Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Leyl Sûresi, 7. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Leyl Sûresi, 7. Ayet

    فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرٰىۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fesenuyessiruhu lilyusrâ

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      5. "Artık kim cömert davranır, günah işlemekten sakınırsa;"

      6. "Bunların güzel karşılığına da inanırsa;"

      7. "Biz onu işin kolayına yönlendiririz."

      8. "Ama kim cimrilik eder, kendisiyle yetinirse;"

      9. "Güzel karşılığı da yalan sayarsa;"

      10. "Biz onu zora sokarız."

      11. "Kabir çukuruna düştüğü zaman da malı kendisine hiç fayda vermez."


      Sonra karşılığı farklı olan çabanın ne olduğunu şöyle buyurarak beyan etti:

      Artık kim cömert davranır, günah işlemekten sakınırsa; Bunların güzel karşılığına da inanırsa; Biz onu işin kolayına yönlendiririz. Bu ilâhî beyanlar farklı şekillerde yorumlanabilir. Kim cömert davranır ve günah işlemekten sakınırsa. [Birincisi] yani kendisine verilmesi emredileni verir, O’na isyandan ve küfrân-ı nimetten ya da esirgemekten sakınır. Yahut kendi özünde tevhidi sadece Allah Teâlâ'ya ait kılar, şirkten ve küfrân-ı nimetten sakınır. İnanırsa Allah Teâlâ’nın vâdettiği cenneti tasdik ederse. Biz onu işin kolayına yönlendiririz. Yani amelleri ve şer'î hükümleri ona kolay kılarız. Yahut onun göğsünü tevhide ve İslâm’a açarız ve onu ona kolaylaştırırız. Ama kim cimrilik eder ve tevhidin gereğini yerine getirmez ve kendisiyle yetinirse; yani Allah’ın katında olanları bırakıp kendi sahip olduklarıyla kendini Allah’tan müstağni sanırsa ve Allah’ın vâdettiğini yalanlarsa o takdirde Biz de onu zora sokarız, işlerini zorlaştırırız. En doğrusunu Allah bilir.

      İkincisi: Görevlerini yerine getirmekte kabul ve azim göstermesine dairdir. Bu da şu sözüyledir: Kim cömert davranırsa. Yani vermeyi kabul eder ve onu tam olarak ifaya azmederse ve Allah Teâlâ'ya karşı günah ve haramlarını işlemekten sakınmakta azimli olursa, bunların güzel karşılığına inanırsa. O’nun vâdettiklerini tasdik ederse. Biz onu işin kolayına yönlendiririz, azmettiği şeyi yerine getirmesini kolaylaştırırız... Kim de cimrilik eder vc kendisiyle yetinirse. Cimrilik eder ve esirgemekte azmederse ve kendisinde ve kendisi için olanla yetinip kendini müstağni görürse, bir de Allah Teâlâ’nın vâdettiğini yalanlarsa bu takdirde de Allah’a muhalefet etmek ve O’na karşı mâsiyette bulunmak azmini gerçekleştirmekte onun işini kolaylaştırırız. Hz. Peygamber’den (a.s.) rivayet edilen şu hadis de işte bu mânaya göre yorumlanmalıdır: Bu konuda kendisine sorulduğu zaman: “Her şey, ne için yaratıldı ise onun yolu ona kolaylaştırılır”. Ya da yaptığı ameli herkese kolaylaştırılır şeklinde.

      Üçüncüsü: Hak olarak vermesi gerekeni gerçekten vermek veya gerçekten bunu engellemek anlamında kullanılmış olmasıdır. Allah şöyle buyuruyor: Yani Allah Teâlâ’nın malından verilmesini vacip kıldığı miktarı veren kimse Günah işlemekten sakınan. Allah’ın gazabından, öfkesinden ve azabından sakınan kimse Bunların güzel karşılığına inanan. Allah Teâlâ’nın vâd buyurduğu cenneti tasdik eden kimse var ya işte biz onun hayırlı işlerde ve taatte yapıp ettiklerini kolaylaştıracağız. Cimrilik eden. Yani malında Allah Teâlâ’nın takdir buyurmuş olduğu hakkı (zekât vb.) vermeye yanaşmayan ve bu uğurda vâdedilenleri yalanlayan var ya işte ona da kendisine vâdedileni yerine getirme işini zora sokarız.

      Kibir çukuruna düştüğü zaman da malı kendisine fayda vermez. Helâk olup öldüğü zaman yahut ateşe düştüğü zaman fayda görmeyecektir. Malı kendisine fayda vermez sözünün zâhirinde şuna işaret vardır: Bu âyet, maldan gerçekten vermeye ve malı vermeyip engellemeye dairdir.

      Bazı dilciler dediler ki: “Teraddâ fi’n-nâri” (تَرَدَّى فِي النَّارِ), yani ateşe düştü demektir. “Radâ” (رَدَى) kökünden ve tefa‘‘ul babından “teraddâ” denilir, helâk oldu anlamındadır. “Yüsrâ” “teysîr”den, “usrâ” da “ta‘sîr” kökünden gelir.

