Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Leyl Sûresi, 15. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Leyl Sûresi, 15. Ayet

    لَا يَصْلٰيهَٓا اِلَّا الْاَشْقٰىۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Lâ yaslâhâ illâ-l-eşkâ

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      15-16. "O ateşe ancak gerçeği yalan sayıp sırt çeviren isyankâr kişi girer."

      Büyük Günah Sahibinin Hükmü

      Mûtezile mensupları şöyle dedi: Bu hakikat anlamında inkâr etmeyi beyan etmemektedir. Aksine bununla Allah Teâlâ’nın emirlerini yerine getirmede ihmal (tefrit ve taksir) gösterme, yasakladığı fiilleri yapmak kastedilmektedir. Âyeti büyük günah işleyenlere hamlediyorlar ve diyorlar ki: [Bu vaîd onlara yöneliktir. Haricîler ise diyorlar ki: Ashâb-ı kebair] büyük günahları işlemekle mükezzebîn ve mütevellîn, yani inkâr edenler ve sırt dönüp uzaklaşanlar oluyorlar. Çünkü onların inançlarının en başında tevhit ve iman vardır. Onlar şuna inandılar: Emredilen fiillerin tamamen yerine getirilmesi, ilahi emre lâyık her işin yapılması ve İlâhî emre lâyık olmayan fiillerin terkedilmesi imana dâhildir. İlâhî buyruğu yerine getirmemekle kişi inkârcı olmaz, aksine verdiği söze, vâdettiği inancına muhalefet etmiş olur. Azabın sadece müşriklere ve kâfirlere yapılacağını savunan Mürcie bu âyetle istidlâl etmiştir. Mürcie mensupları şöyle derler: Sadece inkâr eden ve (dinden) yüz çeviren kişi girer. Müslüman kişi her ne kadar büyük ve küçük günahı (kebîreyi ya da sagîreyi) işlese de o bu haliyle inkârcı ve dine sırtını dönmüş olmaz. Bize göre bu âyet, kâfirlerle ilgilidir, tevhit ve iman ehli ile ilgili değildir.

      Sonra O ateşe ancak gerçeği yalan sayıp sırt çeviren isyankâr kişi girer meâlindeki âyetin şöyle bir anlama gelmesi ihtimali vardır: Burada cehenneme girme ayrı bir kapıdan ve derekeden, yani en aşağıdaki yerden olabilir. Çünkü cehennemliklerin her bir grubu için ayrı bir giriş yeri vardır. Allah Teâlâ meâlen şöyle buyurur: “Şüphe yok ki münafıklar cehennemin en alt katmanındadırlar; artık onlara asla bir yardımcı bulamazsın’’. Bu, Allah Teâlâ’nın şöyle buyurması gibidir: “Onlar için kuru, dikenli bir bitkiden başka yiyecek yoktur”. Bir başka âyette de O, meâlen şöyle buyurmuştur: “Yananların akıntısından başka yiyeceği de yoktur!”. Buna göre sözü edilen “darî‘” cehennemin bir kapı veya katında, “gıslîn” ise başka bir kapıda veya katında olur. Bu derekeye ancak en bahtsız olanlar girerler ve kebîre sahibi için de durumuna uygun başka bir tabaka bulunabilir. Kebâir günah işleyenlerin azapla korkutuldukları ve şiddetli vaîdlere muhatap olup korkutuldukları konusuna gelince biz bunu inkâr etmiyoruz. Büyük günah işleyenler azap da göreceklerdir. Ancak biz şunu söylüyoruz: Kebîre sahipleri, eğer cehenneme sokulurlarsa kâfirlerin bulundukları aynı seviyedeki azap mekânlarında onlarla birlikte olmazlar. Onlar için ateş ve alevlerle tutuşmuş ateş diye tasvir edilen azaptan başka bir azapla cezalandırılabilirler. Bize göre büyük günah işleyenler Allah’ın meşîetindedirler; dilerse Allah onlara azap eder, dilerse de bağışlar ve cennete giriş yollarını serbest bırakır. Alevleri tutuşmuş diye bahsedilen cehennem ise kâfirlere mahsus olmaktadır. Doğruya ulaştıran ancak Allah’tır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yasla (يصلى)

        İbn Fâris, kelimenin türediği sad-lam-ye kökünün temel etimolojik anlamının ateşe girmek, ateşin sıcaklığına maruz kalmak ve bir şeyi ateşte kızdırıp yumuşatmak olduğunu belirtir. Bu kökün temelinde fiziksel bir temas ve hararetin etkisinde kalma manasının yattığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, fiilin sadece bir mekanda bulunmak değil, ateşin yakıcılığını bizzat hissetmek ve onun acısıyla kuşatılmak anlamına geldiğini açıklar. Kur'an terminolojisinde bu kelimenin, suçlunun cehennem azabıyla kurduğu kaçınılmaz ve şiddetli bağı ifade ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın "ceza" semantiğinde önemli bir yer tuttuğunu, kişinin dünyevi tercihleri neticesinde ahirette içine sürükleneceği aktif, ıstırap verici ve kaçınılmaz bir varoluşsal durumu tasvir ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin geniş zaman kalıbıyla kullanılmasının, bu yakıcı akıbetin kesinliğini ve sürekliliğini vurguladığını, hakikati reddedenlerin bu ateşten kurtulmalarının mümkün olmadığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin fiziksel bir yanışın ötesinde, insanın kendi eliyle hazırladığı manevi karanlığın ve yozlaşmanın bir sonucu olarak içine düştüğü ontolojik bir mahrumiyet ve azap hali olarak okunması gerektiğini vurgular.

        Eşkâ (الأشقى)

        İbn Fâris, kelimenin dayandığı şın-ka-ye kökünün saadet, huzur ve mutluluğun tam zıttı olan bedbahtlık, sıkıntı, yorgunluk ve mutsuzluk manasına geldiğini belirtir. Kelimenin "en bedbaht", "en mutsuz" anlamında üstünlük derecesi (ism-i tafdil) vezninde olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, bu kavramın mutsuzluğun en uç sınırını temsil ettiğini, dünyada ilahi hakikati yalanlayıp yüz çevirerek ahiretteki en büyük mahrumiyete kendi rızasıyla düçar olan kimseyi tanımladığını açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Arapçadaki kökeninin oldukça kadim olduğunu ve Sami dillerindeki akraba köklerle beraber genellikle ağır çalışma, zahmet ve bunun getirdiği mutsuzluk halleriyle ilişkili olduğunu, Kur'an'da ise bu anlamın ebedi bir talihsizlik ve helak noktasına taşındığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, kavramın Kur'an'ın antropolojik yapısında "Etkâ" (en çok sakınan) kavramının tam karşısında yer alan negatif kutbu simgelediğini, insanın ahlaki ve inançsal olarak ulaşabileceği en aşağılık ve en bahtsız mertebeyi temsil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada bir önceki ayette geçen "yalanlayan ve yüz çeviren" prototipinin zirve noktasını nitelediğini, kendi iradesiyle hidayetten uzaklaşarak en büyük felaketi bizzat hak eden kişiyi ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "Eşkâ" kavramının varoluşsal bir trajedi olduğunu, insanın kendi fıtratına ihanet ederek en yüce hakikati (Husnâ) inkar etmesi sonucu içine düştüğü mutlak karanlığı ve rahmetten mahrumiyetin getirdiği en derin bedbahtlığı simgelediğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X