Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Leyl Sûresi, 10. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Leyl Sûresi, 10. Ayet

    فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرٰىۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fesenuyessiruhu lil’usrâ

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      5. "Artık kim cömert davranır, günah işlemekten sakınırsa;"

      6. "Bunların güzel karşılığına da inanırsa;"

      7. "Biz onu işin kolayına yönlendiririz."

      8. "Ama kim cimrilik eder, kendisiyle yetinirse;"

      9. "Güzel karşılığı da yalan sayarsa;"

      10. "Biz onu zora sokarız."

      11. "Kabir çukuruna düştüğü zaman da malı kendisine hiç fayda vermez."


      Sonra karşılığı farklı olan çabanın ne olduğunu şöyle buyurarak beyan etti:

      Artık kim cömert davranır, günah işlemekten sakınırsa; Bunların güzel karşılığına da inanırsa; Biz onu işin kolayına yönlendiririz. Bu ilâhî beyanlar farklı şekillerde yorumlanabilir. Kim cömert davranır ve günah işlemekten sakınırsa. [Birincisi] yani kendisine verilmesi emredileni verir, O’na isyandan ve küfrân-ı nimetten ya da esirgemekten sakınır. Yahut kendi özünde tevhidi sadece Allah Teâlâ'ya ait kılar, şirkten ve küfrân-ı nimetten sakınır. İnanırsa Allah Teâlâ’nın vâdettiği cenneti tasdik ederse. Biz onu işin kolayına yönlendiririz. Yani amelleri ve şer'î hükümleri ona kolay kılarız. Yahut onun göğsünü tevhide ve İslâm’a açarız ve onu ona kolaylaştırırız. Ama kim cimrilik eder ve tevhidin gereğini yerine getirmez ve kendisiyle yetinirse; yani Allah’ın katında olanları bırakıp kendi sahip olduklarıyla kendini Allah’tan müstağni sanırsa ve Allah’ın vâdettiğini yalanlarsa o takdirde Biz de onu zora sokarız, işlerini zorlaştırırız. En doğrusunu Allah bilir.

      İkincisi: Görevlerini yerine getirmekte kabul ve azim göstermesine dairdir. Bu da şu sözüyledir: Kim cömert davranırsa. Yani vermeyi kabul eder ve onu tam olarak ifaya azmederse ve Allah Teâlâ'ya karşı günah ve haramlarını işlemekten sakınmakta azimli olursa, bunların güzel karşılığına inanırsa. O’nun vâdettiklerini tasdik ederse. Biz onu işin kolayına yönlendiririz, azmettiği şeyi yerine getirmesini kolaylaştırırız... Kim de cimrilik eder vc kendisiyle yetinirse. Cimrilik eder ve esirgemekte azmederse ve kendisinde ve kendisi için olanla yetinip kendini müstağni görürse, bir de Allah Teâlâ’nın vâdettiğini yalanlarsa bu takdirde de Allah’a muhalefet etmek ve O’na karşı mâsiyette bulunmak azmini gerçekleştirmekte onun işini kolaylaştırırız. Hz. Peygamber’den (a.s.) rivayet edilen şu hadis de işte bu mânaya göre yorumlanmalıdır: Bu konuda kendisine sorulduğu zaman: “Her şey, ne için yaratıldı ise onun yolu ona kolaylaştırılır”. Ya da yaptığı ameli herkese kolaylaştırılır şeklinde.

      Üçüncüsü: Hak olarak vermesi gerekeni gerçekten vermek veya gerçekten bunu engellemek anlamında kullanılmış olmasıdır. Allah şöyle buyuruyor: Yani Allah Teâlâ’nın malından verilmesini vacip kıldığı miktarı veren kimse Günah işlemekten sakınan. Allah’ın gazabından, öfkesinden ve azabından sakınan kimse Bunların güzel karşılığına inanan. Allah Teâlâ’nın vâd buyurduğu cenneti tasdik eden kimse var ya işte biz onun hayırlı işlerde ve taatte yapıp ettiklerini kolaylaştıracağız. Cimrilik eden. Yani malında Allah Teâlâ’nın takdir buyurmuş olduğu hakkı (zekât vb.) vermeye yanaşmayan ve bu uğurda vâdedilenleri yalanlayan var ya işte ona da kendisine vâdedileni yerine getirme işini zora sokarız.

      Kibir çukuruna düştüğü zaman da malı kendisine fayda vermez. Helâk olup öldüğü zaman yahut ateşe düştüğü zaman fayda görmeyecektir. Malı kendisine fayda vermez sözünün zâhirinde şuna işaret vardır: Bu âyet, maldan gerçekten vermeye ve malı vermeyip engellemeye dairdir.

      Bazı dilciler dediler ki: “Teraddâ fi’n-nâri” (تَرَدَّى فِي النَّارِ), yani ateşe düştü demektir. “Radâ” (رَدَى) kökünden ve tefa‘‘ul babından “teraddâ” denilir, helâk oldu anlamındadır. “Yüsrâ” “teysîr”den, “usrâ” da “ta‘sîr” kökünden gelir.