      Bazıları “el-hüsnâ”nın cennet olduğunu söylemişlerdir. Bazıları da maksadın “Şehâdetü en lâ ilâhe illallâh” demek olduğunu söylemiştir. İnfak edilen malın yerine konulan yeni mal olduğunu söyleyen de olmuştur. “Yüsrâ”nın (يُسْرَى) cennetin bir ismi olması da mümkündür. “Hüsnâ” da aynı şekildedir. ‘“Usrâ” (عُسْرَى) ve “suâ” (سُوأَى) da cehennem adıdır. “Yüsrâ”nın yapılan işlerden hoş ve güzel olanı, ‘“usrâ”nın da pis ve çirkin olanı karşılığında kullanılmış olması da mümkündür.

      Kimi de şöyle demiştir: Âyet Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk (r.a.) hakkında inmiştir. O Hz. Bilal’i Ümeyye b. Halef ve Übey b. Halef’ten bir “bürde” ve on “ukıyye” karşılığında satın almış ve onu Allah Teâlâ’nın rızası için âzat etmişti. Bunun üzerine Allah Teâlâ şu âyetleri indirdi: “Ve’l-leyli izâ yağşâ... inne sa‘yeküm leşettâ” (إِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتَّىٰ ... وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَىٰ). Yani Hz. Ebû Bekir ile Ümeyye ve Übeyy’in çabaları farklı farklıdır. Sûrenin konusu sonuna kadar aynı olayla ilgilidir. “Fe emmâ men a‘tâ ve’t-tekâ ve saddeka bi’l-hüsnâ fesenüyyessiruhû li’l-yüsrâ” (فَأَمَّا مَنْ أَعْطَىٰ وَاتَّقَىٰ * وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَىٰ * فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرَىٰ) âyetleri Hz. Ebû Bekir’i “ve emmâ men bahile ve’steğnâ ve kezzebe bi’l-hüsnâ fesenüyessiruhû li’l-usrâ” (وَأَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنَىٰ * وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَىٰ * فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرَىٰ) âyetleri de Ümeyye b. Halef ile Übey b. Halef’i anlatmaktadır. Bunu Abdullah b. Mesûd rivayet etmiştir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Nuyessiru (نيسر)

        İbn Fâris, kelimenin dayandığı "yâ-sîn-râ" kökünün temel etimolojik manasının zorluğun zıttı olarak kolaylık, hafiflik, yumuşaklık ve bir şeyin zahmetsizce akıp gitmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiil formunun bir işi bir kimse için kolaylaştırmak ve onu o işe hazırlamak anlamına geldiğini, bağlam içerisinde Allah'ın, fedakarlık ve takva gösteren kuluna iyilik yollarını açmasını, erdemli amelleri onun doğasına uygun ve zahmetsiz hale getirmesini anlattığını açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki sisteminde bu fiilin sadece ilahi bir lütfu değil, aynı zamanda insanın ahlaki seçimlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkan varoluşsal bir kolaylaştırmayı temsil ettiğini, kulun iradi çabası ile ilahi yardımın uyumlu bir şekilde birleşerek iyiliği ruhun doğal ve pürüzsüz bir refleksi haline getirdiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet bağlamında insanın iradesiyle seçtiği iyilik yöneliminin ardından gelen ilahi takdiri ve teşviki ifade ettiğini, ahlaki çabanın başlangıçtaki zorluğunun kırılarak yerini manevi bir akışkanlığa ve eylemsel bir kolaylığa bıraktığını kaydeder.

        Yusrâ (اليسرى)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "yâ-sîn-râ" kökünün ifade ettiği zahmetsizlik ve rahatlık manasından hareketle, bu kelimenin ulaşılabilecek en üstün kolaylık ve selamet durumunu anlatan ism-i tafdil (üstünlük derecesi) vezninin dişil formu olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin her türlü meşakkatin ve zorluğun ortadan kalktığı mutlak huzur halini tanımladığını, ayet bağlamında hem dünyevi hayattaki erdemli yaşamın getirdiği içsel sükuneti hem de nihai mükafat olan cennetin pürüzsüz rahatlığını kapsadığını söyler. Toshihiko Izutsu, bu kavramın ontolojik ve ahlaki bir zıtlık kutbu olarak konumlandığını, mutlak iyiliğe ve hakikate teslim olan bilincin ulaşacağı ebedi ve sarsılmaz ahlaki denge durumunu sembolize ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin ayette sadece psikolojik bir rahatlamayı değil, insanın dünyevi imtihan sahasındaki tüm ağır yüklerinden arınarak ontolojik bir varoluşsal selamete ve metafiziksel huzura kavuşmasını anlattığını, iyilik yolunun bizzat kendisinin bu nihai sükunet haline dönüştüğünü vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X