Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Leyl Sûresi, 1. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Leyl Sûresi, 1. Ayet

    وَالَّيْلِ اِذَا يَغْشٰىۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velleyli iżâ yaġşâ

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      1. "Yemin olsun, bürüyüp örttüğünde geceye;"

      2. "Aydınlandığında gündüze;"


      Allah Teâlâ geceyi ve gündüzü mümin-kâfir herkesin, ehli iman ve tevhit-le çekişme halinde olan cümle zorbaların ve firavunların dahi bildiği açık ve tekrar eden iki büyük alâmet yaptı. Gece ve gündüze yapılan yemin ile “ve’d-duhâ ve’l-leyli izâ secâ” (وَالضُّحَىٰ وَاللَّيْلِ إِذَا سَجَىٰ) sûresi[nde] yapılan yemin ay-nıdır. Daha önce de belirttiğimiz gibi yemin, üzerine yemin edilen konuyu pekiştirmek için yapılır. Aslında yemin olmasa da o konu öyledir. Bu da onlarda olan özelliklerin büyüklüğünü gösterir. Öyle ki gece ve gündüz ne kadar zorba ve firavun varsa galip gelmeleriyle hepsinin üstesinden gelmiş, onlara galebe çalmıştır. O kadar ki onlardan gece ve gündüzün gidip gelmelerine mâni olmak isteyen çıksa asla ona güç yetiremez.

      Gece ve gündüzün deveranında Allah Teâlâ’nın vahdâniyetine, ulûhiyetine, güç ve kudretine, ilmine, tedbirine ve hikmetine dair delil vardır. Vahdâniyetine ve ülûhiyetine delil oluşu onların birbiri ile olan uyumu ve var olduklarından bu tarafa tek bir esas ve kanun üzere cereyan ediyor olmalarıdır. Nurdan ve karanlıktan yaratılmışlardır ve artıp eksilmeleri söz konusudur. Her ikisinin aynı düzen içinde yürümesi her ikisinin de varedicisinin aynı kudret ehli olduğunu gösterir. Eğer bunlar birden fazla yaratıcının eseri olsaydı, berikinin diğeri üzerine gelip de ona galip gelmesi hali devam ederdi. Diğeri de ebediyen galip olana yenik halde kalırdı. Böyle olmayıp sürekli birbirini takip ettiklerine göre anlaşıldı ki bunları idare eden aynı kudret ehlidir. Bu, aynı zamanda Seneviyye’nin (düalizm) inandığı gibi ışığın ve karanlığın işi olmadığına da delildir. Bunların yararlarının birbirine bağlı olacak şekilde ayarlanmış olması da yine onların çok değil tek bir elden idare edildiklerinin delili olur. Bunların hareketlerinin ve yararlarının uyum içinde olması, aynı yasa üzerine düzgün bir şekilde devam etmesi onların varedicisinin ilim sahibi bir düzenleyici olduğunu ve bütün bunları gelişi güzel ve öylesine değil tedbir ve ilim üzere yürüttüğünü gösterir. Onlardan her birinin göz açıp kapayacak kadar bir zamanda gelmesi onu inşa edenin Kadir olduğunu ve onu ölümden sonra diriltme ve âhiret hayatını başlatma gibi hususlarda acze düşüremeyeceğini gösterir. Keza bahsettiğimiz durum onu yapan failin hikmet sahibi olduğunu ve fiilinin hikmet üzere vuku bulduğunu, onları başıboş bırakıp kendilerine birtakım emir ve yasaklarla ve birtakım hususlarla onları sınamayıp kendi hallerine bırakma gibi bir olgunun olmadığını da gösterir. Aynı şekilde zikrettiklerinde erkek ve dişinin de yer alması evlilik, üreme ve soy sop sürme gibi birtakım işaretler ve alâmetler içerir.

      [Bazı dilciler dediler ki] “iza tecellâ” demek ortaya çıkmak demektir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Leyl (الليل)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "lâm-yâ-lâm" kökünün doğrudan zamanın karanlık kısmını, gündüzün zıttını ifade ettiğini ve bu ismin varlıkların üzerini örten karanlık doğasından kaynaklandığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin güneşin batışından doğuşuna kadar olan zaman dilimini tanımladığını, eşyanın şeklini ve rengini gizlediği için bu şekilde adlandırıldığını açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Arapçaya dışarıdan alınmış bir kelime olmadığını, köken itibarıyla ortak Sami dil ailesindeki "layl" formuna dayandığını, İbranice "laylā" ve Süryanice "lêlyā" gibi diğer akraba dillerindeki kullanımlarla tam bir etimolojik aynılık taşıdığını vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'daki kullanımında sadece kozmik ve doğal bir zaman diliminden ibaret kalmadığını, aynı zamanda bağlamına göre insanın vahiyden uzak kaldığı bilinmezlik, cehalet ve yön bulamama durumunu yansıtan varoluşsal bir karanlık sembolizmini de barındırdığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin üzerine yemin edilen doğal bir fenomen olarak Kur'an'ın ilk muhataplarının algı dünyasında sükûnet, tehlike ve gizem barındıran kuşatıcı bir gerçeklik olduğunu, ayetteki karanlığın her şeyi bürüme işlevinin tam da bu ontolojik ve psikolojik bağlamda öne çıktığını belirtir.

        Yağşâ (يغشى)

        İbn Fâris, kelimenin geldiği "ğayn-şın-yâ" kökünün temel etimolojik anlamının bir şeyin üstünü örtmek, bürümek, gizlemek ve her yönden kaplamak olduğunu, bu eylemin hem fiziksel bir nesneyi kapatmayı hem de karanlık gibi soyut bir unsurun mekanı kaplamasını ifade ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, fiilin bir varlığı görünmez kılacak biçimde kuşatarak örtmek manasına geldiğini, mevcut bağlamda gecenin karanlığının yeryüzündeki tüm varlıkların ve ufkun üzerini bir perde gibi bürümesini anlattığını söyler. Celaleddin el-Suyuti, fiilin geleneksel dilbilim ve tefsir çerçevesinde gecenin bizzat kendi karanlığıyla dünyayı sarması ve eşyayı gözden saklaması anlamında ele alındığını, bu örtmenin mutlak bir kapalılık ve durgunluk hali oluşturduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu fiilin karanlığın varlık aleminin üzerini ontolojik bir örtü gibi kapatmasını anlattığını, bu fiziksel bürüme işleminin aynı zamanda insanı dış dünyadan koparıp içsel tefekküre sevk eden, eşyanın görünen yüzünü geçici olarak gizleyen kozmik bir perdeleme olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X