      Bazıları “el-hüsnâ”nın cennet olduğunu söylemişlerdir. Bazıları da maksadın “Şehâdetü en lâ ilâhe illallâh” demek olduğunu söylemiştir. İnfak edilen malın yerine konulan yeni mal olduğunu söyleyen de olmuştur. “Yüsrâ”nın (يُسْرَى) cennetin bir ismi olması da mümkündür. “Hüsnâ” da aynı şekildedir. ‘“Usrâ” (عُسْرَى) ve “suâ” (سُوأَى) da cehennem adıdır. “Yüsrâ”nın yapılan işlerden hoş ve güzel olanı, ‘“usrâ”nın da pis ve çirkin olanı karşılığında kullanılmış olması da mümkündür.

      Kimi de şöyle demiştir: Âyet Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk (r.a.) hakkında inmiştir. O Hz. Bilal’i Ümeyye b. Halef ve Übey b. Halef’ten bir “bürde” ve on “ukıyye” karşılığında satın almış ve onu Allah Teâlâ’nın rızası için âzat etmişti. Bunun üzerine Allah Teâlâ şu âyetleri indirdi: “Ve’l-leyli izâ yağşâ... inne sa‘yeküm leşettâ” (إِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتَّىٰ ... وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَىٰ). Yani Hz. Ebû Bekir ile Ümeyye ve Übeyy’in çabaları farklı farklıdır. Sûrenin konusu sonuna kadar aynı olayla ilgilidir. “Fe emmâ men a‘tâ ve’t-tekâ ve saddeka bi’l-hüsnâ fesenüyyessiruhû li’l-yüsrâ” (فَأَمَّا مَنْ أَعْطَىٰ وَاتَّقَىٰ * وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَىٰ * فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرَىٰ) âyetleri Hz. Ebû Bekir’i “ve emmâ men bahile ve’steğnâ ve kezzebe bi’l-hüsnâ fesenüyessiruhû li’l-usrâ” (وَأَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنَىٰ * وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَىٰ * فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرَىٰ) âyetleri de Ümeyye b. Halef ile Übey b. Halef’i anlatmaktadır. Bunu Abdullah b. Mesûd rivayet etmiştir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Nuyessiru (نيسر)

        İbn Fâris, kelimenin dayandığı "ye-sîn-râ" kökünün temel manasının zorluğun ve meşakkatin zıttı olarak kolaylık, yumuşaklık ve bir şeyin pürüzsüzce akıp gitmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fiilin bir kimseyi belirli bir duruma hazırlamak ve o işi onun için zahmetsiz hale getirmek manasına geldiğini, ancak bu ayetin bağlamında ilahi bir ironi ve dehşet barındırdığını, cimrilik edip hakikati yalanlayan kimse için helake ve azaba giden yolun pürüzsüzleştirildiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki sisteminde bu fiilin negatif bağlamdaki kullanımının derin bir psikolojik ve ontolojik gerçeğe işaret ettiğini, insanın kibir ve inkarla yaptığı kötü seçimlerin bir süre sonra kendi doğasına yerleşerek bir alışkanlığa dönüştüğünü, ilahi iradenin de bu kötüye gidişi o kişi için adeta otomatik ve engelsiz bir sürece soktuğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet bağlamında insanın iradesiyle girdiği yanlış yolda Allah tarafından kendi haline bırakılmasını ve kötülüğün onun için cazip hale getirilmesini ifade ettiğini, inkarın ve cimriliğin doğurduğu manevi körlüğün bir neticesi olarak kişinin uçuruma doğru zahmetsizce sürüklendiğini kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu fiilin insanın ahlaki pusulasını kaybetmesi sonucu varoluşsal bir savrulma yaşamasını anlattığını, hakikati reddeden bilincin kötülüğe karşı direncini tamamen yitirerek ruhsal çöküşe (zorluğa) doğru kolayca ve hızla akıp gitmesini vurgular.

        Usrâ (العسرى)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "ayn-sîn-râ" kökünün temel etimolojik anlamının kolaylığın zıttı olan zorluk, darlık, sıkıntı ve şiddet olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin ulaşılabilecek en şiddetli zorluk ve aşılmaz meşakkat durumunu anlatan ism-i tafdil (üstünlük derecesi) vezninin dişil formu olduğunu, bağlam içerisinde insanın cimriliği ve inkarı sebebiyle sürüklendiği dünyevi buhranları ve ahiretteki nihai azabı (cehennemi) tanımladığını belirtir. Toshihiko Izutsu, bu kavramın surenin temel ahlaki kutuplaşmasındaki en karanlık noktayı temsil ettiğini, ilahi hakikati yalanlayan ve sadece maddi çıkarlarına odaklanan kibirli aklın (istiğna) kaçınılmaz olarak çarpacağı ontolojik duvarı ve mutlak ahlaki felaketi sembolize ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlam içerisinde malın ve kibrin insana vadettiği sahte güvenliğin tam zıttı olan mutlak çaresizlik ve tıkanmışlık halini ifade ettiğini, insanın dünyada kendi elleriyle ördüğü bencillik duvarlarının nihayetinde onu içinden çıkılmaz ebedi bir darlığa hapsettiğini kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin sadece ahirete dair bir azap mekanı olmaktan ziyade, ilahi lütuftan kopmuş bir ruhun yaşayacağı mutlak daralmayı ve varoluşsal krizi anlattığını, iyilikten uzaklaşan insanın adım adım içine düştüğü ebedi ve sarsıcı meşakkati vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X