet olarak ayrılması yatar. Râgıb el-İsfahânî, fiilin bir şeyi bir cihete (cenb) yönlendirerek tehlikeden uzaklaştırmak ve araya mesafe koymak anlamına geldiğini, ayet bağlamında müttaki kulun cehennem ateşinin menzilinden tamamen çıkarılacağını ve ateşle arasına aşılmaz bir emniyet perdesi çekileceğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın kurtuluş semantiğinde "yasla" (ateşe girmek) eyleminin ontolojik zıttı olarak konumlandığını, bu uzaklaştırmanın ilahi bir koruma kalkanı işlevi gördüğünü analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, edilgen formdaki bu kullanımın, sakınan kulun ateşten uzak tutulmasının bizzat ilahi irade tarafından garanti altına alınmış bir ödül ve mutlak bir emniyet vaadi olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu uzaklaştırmanın sadece fiziksel bir mesafe değil, insanın ahlaki kalitesi ile cehennemin doğası arasındaki mutlak uyuşmazlığın bir sonucu olarak gerçekleşen varoluşsal bir ayrışma olduğunu vurgular.
Etkâ (الْأَتْقَى)
İbn Fâris, kelimenin dayandığı vav-kâf-yâ kökünün temel manasının bir şeyi tehlikeden korumak, araya engel veya siper koymak ve sakınmak olduğunu kaydeder. Kelimenin "en çok sakınan", "sorumluluk bilinci en yüksek olan" manasında üstünlük derecesi (ism-i tafdil) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kavramın takva derecelerinin en üstünde yer alan, kendisini ilahi rızaya aykırı her türlü duygu ve eylemden titizlikle muhafaza eden kişiyi tanımladığını söyler. Arthur Jeffery, kökenindeki "korunma" anlamının İbrahimi gelenek içerisindeki dindarlık ve ahlaki duyarlılıkla birleşerek Kur'an'da "Tanrı'ya karşı en derin sorumluluğu duyan" şeklinde teknik bir terime dönüştüğünü ifade eder. Toshihiko Izutsu, "Etkâ" kavramının "Eşkâ" (en bedbaht) ile simetrik bir ahlaki zıtlık oluşturduğunu, insanın iradesiyle ulaşabileceği en yüce ahlaki mertebeyi ve hidayetin zirvesini temsil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin sadece pasif bir sakınmayı değil, varlığını Allah yolunda vakfeden ve bu yolda en ağır bedelleri ödemeyi göze alan kâmil mümini nitelediğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlam içerisinde önceki ayetlerde geçen "vermek" (a’tâ) ve "tasdik etmek" (saddeka) erdemlerini şahsında en mükemmel şekilde birleştiren ideal insan tipini simgelediğini belirtir. Angelika Neuwirth, kavramın erken Mekke surelerinde ilahi adalet ve ödül dengesini kuran merkezi bir figür niteliği taşıdığını, bedbahtların akıbetine karşılık en müttaki olanın mutlak güvenliğini vurguladığını kaydeder.
Yorum
Yorum