Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Leyl Sûresi, 13. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Leyl Sûresi, 13. Ayet

    وَاِنَّ لَنَا لَلْاٰخِرَةَ وَالْاُو۫لٰى​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-inne lenâ lel-âḣirate vel-ûlâ

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Şüphesiz âhiret de dünya da bizimdir!"

      Bu âyet de iki şekilde yorumlanabilir: Birincisi: En doğrusunu Allah bilir ya, Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: Siz de biliyorsunuz ki âhiret de dünya da bize aittir. Tapınmakta olduğunuz taştan ve ağaçtan yontulan putların ne âhireti ne de dünyası vardır. Hal böyle iken nasıl oluyor da dünyası ve âhireti olana ibadet etmeyip de ne âhireti ne de dünyası olan o putlara tapınmaya kalkışıyorsunuz. Üstelik de bunu bile bile yapıyorsunuz. Allah Teâlâ onları kendi zatına kulluk yapmak yerine putlara tapınmayı tercih etmeleri sebebiyle beyinsizlikle itham etmektedir.

      İkincisi: En doğrusunu Allah bilir ya, hal böyle iken size ne oluyor da kendinize yatırım için, menfaati sonunda size dönecek olan fiilleri yapmakta cimrilik ediyorsunuz. Üstelik de harcayacağınız mal ve para size de ait değildir, onlar sadece ve sadece Allah Teâlaya aittir. Bu yorum “Kim cimrilik eder ve kendisiyle yetinirse” meâlindeki âyetle bağlantılıdır. Önceki yorum ise “doğru yolu göstermek bize aittir” meâlindeki âyetle bağlantılıdır.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Le-nâ (لنا)

        İbn Fâris, bu yapının mülkiyet ve aidiyet ifade eden "lâm" harfi ile "nâ" (biz) zamirinden oluştuğunu, bir şeyin bir varlığa mahsus olduğunu ve onun yetki alanında bulunduğunu simgelediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Bizimdir" vurgusunun, varlığın tüm boyutları üzerindeki mutlak hakimiyeti ve sahipliği anlattığını, her şeyin başlangıç ve sonuç itibarıyla Allah’a ait olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki "Bizimdir" ifadesinin sadece bir mülkiyet iddiası değil, aynı zamanda varlık alemi üzerindeki mutlak otoritenin ve egemenliğin tek bir merkezde toplandığının ilanı olduğunu vurgular.

        Âhire (الآخرة)

        İbn Fâris, kelimenin türediği hemze-ha-ra kökünün temel etimolojik anlamının bir şeyin arkası, sonu, nihayeti ve bir eylemi geciktirmek olduğunu belirtir. Bu kök, bir dizilişte en sonda yer almayı veya bir şeyin peşinden gelmeyi ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin dünya hayatının bitiminden sonra başlayacak olan ebedi alemi tanımladığını, oluş ve zaman sırasına göre "birinci" (evvel) olanın zıttı olduğu için bu şekilde isimlendirildiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Süryanicede son ve sonradan gelen anlamındaki ahretya ve İbranicede akıbet manasındaki aharet ile doğrudan köken birliği taşıdığını, Kur'an'ın bu kelimeye eskatolojik bir terim olarak teknik bir derinlik yüklediğini belirtir. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın anlamsal dünyasında "Dünyâ" kavramıyla sarsılmaz bir zıtlık ilişkisi içinde olduğunu, sadece kronolojik bir "sonraki hayat" değil, ahlaki eylemlerin mutlak bir hakikate ve sonuca bağlandığı varoluşsal alanı temsil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bağlamda bu kelimenin Allah'ın mutlak hükümranlığını vurgulamak üzere "Ûlâ" (ilk hayat) ile birlikte zikredildiğini, insanın dünyadaki tüm çabalarının (sa'y) nihai olarak bu adalet terazisine ve ebedi yurda varacağını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin ontolojik bir sonu ve varlığın teleolojik amacını simgelediğini, insanın geçici olanla kalıcı olan arasındaki farkı idrak etmesi için sunulan en yüksek metafiziksel gerçeklik olduğunu vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Kur'an'daki üslup bütünlüğü içinde her zaman bir "akıbet" vurgusuyla yer aldığını, burada mülkiyetin Allah'a tahsis edilmesiyle insanın dünyevi hırslarının anlamsızlığının ortaya konduğunu belirtir. Angelika Neuwirth, bu kelimenin "Ûlâ" ile oluşturduğu çift kutuplu yapının erken Mekke surelerinin karakteristik bir özelliği olduğunu, ilahi otoritenin zamansal ve mekansal sınır tanımazlığını edebi bir simetri içinde sunduğunu kaydeder.

        Ûlâ (الأولى)

        İbn Fâris, kelimenin dayandığı hemze-vav-lam kökünün temel manasının bir şeyin başlangıcı, öne geçme, aslına dönme ve bir şeyin ilk evresi olduğunu kaydeder. Kelimenin "evvel" (ilk) kelimesiyle aynı kökten türediğini ve zaman veya rütbe bakımından önde olanı ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin içinde bulunulan ve "Âhire"den (sonraki hayat) önce gelen "ilk hayat" yani dünya hayatı manasına geldiğini söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Habeşçede avval ve Süryanicedeki benzer formlarla akraba olduğunu, köken itibarıyla başlangıcı ve zaman dizinindeki önceliği belirttiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki coğrafyasında bu kavramın, insanın imtihan edildiği, iradi seçimlerini yaptığı ve kendi kaderini inşa ettiği birincil tecrübe alanını ve başlangıç noktasını temsil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu ayette Allah'ın mülkiyetinin kapsamını belirlemek için "sonraki" (Âhire) ile beraber kullanıldığını, varlık hiyerarşisinin başlangıcı ve sonu üzerindeki tek otoritenin ilahi irade olduğunu vurgulamak için seçildiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "Ûlâ" kavramının varlık tecellisinin ilk aşaması ve insanın kendisini tanıma süreci için sunulan ilk imkan alanı olduğunu, "Âhire" ile kurulan bu dengenin varlığın bütüncül yapısına işaret ettiğini ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin klasik dilde her şeyin öncesi ve başlangıcı manasında kullanıldığını, ayette ise mülkün her iki ucunun da Allah'a ait olduğunu göstermek amacıyla zikredildiğini belirtir.

        Yorum

        İşleniyor...
        X